Atatürk'ün Önerdiği 5 Kitap

Atatürk’ün Önerdiği Kitaplar Toplum Sözleşmesi

Atatürk’ün Önerdiği Kitaplar

Atatürk'ün Önerdiği Kitaplar

Atatürk’ün Önerdiği Kitaplar

Atatürk’ün Önerdiği Kitaplar

57 yıllık yaşamında katıldığı 11 savaşın içinde bile kitap okuyan Mustafa Kemal Atatürk’ün kitap önerileri

Mustafa Kemal Atatürk’ün Kitap Önerileri:

1-) Çalıkuşu – Reşat Nuri Güntekin

Romanda, İstanbullu köklü bir ailenin kızı olan çocuk ruhlu Feride’nin çok sevdiği nişanlısı tarafından ihanete uğramasıyla kendini öğretmenlik mesleğine adaması ve hayatını kazanabilmek için Anadolu’da şehir şehir dolaşması anlatılır.  Çalıkuşunda duygusal bir olayı anlatmakla birlikte toplumsal sorunlarının eleştirel olarak da ortaya koymaktadır. Çalıkuşu, Türkiye’de yeni ve modern bir dönemin başlamasını özendiren bir roman olarak kabul edilmektedir.

Atatürk'ün Önerdiği Kitaplar

Atatürk’ün Önerdiği Kitaplar

2-) Beyaz Zambaklar Ülkesinde – Grigory Petrov

Beyaz Zambaklar Ülkesinde, bataklıklardan, göllerden, granit taşlarından oluşan Finlandiya ülkesinin nasıl kalkındığının, “zambaklar ülkesi”ne nasıl dönüştüğünün hikâyesidir. Finlandiya’nın, bir avuç insanın çabasıyla ve azmiyle nasıl küllerinden doğduğunu anlatır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün, tüm öğrencilere tavsiye edilmesini ve özellikle askeri okullarda zorunlu olarak okutulmasını istediği bu kitap, herkes için bir başucu eseri niteliğindedir.

Atatürk bu kitabı askeri okulların müfredatına konulmasını emretmiştir.

3-) Belleten

Belleten, Türk Tarih Kurumu tarafından, Ocak 1937’den bu yana dört ayda bir Türkçe olarak yayımlanmakta olan, dil ve tarih konulu makalelere yer veren bir dergi.

4-) Toplum Sözleşmesi – Jean Jacques Rousseau

Jean-Jacques Rousseau; Bilimler ve Sanatlar Üstüne Söylev’den Emile’e, İnsanlar Arasında Eşitsizliğin Kaynağı’ndan İtiraflar’a, insanlık tarihinde çığır açan Aydınlanma düşüncesinin en önemli Romantik düşünür-yazarıdır. Toplum Sözleşmesi’yse (1762) yayımlandığı günden bugüne toplumların birarada yaşayışlarına ilişkin en temel düşünce yapıtlarından biri olma özelliğini sürdürmektedir.

5-) Türkçülüğün Esasları – Ziya Gökalp

Türk düşünce, kültür ve siyaset tarihinin önemli simalarından olan Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları adlı eseriyle “Türk milletindenim” demenin ne demek olduğunu, Türk milletinin kim olduğunu, nereden geldiğini ve nereye gitmesi gerektiğini öğreten bir ilk öğretmendir. Bu çabalarıyla Türk milliyetçiliğinin zeminini de hazırlayan Gökalp, kendisine kadar dağınık bir halde gelen düşünceleri bir araya getirerek, gerçek anlamını bulan bu düşünceye Türkçülük adını vermiş ve milletin bundan sonra gideceği yolu tayin etmiştir. İmparatorluktan Millî-Devlete geçiş döneminde yaşayan Gökalp’ın, insanların kafalarının karışık olduğu bir dönemde, bu karışıklığa çözüm bulmak amacıyla Türk toplumu ve kültürü üzerine yaptığı sosyolojik, kültürel ve siyasî değerlendirmeler geçerliliğini bugün de muhafaza etmektedir.

Kaynak: Kooplog

PERPA HABERLERİ   

PERPA ANA SAYFA  

PERPA İLETİŞİM

Export Gateway To Africa

Export Gateway To Africa Geniş Ticaret İhracat Ağı

Export Gateway To Africa Geniş Ticaret İhracat Ağı

Export Gateway To Africa

Export Gateway To Africa

Export Gateway To Africa

EXPORT GATEWAY TO AFRICA daralmakta olan Avrupa pazarının ötesine geçerek Türkiye’nin önde gelen sektörleri için Afrika’ya uzanan geniş bir ticaret ve ihracat ağı oluşturmak ve Türkiye ile Afrika ülkeleri arasındaki ticaret hacmini artırmak amacıyla, 02-05 Aralık 2020 tarihlerinde global ticaretin merkezi CNR Expo İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenecek.

CNR Holding kuruluşu İstanbul Fuarcılık tarafından düzenlenen ve Türkiye ekonomisini uluslararası pazarda ileriye taşıyacak olan fuar, katılımcıları Afrikalı iş insanlarıyla buluşturarak yeni ticari bağlantılar kurmaları, bilgi paylaşımında bulunmaları, karlı yatırım ve iş anlaşmaları yapmalarına fırsat sunacak.

Fuar, katılımcılara dünyadaki küresel değişim fırsatlarından yararlanarak 100 Milyar USD’ye ulaşan yeni pazarda yer edinme imkanı sağlayacak.

35 yılı aşkın deneyimiyle CNR Holding, dünya pazarında iz bırakmak isteyen tüm katılımcıların Afrika pazarının zengin alıcı potansiyelini keşfedecekleri ideal platformda ticaret hacmini artırırken, Türkiye ve Afrika arasında kurulan uzun vadeli ve kalıcı iş birlikleri ve yatırımlarla iki ülkenin de ekonomisine büyük katkıda bulunacak.

YAPAY ZEKA SAYESİNDE DOĞRU ZİYARETÇİYLE BULUŞUN

Export Gateway Africa

Export Gateway Africa

Fuarın Afrika’nın 55 ülkesi öncelikli olmak üzere dünya çapında sürdürülen tanıtım ve pazarlama faaliyetleri, CNR Holding’in yurt dışındaki ofislerinin yanı sıra yetkili acenteleri tarafından, yüz binlerce sektörel veri tabanından oluşan uluslararası ziyaretçi ağı üzerinden yapılacak.

CNR Holding’in 2018 yılında hayata geçirdiği ve fuarların alıcı rakamlarında %106’lık bir

artış sağlayan BIA – Global Pazar İstihbarat Sistemi de 10 milyon uluslararası datayı tarayarak katılımcıların fuarda en doğru alıcılarla buluşmasını sağlayacak.

Export Gateway to Africa’nın global tanıtım çalışmalarıyla, katılımcılar 1.3 milyarlık nüfusu ile %90 İthalata bağımlı olan Afrika Pazarı’nda geniş bir alıcı kitlesine ulaşarak ihracat oranlarını artırma şansı bulacak.

PROFESYONEL İKİLİ İŞ GÖRÜŞMELERİ

Export Gateway Africa

Export Gateway Africa

Ticaret bakanlığı, ticaret müşavirlikleri ve anlaşmalı agentlarımız ile yürütülecek ortak çalışma, katılımcı profiline göre yerinde yapılacak ve yaptırılacak pazar araştırması sonrasında doğru muhataplar tespit edilerek fuar süresince profesyonel ikili iş görüşmeleri düzenlenecek. Alıcılarla katılımcılarımız doğrudan eşleştirilerek etkili iş anlaşmalarına imza atabilecektir.

Export Gateway To Africa Ziyaretçi Profili

Afrikalı;

•İthalatçılar

•Üreticiler

•Toptancılar

•Distribütörler

•Devlet Kurumları

•Dernekler

•Birlikler

•KİT’ler

•Acenteler

•Federasyonlar

•Diğer

Export Gateway To Africa Katılımcı Profili

Afrika İthalat İhracat

Afrika İthalat İhracat

•Ev tekstili & Mobilya

•Tekstil & Hazır giyim & Ayakkabı

•Gıda & İçecek

•Gıda işleme makineleri & Ambalaj

•Makine & Makine ekipmanları

•Tarım & Tarım makineleri

•Yapı & Yapı malzemeleri

•Mermer & Mermer makineleri

•Çevre teknolojileri & Enerji

•Değirmen makineleri & Teknolojileri

•Sağlık & Ağız ve diş sağlığı & Medikal ekipmanlar •Kozmetik & Kişisel bakım ürünleri

•Hijyen & Temizlik ürünleri

•Seramik, Mutfak, Banyo ekipmanları

•Turizm & Otel ekipmanları

SEKTÖRLERE GÖRE ÖNCELİKLİ ZİYARETÇİ HEDEFLENEN ÜLKELER

Afrika Ticaret Birlikleri

Afrika Ticaret Birlikleri

Etiyopya

Cezayir

Uganda

Nijerya

Fas

Kenya

Senegal

Gana Fildişi Sahilleri

Güney Afrika Cumhuriyeti

Kamerun

Tunus

Export Gateway Africa İletişim

Batuhan Ünen

Fuar Müdürü 

Tel: 0 (212) 463 78 32

batuhan.unen@cnr.net

 

Ufuk Önder 

Satış Yöneticisi

Tel: 0 (212) 463 78 39

ufuk.onder@cnr.net

CNR EXPO İstanbul Fuar Merkezi / Bakırköy İstanbul | Tel: 0 212 465 7474 Fax: 0212 465 64 50

www.exportgatewayafrica.com

CNR EXPO Ekim 2020 Fuar Takvimi

CNR EXPO Ekim 2020 Fuar Takvimi

CNR EXPO Ekim 2020 Fuar Takvimi

PERPA HABERLERİ   

PERPA FAALİYETLER 

PERPA DUYURULAR 

PERPA ANA SAYFA  

PERPA İLETİŞİM

30 Ağustos Zafer Bayramı Kutlu Olsun 2020

30 Ağustos Zafer Bayramı Kutlu Olsun

Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’ün, düşman birliklerini Anadolu’dan çıkarmak amacıyla başlattığı harekât sonucu işgalci birlikler Anadolu topraklarından sürüldü.

30 Ağustos Zafer Bayramı Kutlu Olsun

30 Ağustos Zafer Bayramı Kutlu Olsun

30 Ağustos Zafer Bayramı Kutlu Olsun

Atatürk’ün başkomutanlığı sırasında yapıldığı için ”Başkomutanlık Meydan Muharebesi” adıyla da bilinen Büyük Taarruz’un başarıyla sonuçlanmasının ardından Yunan Orduları İzmir’e kadar takip edildi ve 9 Eylül 1922’de İzmir’in kurtarılmasıyla Türk toprakları Yunan işgalinden kurtarıldı. İşgal birliklerinin ülke sınırlarını terk etmesi daha sonra gerçekleşti ancak 30 Ağustos sembolik olarak ülke topraklarının geri alındığı günü temsil eder. İlk kez 1924 yılında Afyon’da ”Başkumandan Zaferi” adıyla kutlanan 30 Ağustos günü, Türkiye’de 1926’dan itibaren ‘ ‘Zafer Bayramı”adıyla kutlanmaya başlandı.

TAARRUZ AFYON’DAN BAŞLADI

Zafer Bayramı Kutlu Olsun

Zafer Bayramı Kutlu Olsun

Büyük Taarruz, Kurtuluş Savaşı sırasında Türk ordusunun işgalci kuvvetlere kesin ve son hamleyi gerçekleştirmek ve düşman birlikleri Anadolu’dan atmak için planlanmış gizli bir harekâttı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 20 Temmuz 1922’deki oturumunda kendisine dördüncü kez Başkomutanlık yetkisi verilen Mustafa Kemal Atatürk, taarruz kararını Haziran ayında aldı ve hazırlıkları gizli olarak yürüttü. Büyük Taarruz, Ağustos’un 26’sını 27’sine bağlayan gece Afyon’da başladı, Aslıhan civarında kuşatılan düşman birliklerinin, Mustafa Kemal Paşa’nın idare ettiği Dumlupınar Meydan Muharebesi’nde imha edilmesi ile Türk ordusunun zaferiyle sonuçlandı.

İLK KEZ ”BAŞKUMANDAN ZAFERİ” OLARAK KUTLANDI

Zafer Bayramı

Zafer Bayramı

30 Ağustos Zafer Bayramı, ilk olarak 1924’te Dumlupınar’ın Çal Köyü yakınlarında Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in katıldığı bir törenle ”Başkumandan Zaferi” adıyla kutlandı. Zaferi kutlamak için iki yıl beklemenin nedeni ise, 1923 yılının yeni Türkiye için hem ulusal hem de uluslararası alanda yoğunluğun fazla olmasındandı. Dumlupınar’ın Çal Köyü’nde gerçekleşen ilk törende Mustafa Kemal, milli ruhun canlı tutulmasının önemini vurguladı ve ”Meçhul Asker Abidesi”nin temelini eşi Latife Hanım ile beraber attı.

30 AĞUSTOS ”TAYYARE BAYRAMI”

Mustafa Kemal Atatürk

Mustafa Kemal Atatürk

1926 yılından itibaren Zafer Bayramı olarak kutlanan Başkumandan Zaferi’nin, 1 Nisan 1926’da kabul edilen Zafer Bayramı Kanunu’yla, 30 Ağustos Başkumandan Muharebesi gününün Cumhuriyet ordu ve donanmasının Zafer Bayramı olduğu, her yıl dönümünde bu bayram gününün kara, deniz ve hava kuvvetleri tarafından kutlanacağı belirtildi. Dönemin Savunma Bakanı Recep Peker yayınladığı bir genelge ile bayram törenlerinde neler yapılacağını detaylı bir şekilde belirtti. Hava Kuvvetlerinin ülke savunmasında önemli bir yeri olması nedeniyle, Tayyare Cemiyeti de 30 Ağustos tarihini “Tayyare Bayramı” olarak adlandırdı.

30 Ağustos Zafer Bayramı ABDULLAH GÜL İLE BİRLİKTE DEĞİŞTİ

1930 yılının ardından, Zafer Bayramı için özellikle 1960’lardan itibaren daha kapsamlı ve katılımlı bir şekilde kutlamalar yapılmaya başlandı. 30 Ağustos, Türkiye’de askeri okulların mezuniyet törenlerini yaptıkları gün oldu ve ayrıca tüm subay ve astsubay rütbe değişiklikleri bu tarihte geçerli olur. Zafer Bayramı uzun yıllar Genelkurmaybaşkanı’nın tebrikleri kabul ettiği bir bayram olarak kutlandı fakat bu durum Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Başkomutan sıfatıyla kutlamalara ev sahipliği yaptığı 2011 yılından itibaren değişti.

Mustafa Kemal Atatürk

PERPA HABERLERİ   

PERPA FAALİYETLER   

PERPA ANA SAYFA  

PERPA İLETİŞİM

Profesör Doktor Aydın Sayılı İlk Bilim Tarihi Doktoru

Profesör Doktor Aydın Sayılı İlk Bilim Tarihi Doktoru

Prof. Dr. Aydın Sayılı ve Mustafa Kemal Atatürk

Prof. Dr. Aydın Sayılı ve Mustafa Kemal Atatürk

Prof. Dr. Aydın Sayılı

Yıl 1933, günlerden 28 Haziran, yer ise “Ankara Atatürk Lisesi”

Tüm öğrenciler, okula gelecek heyet için hazırlanmış ve sabırsızlanmaktadır. Kapıya siyah bir Lincoln yanaşır. İçinden Salih Bozok, Reşit Galip ve Mustafa Kemal Atatürk iner. Öğrenciler coşkuyla alkışlamaya başlar, Atatürk ise gençleri selamlayarak okula girer.

O gün okulun bitirme sınavları yapılacaktır. Son sınıf öğrencileri tek tek sınıfa alınır ve heyet karşısında sınava tabi tutulur. Atatürk de sınav komisyonunda yer almak ister ve oturur. Sınava ilk giren öğrenci olan “Orhan” ve “Oktay” heyetin ve Atatürk’ün sorularını yanıtlayıp mezun olmaya hak kazanırlar.

Hemen sonra “Aydın” isminde bir öğrenci gelir ve 1 saat kadar içeride kalır. Dışarıdaki öğrenciler Aydın’ın bu kadar uzun süre içeride kalmasına anlam veremezler. Tarih, Coğrafya, Yurt Bilgisi, o kadar çok soru sorulur ki Aydın’a onu bizzat Atatürk imtihan etmiştir. Sonunda yanındaki Reşit Galip’e dönerek “Bu genç fevkalade zeki! Bir an önce yurt dışına tahsile yollayalım!” der.

Profesör Doktor Aydın Sayılı

Profesör Doktor Aydın Sayılı

Ertesi gün Aydın makama çağrılır ve eline bizzat Atatürk’ün yazdığı gurur mektubu bir zarf içinde verilir.

Ve Aydın, Atatürk’ün isteğiyle, devlet bursuyla yurt dışına gönderilir. Amerika’da Harvard’a girer ve bilim tarihi üzerine “dünyada ilk doktora yapan kişi” unvanını kazanır. Hemen sonra Türkiye’ye gelip bilim tarihi kürsüsünü kurar.

Uluslararası Bilim Tarihi üyeliğine seçilir ve Unesco gibi birçok kurum ve dünyanın çeşitli ülkelerinden ödüller alır. Binlerce Türk gencini yetiştirir. İşte bahsettiğimiz bu “Aydın”, şu an kullandığımız 5 liranın üzerinde de bulunan Ordinaryus Profesör Dr. Aydın Sayılı‘nın ta kendisidir…

Peki Atatürk’ün bizzat imtihan ettiği Orhan ve Oktay kim midir? Hepimizin severek kitaplarını okuduğu “Orhan Veli” ve “Oktay Rıfat”…

İşte Türkiye Cumhuriyeti’nin parlak ve aydın zihinleri böyle zekice stratejiler ile ortaya çıkmış ve binbir zorlukla gönderildikleri dış dünyadan öğrendiklerini dönüp binlerce gence aktarmışlardır!

Türkiye Cumhuriyeti uğruna harcanan her alın terine

Saygı ve Minnetle…

Üniversite Yılları Bilim Tarihi Uzmanı

Üniversite Yılları Bilim Tarihi Uzmanı

Profesör Doktor Aydın Sayılı

Türkiye’de bilim tarihçiliğinin yerleşmesini sağlamış bilim adamıdır. Ordinaryüs Profesör Doktor unvanı taşır. 1942 yılında Harvard Üniversitesi’nde bilim tarihi alanında doktorasını tamamlamış olan Sayılı, dünyada bilim tarihi alanında bilinen ilk doktora derecesinin sahibidir. 2009 yılında tedavüle sürülen 5 Türk Lirası banknotlarının arka yüzünde portresi bulunur.

Profesör Doktor Aydın Sayılı Yaşamı

Beş Lira Üzerindeki Resim

Beş Lira Üzerindeki Resim

2 Mayıs 1913’te İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Abdurrahman Bey, annesi Suat Hanım’dır. Ailesinin üçüncü çocuğu idi. Babasının İran’da görev yapması nedeniyle çocukluğunun bir kısmı İran’da geçti.

İlköğrenimini İstanbul’da orta öğrenimini Ankara’da tamamladı. 1933 yılında Ankara Atatürk Lisesi’ndeki mezuniyet sınavları sırasında sınav heyeti içinde cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk de yer alıyordu. Cumhurbaşkanı, gösterdiği üstün başarı üzerine bu öğrenci ile ilgilenilmesini istemişti. Millî Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey, kendisini bilim tarihi ile ilgilenmeye yönlendirdi. Liseyi bitirdiği yıl, Millî Eğitim Bakanlığı’nın yurtdışına öğrenci göndermek için açtığı sınavı kazandı ve Harvard Üniversitesi’nde bilim tarihi okumak üzere Amerika Birleşik Devletleri’ne gönderildi. George Sarton onun yetişmesinde çok etkili oldu. 1942 yılında George Sarton’un yönettiği “İslam Dünyasında Bilim Kurumları” başlıklı tezi ile Harvard Üniversitesi’nden doktora derecesi aldı. Bu doktora, dünyada bilim tarihi alanında verilen ilk doktora derecesi olarak bilinir.

1943 yılında yurda döndüğünde Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’nde göreve başladı. Onun göreve başlamasıyla bölüm programına tarih dersleri konuldu. 1946’da felsefe kürsüsüne Bilim Tarihi Doçenti olarak atandı. 1952 yılında Bilim Tarihi Profesörü oldu. 1952-53 ve 1956-57 yıllarında ABD hükûmeti ve Fords Vakfı’ndan aldığı burslarla 10-11 ay süreli olarak ABD’de kaldı ve araştırma yaptı. Çeşitli Amerikan üniversitelerinden aldığı teklifleri, Ankara’ya karşı sorumluluklarını yerine getirmek için reddetti. 1958 yılında Ordinaryüs Profesör unvanını aldı. Başyapıtı olan “İslam Dünyasında Rasathane ve Genel Rasathane Tarihi İçindeki Yeri” adlı eserini 1960’ta yayımladı. 1974 yılında fakültenin Felsefe Bölümü Başkanlığına seçildi; 1983’te emekli oluncaya kadar bölüm başkanlığını sürdürdü.

Sayılı, Ankara Üniversitesi’nde hizmet verdiği uzun yıllar boyunca sadece 3 doktora öğrencisi yetiştirdi. Sevim Tekeli astronomi tarihi, Esin Kahya doğa bilimleri ve tıp tarihi, Melek Dosay ise matematik tarihi alanında doktoralarını yaptı.

Üniversitedeki görevinin yanı sıra 1947’de Türk Tarih Kurumu tam üyeliğine seçilerek bu kurumda çalışmalar yürüten Sayılı, Ortaçağ Türk Tarih Kol Başkanı olarak yıllarca hizmet etti.

1961’de Uluslararası Bilim Tarihi Akademisi’nin tam üyesi oldu ve 1962’den itibaren 3 yıl boyunca bu kurumda as-başkanlık yaptı.

Üniversitedeki görevinden emekli olduktan sonra 1984 yılında Atatürk Kültür Merkezi ve Atatürk Araştırma Merkezi adlı iki yeni kurum kurulmuş, bu kurumlar Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu ile birleştirilmişti. Böylece meydana gelmiş Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu adlı kurumun dört biriminden birisi olan Atatürk Kültür Merkezi’ne başkan olarak atandı. Atatürk Kültür Merkezi adına “Erdem” adlı derginin çıkarılmasında büyük emek harcadı. 1993 yılında bu görevden emekli oldu. Henüz emekliliğinin ilk ayında iken 15 Ekim 1993 günü sokakta kalp krizi geçirerek hayatını yitirdi. Ankara Cebeci Asri Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Profesör Doktor Aydın Sayılı Ödülleri

Sayılı, Nicolaus Copernicus üzerine çalışmaları nedeniyle 1973 yılında Polonya hükûmeti tarafından Copernicus Madalyası ile ödüllendirildi. 1977’de Tübitak Hizmet Ödülü, 1981’de İstanbul Üniversitesi Üstün Hizmet Ödülü’ne değer görüldü. 1980’de UNESCO Uluslararası Yazar Editör Komitesi’nee seçilen Sayılı, yaşamboyu verdiği hizmetlerden ötürü 1990’da UNESCO Ödülü’nü aldı.

Çalışmaları Hakkında

Sayılı, çalışmalarıyla Türklerin, İslam Dünyasının, Mısırlıların, Mezopotamyalıların ve diğer çeşitli medeniyetlerin bilime ve batı medeniyetinin oluşumuna yaptığı katkıyı ortaya koymuş bir bilim insanıdır.

Bilimsel çalışmaları sırasında Türkçeye ilgi göstermiş, emek vermiştir. Aydın Sayılı, karşılıkları hiç bulunmamış yabancı sözcüklere ve anlam karışıklıklarına yol açabilen terimlere Türkçe yeni karşılıklar bulup, bunların açıklamalarını yapmıştır. Editörü olduğu “Bilim Kültür ve Öğretim Dili Olarak Türkçe” isimli yayındaki aynı adlı makalesinde Türkçenin gelişimini açıklayan Sayılı, matematik, fizik, felsefe gibi değişik bilgi dallarını ilgilendiren bu çalışmasında, eş anlamlı, yakın anlamlı Türkçe sözcükler türetmiştir.

Sayılı, İslam Dünyasındaki gözlemevlerine ilişkin eseri ile belli başlı gözlemevlerini; bu kurumlarda hizmet vermiş belli başlı astronomları; kullanılan aletler ve söz konusu dönemdeki astronomi çalışmalarını tanıttı. Kahire’de varolduğu kabul edilen el-Mukasem adlı gözlemevinin aslında varolmadığını kanıtladı. Şam’daki Kasiyun Gözlemevi’nin yerini belirledi. İslam’ın dini ibadetleri yerine getirmede astronomiye olan ihtiyacından ötürü gözlemevinin İslam dünyasında ortaya çıkmış bir kurum olduğunu ve Batı dünyasındaki ilk gözlemevlerinin İslam dünyasındaki gözlemevlerini örnek alarak oluşturulduğunu ortaya koydu.

Sayılı, “İslam Dünyasında Hastaneler” başlıklı çalışmasıyla İslam dünyasındaki ilk yedi hastaneyi bilim dünyasına tanıttı. “Hayatta En Hakiki Mürşit İilimdir” adlı eseriyle bilim, bilimsel yöntem, bilim ve teknoloji arasındaki farklar gibi konulara tarihten örnekler vererek değindi. Atatürk’e ait “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” vecizesinin ölümsüzlüğünü kanıtlamaya çalıştı. Pek çok eserinde Batı ile Osmanlı arasındaki bilimsel ilişkileri ele aldı; İslam dünyasındaki bilimsel gerilemenin nedenlerini tartıştı. “Mısır ve Mezopotamyalılarda Matematik, Astronomi, Matematik” adlı eserinde söz konusu uygarlıkların bu konulardaki bilgilerini Klasik Yunan’daki bilgilerle karşılaştırdı. Son çalışmalarında İslam dünyasında Türklerin bilimsel faaliyetinin yeri ve önemi konusuna yoğunlaştı. Ebu Reyhan el Beyruni adlı bilim insanının Türk olduğunu ortaya koydu. Kopernik’în çalışmaları hakkında bir kitap yayımladı. Aristo ve el-Karafi’nin gökkuşağı konusundaki çalışmalarını karşılaştırmalı olarak inceledi. İbn-i Sina ve Newton’un hareket konusundaki açıklamalarının paralelliğini gösterdi.Farabi’nin boşluk hakkında görüşlerinin Batı’ya etkilerini inceledi.

Sayılı, tarih ve edebiyatla da yakından ilgilendi. Bu alanda çalışmalarına örnek olarak 14. yüzyılda kaleme alınmış ve içinde medreseler, dünyevi bilimlerle ilgili bilgiler yer alan Gülşehri’nin Leylek ve Bülbül adlı şiirini Türkçede ilk defa yayınlaması gösterilebilir. Ayrıca 16. yüzyılda yaşamış el-Mensuri’nin İstanbul Gözlemevi hakkındaki şiirleri üzerine bir makale yazmıştır. Osmanlı Sultanı III. Murat zamanında inşa edilmiş ve aynı padişah döneminde yıkılmış olan İstanbul Gözlemevi’nde hiçbir bilimsel çalışma gerçekleştirilmemiş olduğu görüşü kabul görmekte idi ancak Sayılı, bu makalesinde el-Mansuri’nin İstanbul Gözlemevinde 16 gözlemcinin yaşadığı, bir de kütüphanesinin bulunduğuna dair bilgileri ortaya çıkardı.

Türk Lirası üzerindeki portresi

1 Ocak 2009’dan itibaren dolaşıma girmiş olan ₺ 5 banknotlarının arka yüzünde, Aydın Sayılı’nın bir portresi yer almaktadır. Portre, İslam Tarihi Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi tarafından sağlandı[5]. Portrenin sol tarafındaki alanda DNA ve atom sembolleri, güneş sistemi ve el figürleri bulunmaktadır. ₺ 5 ön yüzünde Atatürk resmi vardır.

Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Ayd%C4%B1n_Say%C4%B1l%C4%B1

PERPA HABERLERİ   

PERPA ANA SAYFA  

PERPA İLETİŞİM

Kurban Bağış Standı Açıldı

Kurban Bağış Standı Açıldı

Perpa'da Kurban Bağış Standı Açıldı

Kurban Bağış Standı Açıldı

Kurban Bağış Standı Açıldı

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın her yıl düzenlediği Kurbanını Paylaş, Kardeşinle Yakınlaş temalı Kurbana bağışı kampanyası başladı.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kampanya kapsamında Türkiye’nin her yerinde açtığı kurban bağışı stantlarından bir tanesi Perpa’da açıldı.

Diyanet İşleri Başkanlığı Kurban Bağışı Standı

Diyanet İşleri Başkanlığı Kurban Bağışı

Kurban Bağış Stant Açılışına Şişli Müftüsü Mustafa Bilgiç, Perpa A Blok Başkanı Hasan Sezgin, Perpa B Blok Başkanı Hacı Demir ve Perpa Mescid görevlileri katıldılar.

Kurban Bağışı Hasan Sezgin

Kurban Bağışı Hasan Sezgin

Şişli Müftüsü Mustafa Bilgiç, ” Vekaletle Kurban kesmenin Türkiye’de 45 yıllık bir geçmişi ve geleceği var, 45 yıldır Diyanet İşleri Başkanlığı ve Diyanet Vakfı tarafından bu gelenek sürdürülüyor. Geçen yıl 149 ülkede vekaletle kurban kesildi, Vekaletle kurban kesimi aslında bir iyilik hareketidir, Yunus Emre’nin dediği gibi, ‘Paylaştıkça tok oluruz, Paylaşmazsak yok oluruz’, Bizim medeniyetimizde paylaşma ve dayanışma vardır” dedi.

Kurban Bağışı Hacı Demir

Kurban Bağışı Hacı Demir

Açılış konuşmasından sonra Perpa A ve  Blok başkanları hisse alarak kurban bağış kampanyasına katıldılar.

Diyanet İşleri Başkanlığı her yıl 149 ülkede vekaletle kurban kesip hijyenik kurban poşeti ile ülke halkına dağıtıyor.

PERPA HABERLERİ   

PERPA FAALİYETLER   

PERPA ANA SAYFA  

PERPA İLETİŞİM

Koronavirüs Kararları 1 Haziran 2020

Koronavirüs Kararları 1 Haziran 2020 Seyahat İzni

Koronavirüs Kararları

Koronavirüs Kararları 1 Haziran 2020

Koronavirüs Kararları 1 Haziran 2020

Koronavirüs Kararları

İŞTE YENİ KARARLAR

* Şehirlerarası seyahat sınırlaması 1 Haziran’dan itibaren tamamıyla kaldırılmıştır. Olumsuz bir durum görmemiz halinde bazı illerimiz için bu kısıtlamayı yeniden getirebiliriz.

* İdari izinde bulunan, esnek çalışma sisteminde olan kamu personeli 1 Haziran tarihi itibarıyla normal mesaiye başlayacak.

* Kreşler ve bakımevleri 1 Haziran’da açılacak.

* Sağlık Bakanlığı tarafından tanımlanan kronik hastalığı olan kamu personelinin durumları kurumlarınca takip edilecek.

* 65 yaş üstünün sokağa çıkma sınırlaması ve pazar günleri 14.00-20.00 saatleri arasında istisna kapsamında olması devam edecek.

* İşletme sahibi 65 yaş üstü vatandaşlarımız maske, mesafe, temizlik şartına riayet şartıyla işinin başında bulunabilecektir.

* 20 yaş altıyla ilgili sokağa çıkma uygulamasını da 18 yaşa indiriyoruz. 0-18 yaş grubunun tamamı Çarşamba- Cuma günleri 14.00-20.00 saatlerinde sokağa çıkma kısıtlamasına tabi olmayacak.

* 1 Haziran itibariyle restoran, kafe, pastane, kıraathane, çay bahçeleri, kaplıcalar saat 22.00’ye kadar hizmet vermeye başlayacak. Eğlence mekanları ile nargile satışı bu kapsamın dışındadır.

* Turizm tesislerinin bünyesinde işletmeler saat sınırlamasına tabi değildir. Yol güzergahlarındaki dinlenme tesisleri de 1 Haziran’da hizmet vermeye devam edecek. Gelişmelere göre kapsamı ve saati ayrıca değerlendireceğiz.

* Plajlar, milli parklar, bahçeler 1 Haziran’da faaliyete geçebilecek.

* Müze ve ören yerleri de 1 Haziran’da açılıyor.

* Hayvan satış yerleri 1 Haziran, hipodromlar 10 Haziran’da yeniden faaliyete geçebilecek. Bireysel sporlarla ilgili sınırlamalar kaldırılmıştır.

* Deniz turizmi balıkçılığı ve taşımacılığı ile ilgili sınırlamalar belirlenen kurallar dahilinde kaldırılmıştır.

* Sürücü ve benzeri kurslar 1 Haziran’dan itibaren, kütüphaneler, gençlik merkezleri, kampları, kıraathaneler 1 Haziran’dan itibaren belirlenen şartlar dahilinde faaliyetlerini sürdürebilecektir.

* Açık havada konserler, yine saat 24.00 ile sınırlı olmak üzere başlayabilecektir. Tüm bu hususlarla ilgili ayrıntılı açıklamaları ilgili kurumlarımız kamuoyuyla paylaşacaktır.

Pandemi Sürecinde Perpa

PERPA HABERLERİ   

PERPA FAALİYETLER   

PERPA ANA SAYFA  

PERPA İLETİŞİM

Ulusal Basında Perpa Haberleri 27 Mayıs 2020 Çarşamba

Ulusal Basında Perpa Haberleri 27 Mayıs 2020 Çarşamba

Ulusal Basında Perpa 27 Mayıs 2020 Çarşamba

Ulusal Basında Perpa

Ulusal Basında Perpa

2.5 Aylık Pandemi sürecinde Perpa Ticaret Merkezi’nin çalışma şekli ve yönetimlerin aldığı önlemler 27 Mayıs 2020 Çarşamba günü birçok gazetede haber oldu.

Ekonomiye Perpa Dopingi

Pentagon’dan sonra dünyanın en büyük monoblok binası olan Perpa’da son 2,5 ayda işletmelerin yüzde 60’ı hiç kapanmadı. Bu süreçte bir yandan çalışanlar ile ziyaretçilerin sağlığı gözetildi bir yandan da işletmeler açık kalarak ekonomiyi ayakta tutmaya katkı sağladı

Akşam Gazetesi Perpa

Ulusal Basında Perpa Akşam Gazetesi

Koronovirüs salgını, tüm dünyayı adeta karantinaya aldı. Türkiye’de salgının yayılmaması için “EvdeKal” kampanyası başlatıldı. Bu süreçte çalışanların bir kısmı işlerini evden yürütmeye başladı. Ancak ekonominin yara almaması için ticaretin belli aşamalarının devam etmesi zorunluydu. İşte Pentagon’dan sonra dünyanın en büyük monoblok binası olarak anılan ve bünyesinde 4 bin 500 işyeri bulunan Perpa Ticaret Merkezi, ticaretin ve ekonominin ayakta kalması için son 2,5 ayda işyerlerinin yüzde 60’ını açık tutarak hizmet vermeye devam etti.

Sözcü Gazetesi Perpa

Basında Perpa Sözcü Gazetesi

Perpa’nın COVID-19 sürecinde de önemli bir hizmete imza attı. Türkiye’nin birçok yerinde kullanılan ve insanların ateşi olup olmadığını belirli bir mesafeden tespit eden termal kameraların yüzde 90’ının Perpa menşeili olması bu dönemde birçok COVID-19 hastasının tespit edilmesinde yardımcı oldu. Perpa ayrıca, ateş ölçerlerin de önemli bir oranda temin edildiği yer olarak biliniyor.

Cumhuriyet Gazetesi Perpa

Basında Perpa Cumhuriyet Gazetesi

Böylece Perpa bir yandan COVID-19 ile mücadelede etkin rol oynarken bir yandan da ekonomiye katkı sağlamayı sürdürdü. COVID-19 salgını öncesinde yıllık 5 milyar dolarlık ticaret kapasitesine sahip olan Perpa, pandeminin başladığı mart ortasından nisan sonuna kadar 650 milyon dolarlık ticarete imza attı. Bu süreçte Perpa’ya gelen ziyaretçi sayısı aylık 750 bin civarında oldu. Mayıs ayının ilk gününden arife gününe kadar ise 300 ila 350 milyon dolarlık ticaret ve 500 bin ziyaretçiye ulaşıldı. Böylece son 2,5 ayda Perpa’ya 1 milyon 250 bin ziyaretçi gelerek, bir milyar dolara yakın ticaret gerçekleştirdi.

Ulusal Basında Perpa Haberleri Aydınlık Gazetesi

Ulusal Basında Perpa Aydınlık Gazetesi

“Güvenli ticaretin merkezi oldu”

Perpa Ticaret Merkezi, Perpa yönetimi tarafından sürekli olarak dezenfekte ettirildi ve ettirilmeye de devam ediyor. Ayrıca Şişli Belediye tarafından da iki kez dezenfekte çalışması yapıldı. Perpa’da giriş kapılarının sayısı düşürülerek kontroller de artırıldı. İçeri maskesiz ziyaretçi alınmadığı gibi gelenlerin tamamının termal kameralarla ateşleri ölçüldü ve ölçülmeye devam ediyor.

Dünya Gazetesi Perpa

Ulusal Basında Perpa Dünya Gazetesi

Pandemi sürecini değerlendiren Perpa A Blok Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Sezgin ise “Perpa sadece İstanbul’daki ticaretin değil, Türkiye’deki ticaretin de en önemli merkezlerinden. Ayrıca Türkiye’nin en büyük 500 sanayi kuruluşunda yer alan birçok firma Perpa bünyesinde faaliyet gösteriyor. Yani Perpa ihracatın da önemli merkezlerinden biri. Pandemi sürecinde Perpa’nın kapalı kalması gibi bir durum söz konusu olamazdı. Bunun en önemli nedeni termal kameraların yüzde 90’ının Perpa menşeili olması. Eğer Perpa açık kalmasaydı, pandemi ile yürütülen savaşın bir ayağı eksik kalırdı. Ayrıca insan sağlığını da hiçe sayamazdık. Bu nedenle önlemleri en üst seviyeye çıkardık ve işletmelerin hizmet verebilmesi için gerekli şartları oluşturduk. Bu süreçte Perpa, ticaretin en güvenli merkezlerinden biri oldu. Biz bu süreçte 1,5 metrelik sosyal mesafe kurallarına hepsine harfiyen uyduk. Bütün girişlerimizde Perpa menşeili olan termal kameralarla izlemeler yaptık. İçeri giren herkesin ateşini ölçtük. Ateşi olanı kesinlikle içeriye almadık. Bu nedenle ticaretin güvenli merkezi olduk” dedi.

 Perpa’daki güvenlik önlemlerinin önümüzdeki süreçte de en üst seviyede devam edeceğini belirten Sezgin, ticaret erbaplarının ve vatandaşların güvenle bütün ihtiyaçlarını Perpa’dan karşılamaya devam edebileceklerinin altını çizdi.

Pandemi Sürecinde Perpa

PERPA HABERLERİ   

PERPA FAALİYETLER   

PERPA ANA SAYFA  

PERPA İLETİŞİM

İlk Adım 19 Mayıs 1919

İlk Adım 19 Mayıs 1919 Gençlik ve Spor Bayramı

İlk Adım 19 Mayıs 1919

Bağımsızlığımıza ilk adım 19 Mayıs 1919 101. yıldönümü, Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.

İlk Adım 19 Mayıs 1919

İlk Adım 19 Mayıs 1919

İlk Adım 19 Mayıs 1919

Şanlı Türk tarihi sayısız zaferlerle doludur. 19 Mayıs 1919’un ise tarihimizde özel bir yeri ve önemi vardır. 19 Mayıs 1919, Türk milletinin, millî önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde önce Milli Mücadele’yi kazanarak Kurtuluş’a, sonra Türkiye Cumhuriyeti devletini kurarak bağımsızlığa ve daha sonra da toplumun her alanında yapılan devrimlerle çağdaş hayata uzanan zaferler ve başarılarla dolu uzun, meşakkatli ve kutlu yolun başlangıcı, ilk adımıdır.

Milli Mücadele’nin, Atatürk tarafından dile getirilen hikâyesinin ilk cümlesi, “1919 senesi Mayıs’ının 19’uncu günü Samsun’a çıktım” diye başlar. Diğer bir deyişle, 19 Mayıs 1919, Milli Mücadele’nin fiilen başladığı tarihtir. Aslında Kurtuluş’un ilk kıvılcımı, 18 Mart 1915 Çanakkale Zaferi’nin kazanılmasıyla çakılmıştır.

Çünkü bu zafer, I. ve II. Balkan Savaşlarında, Trablusgarp Harbinde ve I. Dünya Savaşında ard arda mağlubiyetler yaşayan Türk milletinin, kırılan onurunun yeniden ayağa kalkmasını sağlamıştır. Bu zafer, Türk milletinin, içinde bulunduğu zilletten aydınlığa çıkarıp parlak bir geleceğe taşıyacak lideriyle, Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal’le buluşmasını sağlamıştır. 

İlk Adım 19 Mayıs 1919 Özgürlük ateşini yaktı

İlk Adım 19 Mayıs 1919

İlk Adım 19 Mayıs 1919

Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkıp Milli Mücadele bayrağını açıp özgürlük ateşini yakmasaydı, milletçe tarih sahnesinden silinecek, egemenlik ve bağımsızlığımızı kaybedecektik. Her türlü olumsuzluğa rağmen yüksek bir vatan sevgisi ile çıktığımız yolda, bir taraftan düşmanla savaşırken, bir taraftan da 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açarak Cumhuriyet’e giden yolda önemli bir adım daha attık. Böylece hem mevcut tek kişi yönetimine son verileceğinin ve egemenliğin Türk milletine geçeceğinin mesajlarını verdik, hem de Milli Mücadele’nin arkasında millet iradesinin olduğunu bütün dünyaya gösterdik.

Lozan Barış Antlaşması ile de, bütün dünyaya, milli varlığımızı ve milli vatanımızı kabul ettirdik. 19 Mayıs 1919’da başlattığımız Milli Mücadele’yi 29 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurarak taçlandırdık. Ardından toplum hayatımızın her alanında gerçekleştirilen ve birbirini tamamlayan devrimlerle, modern dünyanın saygın bir üyesi haline geldik. 

İlk Adım 19 Mayıs 1919

İlk Adım 19 Mayıs 1919

Tarihimizin en önemli dönüm noktalarından biri olan 19 Mayıs 1919’u, başlattığı bu süreci göz önünde bulundurarak değerlendirmemiz gerekir. Bu tarihleri, sadece tarihi bir olayın yaşandığı günler olarak görür, millet hayatımızda ifade ettiği anlam ve önemi kavrayamazsak, sadece heyecanını duymadığımız sıradan ve şekli bir bayram günü olarak kutlarız.

Halbuki, milli bayramlar, milletin bireylerini asgari müştereklerde buluşturan, kaderde ve kıvançta bir olduğumuzun bilincini kazandıran, vatan-millet-bayrak gibi kutsal değerlerimize bağlılığımızı pekiştiren anlardır.

Milli kahramanlarımızı da sadece sevmek, duygusal bir eylemdir ve bir anlam ifade etmez. Onların hangi şartlarda neler yaptıklarını, neler kazandırdıklarını, tarihimizin akışına nasıl etki ettiklerini bilmek, düşünce ve eylemlerinin anlamlarını kavramak, bunları yaşatmak ve geliştirmek gerekir.

Özellikle yakın tarihimizin en büyük kahramanı olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün veciz bir biçimde ifade ettiği gibi, “Bir kişiyi görmek değil, onun düşünce ve eylemlerinin anlamını kavramak” önemlidir. Bu bilince kavuşan kişilerin  yaptığı ve yeni nesillere bu bilinci aktarmak amacıyla yapacakları kutlamaların bir anlamı vardır.

Sadece rozet takarak, bayramlarda anıtlara, büstlere çelenk koyarak, İstiklal Marşı’nı okuyup, şiirler söyleyip, nutuklar atarak, “Atatürkçüyüz, Cumhuriyetçiyiz” diye övünerek kutladığımız bayramların, basit bir gösteriden farkı yoktur.

Mustafa Kemal Atatürk

Mustafa Kemal Atatürk

Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy diyor ki:

“Sahipsiz olan memleketin batması haktır

Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır”

Şairin dediği gibi, sahip olmadığın, koruyamadığın, terk ettiğin her şeyi, her değeri kaybetmeye mahkumsun. Kaybedeceğin, bugün milli bayramların, milli kahramanların, yarın milli egemenliğin, bağımsızlığın, özgürlüğün, birliğin, bütünlüğün, kısacası vatanın, devletin, milli hayatın, dilin, dinin, kültüründür. Bunun için  bugünden milli geleneklerimizin başında gelen milli bayramlarımıza, tarihimize şan ve şeref kazandıran milli kahramanlarımıza ve başlangıçtan günümüze kadar tarihimizin her dönemine sahip çıkmamız gerekir.

Kaynak

Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı

Mustafa Kemal Atatürk

Mustafa Kemal Atatürk

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı her yıl Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde kutlanan resmi bir bayram. 19 Mayıs 1919 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, Bandırma Vapuru ile Samsun’a çıkarak İtilaf Devletleri’ne karşı Kurtuluş Savaşı’nı başlattı. Atatürk bu önemli günü Türk gençliğine armağan etti.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı ilk kez ne zaman kutlandı?

19 Mayıs kutlamaları ilk olarak 24 Mayıs 1935 tarihinde Atatürk Günü olarak kutlandı. İlk 19 Mayıs, Beşiktaş Spor Kulübü’nün girişimleri sayesinde Fenerbahçe Stadı’nda kutlandı ve Galatasaraylı ve Fenerbahçeli çok sayıda sporcu bu günü beraber kutladı. Beşiktaş’ın kurucu üyelerinden Ahmet Fetgeri Aşeni, Atatürk Günü’nün gençliğe adanması için 19 Mayıs’ın Gençlik ve Spor Bayramı olarak kutlanmasını önerdi. Spor Kongresi’nde dile getirilen bu öneri kabul edildi ve Atatürk’ün onayıyla yasa haline getirildi.

20 Mayıs 1938 tarihli kanunla beraber 19 Mayıs, Gençlik ve Spor Bayramı olarak kutlanmaya başlandı. 12 Eylül Darbesi’nin ardından bayramın adı Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı olarak değiştirildi.

Bandırma Vapuru

Bandırma Vapuru

Bandırma Vapuru

Bugün, Türk Tarihi’nin gidişatını değiştiren çok önemli bir olayın 100. yılını idrak ediyoruz…

Yüz sene önemli hadiselerle alâkalı bazı tartışmaların sona ermesi için oldukça uzun bir müddettir ama, Türkiye’de hâlâ Bandırma Vapuru’nun özelliklerini, hattâ Mustafa Kemal Paşa’nın yepyeni bir devletin kurulması ile neticelenen Samsun yolculuğunun “gerçek mahiyeti” olduğu iddia edilen bazı hayalî senaryoları tartışan aklıevveller mevcut…

Bu tuhaf iddialar bir yazının hacmini aşacak ve hacimli bir kitap teşkil edebilecek kadar fazla olduğu için, bugün sadece Bandırma Vapuru’ndan bahsedecek ve aslında gayet hüzünlü bir safahatı olan bu vapur ile alâkalı pek bilinmeyen bazı hususları anlatacağım: 

DÖRT AYRI BANDIRMA VARDIR 

İskoçya’da inşa edilen ve Türk deniz işletmecileri tarafından satın alınmalarından sonra isimleri “Bandırma”ya çevrilerek kullanılan dört ayrı vapur vardır:

1. 1878’de inşa edilen “Trocadero”: İsmi 1910’da “Bandırma” yapıldı ve 1925’te söktürüldü.

2. 1879’da inşa edilen “Fire Queen”: 1907’de “Bandırma” oldu, 28 Mayıs 1915’te Silivri’nin on mil açıklarında bir İngiliz denizaltısının attığı torpido yüzünden battı ve taşıdığı 250 kişi hayatını kaybetti.

3. 1886’a inşa edilen “Medway”: İsmi 1926’da “Bandırma”, 1933’te de “Ülgen yapıldı” ve 1960’da söktürüldü.

4. 1893’te inşa edilen “Kittiwake”: 1930’da “Güzel Bandırma” oldu ve 1938’de söktürüldü.

Mustafa Kemal Paşa’yı Samsun’a götüren gemi Trocadero’dur ve sonraki senelerde Bandırma Vapuru’nun zannedilenden büyük ve donanımlı olduğu iddiasını desteklemek maksadıyla fotoğrafları kullanılan gemi ise Medway’dir.

Samsun yolculuğunun yapıldığı Bandırma Vapuru yahut ilk ismi ile Trocadero, merkezi Londra’da olan taşımacılık şirketi Dansey&Robinson için İngiliz gemi yapımcısı Hugh MacIntyre&Co tarafından İskoçya’nın Paisley kasabasındaki Phoenix Works tersanesinde 21 sıra numarasıyla buharlı yük gemisi olarak inşa edildi, 14 Ağustos 1876’da Londra Limanı’na kaydedildi ve İskoçya’daki denizcilik faaliyetleri ile gemi yapımları ile ilgili haberleri veren “Greenock Advertiser” gazetesinin yazdığına göre, 18 Temmuz 1878’de öğleden sonra denize indirildi.

Glaskow’da bulunan Hutson and Corbett şirketinin imal ettiği buhar motoru yerleştirilen gemi 328 grostondu, demir uskurluydu; uzunluğu 45.7, genişliği 6.8, derinliği 3,4 metreydi.

Trocadero’nun ilk sahibi olan Dousey and Robinson şirketi, gemiyi iki sene sonra Londra’da faaliyet gösteren armatör W. H. Sollas’a, Sollas da 1883’te Yunanlı armatör H. Psicha’ya sattı. Psicha, geminin o zamana kadar Londra’da olan kaydını Yunanistan’ın Pire limanına nakletti, iki sene sonra da adını değiştirdi ve Yunanca’da dalga demek olan Kymi yaptı.

Kymi, sonraki senelerde tekrar el değiştirdi ve 1888’de Pire’deki armatörlerden E. Arvaniti’ye, 1891 Aralık’ında yine Pire’de Andreadis’e, ertesi sene yine Pire’de G.&P. Dandelo’ya, 1893’te İstanbul’da Rama P. Derasmo’ya satıldı; 1894’te de yie İstanbul’daki İdare-i Mahsusa’nın mülkiyetine geçti. Pire Limanı’ndaki kaydı İstanbul Limanı’na nakledildi, Kymy olan adı da Panderma yapıldı. İdare-i Mahsusa 1910’da Osmanlı Seyrüsefain İdaresi olunca Panderma ismi de değiştilip Bandırma yapıldı ve 1923’te Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi’nin yerine geçen Türk Seyr-i Sefain İdaresi’ne ait oldu.

Gemi, bütün bu sahip ve isim değişiklikleri sırasında birkaç defa batma tehlikesi geçirdi. 1891’in 12 Aralık’ında Erdek’te seyrederken kayalara çarptı ve güç belâ yüzdürüldü. 1915 Mayıs’ında da Mürefte-Şarköy açıklarında E-11 modeli bir İngiliz denizaltısının saldırısına uğadı ama denizaltının attığı torpil Bandırma’ya isabet etmedi.

Bandırma, 1919’daki Samsun seferinden sonra eski vazifesi olan posta hizmetine döndü ama artık yaşlanmıştı ve motoru 1925’te ciddî bir arıza yaptı. Birkaç ay boyunca tamirine çalışıldı fakat astarının yüzünden pahalıya geleceğini gören zamanın Denizyolları idaresi gemiyi hurda fiyatına elden çıkartıp Balat’ta, Bereket Sokağı’nda faaliyet gösteren gemi bozmacısı İlhami Bey’e sattı ve Bandırma birkaç ay içerisinde parçalandı!

Sonraki senelerde “Söker” soyadını alan İlhami Bey gelir getirmesi için hurda gemileri ve silâhları satışa çıkartan devletten 1953’te de Aydınreis, Burakreis ve Peyk gemilerini sökmek; Giresun, Şam, Reşitpaşa gemileri ile Nusrat motorunu da ihraç etmek üzere ihale ile satın alacaktı…

Samsun yolculuğunun ileriki senelerde sık sık gündeme gelip 1980’lerden itibaren de ideolojik tartışma konusu hâlini almasının ardından Bandırma’nın fizikî özellikleri hakkında ortaya bambaşka iddialar atıldı. Elimizde ona ait olduğu iddia edilen ama aidiyeti kesin şekilde ispatlanamayan bir-iki eski fotoğraf dışında tatmin edici görüntüsü bulunmayan vapurun aslında döneminin en modern gemilerinden biri olduğu ileri sürülürken eski ismi Bandırma olan, sonra adı değiştirilerek Ülgen yapılan daha büyük bir geminin fotoğrafları da Bandırma Vapuru zannedilerek “Mustafa Kemal, Samsun’a bu modern gemi ile gitmişti” denerek yayınlandı.

Sözü edilen gemi, Glaskow’da Charles Connell &Company’nin 1886’da William Sloan&Co için Scotstoun tersanesinde inşa ettiği ve 20 Mayıs 1886’da denize indirilen 870 grostoluk Medway idi.

Özellikle de 1995 sonbaharında yoğun şekilde yaşadığımız “Bandırma” tartışmasında “büyük ve zamanına göre son derece gelişmiş bir gemi” olduğu iddia edilip fotoğrafları yayınlanan Medway’in asıl Bandırma ile sonradan verilen ismi dışında bir alâkası yoktu. 1938 Ocak’ında, ticaret gemilerinin isimlerinin o devrin modası olan Güneş-Dil Teorisi doğrultusunda öztürkçeleri ile değiştirilmesi sırasında İzmir Körfezi’nde işleyen Karşıyaka “Suvak” olmuş, yeni inşa edilmekte olan ve henüz hizmete girmemiş gemilere de bu öztürkçe isimlendirme kararı çerçevesinde “Hatusas”, “Amur”, “İçdeniz”, “Şalon”, “Kadeş”, “Etrüsk”, Tirhan”, “Trak”, “Marakaz”, Sus”, “Suvad” ve “Ülev” adları verilmiş, ikinci Bandırma’nın adı da “Ülgen” yapılmıştı.

Ülgen de 1960’da İstanbul’da söktürüldü ama aynı hatâ bugün de devam ediyor ve bazı yayınlarda asıl Bandırma’nın, bazılarnda da Ülgen’in ismi “Bandırma” olduğu dönemde çekilmiş fotoğrafları kullanılıyor…

SÖKÜLÜP SATILDIĞI UNUTULDU!

Devlet, Bandırma adında bir vapurun mevcudiyetini ve bir hatıra olarak muhafaza edilmesi yahut müze haline getirilmesi gerektiğini ancak 1933’te hatırladı ama önce Samsun yolculuğunun Bandırma değil “İnebolu” adındaki bir başka vapurla yapıldığı zannedildi, Paşa ile arkadaşlarını Samsun’a Bandırma’nın götürdüğü farkedilince bu vapur arandı ama bu defa artık mevcut olmadığı, sökücüye verilip parçalattırıldığı öğrenildi!

Hadise şöyle cereyan etti:

Ankara Halkevi, 1933’te Ankara’da kalıcı bir İnkılâp Müzesi kurmaya karar verdi; Halkevi’nin reisi Nafi Âtuf Bey (Kansu),bu işle Müze ve Sergi Şubesi Mümessili Selim Bey’i vazifelendirip Gazi’yi Samsun’a götüren İnebolu Vapuru’nu bulmasını istedi.

Selim Bey, Nafi Âtuf Bey’e 9 Haziran 1933’te gönderdiği yazıda Samsun yolculuğunun İnebolu değil, Bandırma Vapuru ile yapıldığını söylüyor ama hurda demir olarak satıldığı için artık mevcut olmadığını haber veriyor ve Cumhuriyet Arşivi’nde 490-1-0-0/1199-203 numaralı dosyada bulunan belgelere göre bir başka Bandırma’nın fotoğrafını gönderiyordu:

“…Gazi’nin İstanbul’dan Samsun’u teşrifleri İnebolu vapuru ile değil, Bandırma vapuru ile vukubulmuştur. Bu Bandırma vapuru son derece eski ve küçük bir vapurmuş. Seyrüsefain İdaresi onu muhafaza imkânını görememiş olacak ki, onu hurda demir makamında satmış. Yalnız, geminin hatırasını tespit için vapurun ismini o sırada satın alınan diğer küçük bir vapura koymuş. Hattâ, ilk vapurdaki eski harflerle olan ismi de bu vapura nakletmiş. Takdim ettiğim resim bu ikinci vapurun resmidir. Bilmem, işinize yarayabilecek mi? İlk vapurun resmi Seyrüsefain İdaresi’nde yok. Ben onu da arattırmaktayım. Bulur bulmaz takdim ederim…”.

Bu malûmatı alan Halkevi Reisi Nafi Âtuf Bey, Seyrüsefain İdaresi’ne, yani Denizyolları’na da bir yazı gönderip Ankara Halkevi’nin kuracağı İnkılâp Müzesi için millî inkılâbımız ve bilhassa Millî Mücadele Tarihi’ne ait vesika ve hatıraların toplanmasına çalışılacağını söyledi ve “Gazi Hazretleri’ni ilk defa Samsun’a götüren hangi vapur olduğu, süvari ve çarkçısı ve içinde çalışanların kimler olduğu, vapurun adı, kaç günde Samsun’a gitmişlerdir ve bu vapur halen duruyor mu, plân ve resimleri veyahut küçük bir modeli var mıdır, mezkûr vapurun eb’adı nedir, diğer vapurlardan başka farika-i mümeyyizsi mevcut mudur?” diye sordu.

Denizyolları, Nafi Âtuf Bey’e 6 Ağustos 1933’te İşletme Müdürü Sadettin Bey’in bir yazısı ile cevap verdi…

Tarihimizle ne kadar alâksız olduğumuzun tam bir yazılı misalini teşkil eden ama Bandırma Vapuru hakkında devlet arşivlerinde en ziyade malûmat veren evrak olan, özellikle de Bandırma’nın fizikî özelliklerini, personelini ve âkıbetini ayrıntıları ile anlatan bu cevabın metnini aynen naklediyorum:

“Halkevi Riyaseti’ne,

20. 6. 1933 tarih ve 49 sayılı tahriratları cevabıdır:

Reisicumhur Hazretleri’ni ilk defa Samsun’a götüren gemi “Bandırma” vapurudur.

Vapur, tesadüf ettiği muhalefet-i havadan dolayı Sinop limanına iltica ettiğinden İstanbul’dan hareketinin dördüncü günü Samsun’a muvasalat etmiştir.

Bandırma Vapuru, 1878 tarihinde İngiltere’de inşa edilmiş ve eski ismi “Trokadero” olan 279 cesamet ve 192 rüsum tonasında bir gemidir.

Geminin tûlü (uzunluğu) 15.4 kadem, arzı (genişliği) 29.9 kadem ve umku (derinliği) 21.2 kadem ve sür’ati saatte 9 mildir. Birinci mevki kamarasında 20 yatak, ikinci mevki kamarasında 16 yatak mevcuttur. Güvertesi 300 güverte yolcusunu istiaba kifayet edecek büyüklüktedir”.

Sadettin Bey, yazısının sonuna Bandırma Vapuru’nda bulunan ve dün yayınladığım müretebbat listesini de ilâve etmişti…

ÇANKAYA BİLE HATIRLAMADI

Devlet, bütün bu araştırmalara ve yazışmalara rağmen Bandırma Vapuru’nun âkıbetini hafızasına bir türlü nakşedemedi ve aynı mesele 24 sene sonra tekrar gündeme geldi.

Celâl Bayar’ın Cumhurbaşkanlığı sırsında Genel Sekreter Fikret Belbez 28 Ağustos 1957’de Başbakanlık’a bir yazı gönderdi. Bugün yine Cumhuriyet Arşivleri’nde “30-1/41-244-18” numaralı dosyada muhafaza ediken yazıda “Reisicumhurumuz, Atatürk’ü 1919 senesinde Samsun’a götürmüş olan ve 1950 yılına kadar ‘Bandırma’, bilâhare ‘Ülgen’ ismi altında çalışan ve hâlen Denizcilik Bankası’nca hizmet dışına çıkartılmış bulunan vapurun, tarihî kıymeti dolayısiyle eski adı ile ve müze olarak muhafaza edilmesinin muvafık olacağını ifade buyurmuşlardır” diyordu.

Cumhurbaşkanlığı hâlâ ismi daha sonra “Ülgen” yapılan “yeni” Bandırma’nın Mustafa Kemal ve arkadaşlarını Samsun’a götüren “Bandırma” olduğunu zannediyordu. 1933’te ortaya çıkartılan ama sonradan unutulan ayrıntılar Denizcilik Bankası’nın genel müdürü ile yapılan temastan sonra tekrar farkedildi ve Başbakanlık’a gönderilen yazının altına 14 Kasım 1957’de “Denizcilik Bankası Umum Müdürü ile görüşüldü. Hâlen gemi sökülmüş vaziyettedir. Plânları istenmiş. Bir maketi yapılacak” notu düşüldü ve sonraki senelerde Bandırma vapurunun eldeki bir-iki fotoğrafına bakılarak maketleri ve bir de benzeri yapıldı.

Tekrar söyleyeyim: Ben, senelerden buyana Bandırma’ya ait olduğu iddia edilen ve Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışının 100. yıldönümü münasebetiyle şimdi günlerden buyana yayınlanan fotoğrafın Bandırma’nın “gerçek” fotoğrafı olduğu konusunda şüpheliyim ve Bandırma Vapuru’ndan bahsettiğim bu yazıda bu yüzden resim kullanmıyorum…

Kaynak

PERPA HABERLERİ   

PERPA FAALİYETLER   

PERPA DUYURULAR

PERPA ANA SAYFA  

PERPA İLETİŞİM

Hıdırellez Umutların müjdesi olsun Hızır ve İlyas

Hıdırellez Umutların müjdesi olsun

Hıdırellez

Hıdırellez Umutların müjdesi olsun

Hıdırellez Türk dünyasında kutlanan mevsimlik bayramlardan biridir. Hızır ve İlyas’ın yeryüzünde buluştukları gün olduğu sayılarak kutlanmaktadır. Hıdırellez 2020 yılında 5 Mayıs Cumartesi akşamı başlayacak, 6 mayıs pazar ikindi ezanında bitecek.

Hıdrellez kutlamaları genel olarak yeşillik, ağaçlık alanlarda, su kenarlarında, bir türbe ya da yatırın yanında yapılmaktadır. Bu gibi yerlere bu nedenle Hıdırlık denildiği de olur. Hıdrellez zamanı baharın taze bitkilerini ve taze kuzu eti ya da kuzu ciğeri yeme adeti vardır. Baharın ilk kuzusu yenildiği zaman sağlık ve şifa bulunacağına inanılır. Bugünde kırlardan çiçek veya ot toplayıp onları kaynattıktan sonra suyu içilirse bütün hastalıklara iyi geleceğine, bu su ile kırk gün yıkanılırsa gençleşip güzelleşileceğine inanılır. Hıdrellez gecesi ise Hızır’ın uğradığı yerlere ve dokunduğu şeylere feyiz ve bereket vereceği inancıyla çeşitli uygulamalar yapılır.

Hıdırellez Umutların Müjdesi Olsun

Yiyecek kaplarının, ambarların ve para keselerinin ağızları açık bırakılır. Ev, bağ-bahçe, araba isteyen kimseler, Hıdrellez gecesi gül ağacının altına istediklerinin küçük bir modelini yaparlarsa Hızır’ın kendilerine yardım edeceğine inanırlar. Aynı zamanda dileklerini kırmızı kurdaleye bağlayıp gül ağacına asarlar. Bir yıl boyunca dileklerinin yerine gelmesini beklerler. Bazı kimseler de ateş yakıp, dilek dilerler. Ondan sonra yaktıkları ateşin üstünden atlarlar. Hıdrellezde baht açma törenleri de oldukça yaygın olarak uygulanan geleneklerimizdendir.

Hıdırellez

Yörük ve Türkmenlerde “mantıfar”, Balıkesir ve çevresinde “dağara yüzük atma”, Edirne ve çevresinde “niyet çıkarma”, Erzurum’da “mani çekme” adı verilir.

Anadolu’nun bazı yerlerinde Hıdrellez Günü yapılan duaların ve isteklerin kabul olması için sadaka verme, oruç tutma ve kurban kesme adeti vardır. Kurban ve adaklar “Hızır hakkı” için olmalıdır. Zira tüm bu hazırlıklar Hızır’a rastlamak amacına yöneliktir.

Hıdırellez

Kütahya’nın Tavşanlı ilçesine bağlı Yörük köylerinde bir yıllık yoğurt mayası, Hıdırellez ve bu günü takip eden 2 gün süresince sabah ezanı ile tan ağarması arasındaki vakitte doğadaki bitkilerin üzerinden toplanan çiy tanelerinden sağlanır.

Trabzon-Şalpazarı İlçesi’nde maya katılmadan yoğurt yapılır. Mayalama sıcaklığındaki sütün içine besmeleyle bir tahta kaşık konur. Bu şekilde elde edilen maya bir yıl kullanılır. Gelecek yıl tekrar değiştirilir. Kaynak

Bahar Bayramı

PERPA HABERLERİ 

PERPA ANA SAYFA  

PERPA İLETİŞİM

İBB Ticaret Merkezleri toplantısı 15 Nisanda Yapıldı

İBB Ticaret Merkezleri toplantısı 15 Nisanda Yapıldı

Ticaret Merkezleri Toplantısı

İBB Ticaret Merkezleri Toplantısı Hasan Sezgin

İBB Ticaret Merkezleri toplantısı

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu Covid 19 salgını nedeniyle İstanbul’daki büyük ticaret merkezleriyle 15 Nisan Çarşamnba günü saat 15:30’da videokonferans yöntemiyle bir toplantı gerçekleştirdi.

İBB Ticaret Merkezleri Toplantısı Ekrem İmamoğlu

İBB Ticaret Merkezleri Toplantısı Ekrem İmamoğlu

Perpa A Blok Başkanı Hasan Sezgin, B Blok Başkanı Hacı Demir’de ticaret merkezleri toplantısının davetlileri arasındaydı.

Perpa A Blok Başkanı Hasan Sezgin

Toplantının ilk konuşmacısı Perpa A Blok Başkanı Hasan Sezgin; ‘‘Böyle zor bir süreçte toplantıya davetlerinizden dolayı Perpa adına teşekkür ediyorum, çok zor bir süreçten geçiyoruz, bu dönemi en az zaiyatla atlatabilmek için çalışıyoruz, salgın nedeniyle bugün çeşitli önlemler alıyoruz, aslolan esnaf olarak yarınlarımızı kaybetmemek için çaba harcayalım’’ dedi.

Hasan Sezgin, ‘‘ Gelecek için planlamalar yapmalıyız, üretim ve istihdamın karşılaşacağı sorunlar için birlikte çözümler üretmeliyiz’’ dedi. Sezgin; ‘‘Perpa Ticaret Merkezi’nin 25 bin çalışanı, günlük 50 bin ziyaretçisinin olduğunu belirterek, bugün itibari ile ticaret merkezimizin % 70’i kapalı durumdadır’’ dedi.

Hasan Sezgin; İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kurmuş olduğu ‘Ticaret Masası’ndan memnun olduklarını belirterek, ‘‘ Bu toplantılar belirli periyotlarla sürdürülerek kalıcı hale getirilmelidir, Salgın sonrası ilk toplantı için İBB başkanı İmamoğlu ve tüm ticaret merkezlerinin başkanlarını Perpa’ya davet ediyorum’’ dedi.

İBB Ticaret Merkezleri Toplantısı Hacı Demir

İBB Ticaret Merkezleri Toplantısı Hacı Demir

Perpa B Blok Başkanı Hacı Demir

Perpa B Blok Başkanı Hacı Demir, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na teşekkür ederek başladığı konuşmasında, ticaret merkezlerinin bu süreçte yaşadığı sorunlara değinerek;  “Perpa Ticaret Merkezi olarak kooperatif şeklinde kurulduk. Bugün bir kısım işletme kooperatif, bir kısmının ise kat malikleri yasasına göre yönetilen ticaret merkezlerinin COVID-19 nedeniyle çıkarılan ‘mücbir sebep’ şartları kapsamına alınması gerekiyor. Perpa Ticaret Merkezi gibi kurumlar gelirlerini üyelerinin ortak aidatlarından, işyeri kiralarından toplamakta ve oluşturdukları bu gelir bütçesiyle; ortak ısıtma, elektrik, güvenlik, temizlik, yönetim, teknik, bakım, personel ücreti gibi giderler karşılanmaktadır” dedi. 

Perpa Ticaret Merkezi’nde günlük çalışan sayısının 25 bin civarında olduğuna dikkat çeken Demir, “Bugün yaşanan süreçte bu sayı biraz aşağılara düşmüş olsa da Perpa’ya gelen ziyaretçilere sağlıklı bir iş yapma ortamı sunmak için sürekli çalışıyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

Ekrem İmamoğlu Ticaret Masası Video Konferans

Ekrem İmamoğlu Ticaret Masası Toplantısı

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu

İBB başkanı Ekrem İmamoğlu toplantı sonunda yaptığı konuşmada tüm katılımcılara teşekkür ederek, ‘‘Ticaret masası toplantıları her zaman olacaktır, görüşleriniz ve gösterdiğiniz dayanışmadan dolayı teşekkür ediyorum, Ticaret Merkezlerimizle ilgili Genel sekreter yardımcımız Mehmet Çakılcıoğlu ve İBB Meclis Üyesi Nuri Aslan görevlidirler, karşılaşacağınız her sorun için 24 saat arayabilirsiniz’’ dedi.

Ticaret Merkezleri toplantısına, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yanısıra, Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Çakılcıoğlu, İBB Meclis Üyesi Nuri Aslan, Perpa A Blok Başkanı Hasan Sezgin, Perpa B Blok Başkanı Hacı Demir, Mısır Çarşısı Başkanı Ömer Başıbüyük, Bayrampaşa Hal Başkanı, Anadolu Hal Başkanı Mevlüt Yılmaz, Giyimkent Başkanı, Kuyumcukent Başkanı Nevzat Sudaş, Masko Başkanı Mehmet Mutlu, Modoko Başkanı, İstoç Başkanı Nahit Kemal, Yedpa Başkanı Salih Sami Atılgan, Kapalıçarşı Başkanı Fatih Kurtulmuş katıldılar.

İBB Ticaret Masası Video Konferans Ekrem İmamoğlu

İBB Ticaret Masası Video Konferans Hasan Sezgin

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun toplantı davet mektubu

Tüm dünya zor zamanlardan geçiyor. Diğer ülkelerde olduğu gibi bir yandan COVID19 salgınına karşı halkımızın sağlığını korumaya ve ihtiyaç sahiplerine yardım etmeye çalışırken, diğer yandan da bu sürecin ekonomimize muhtemel etkilerini anlamaya ve çeşitli önlemler almaya çalışıyoruz.

Ülkemizde ise başta havacılık, seyahat, ticaret ve turizm olmak üzere hizmet sektörlerinde işten çıkarmalar ve iflasların görülebileceği; buna bağlı olarak ekonomimizin önemli oranda zayıflayabileceği senaryoları konuşuluyor.

Türkiye’nin motor gücü konumunda olan İstanbul ticaret hareketliliğinin COVID-19 sürecinden nasıl etkileneceğine dair veriye dayalı senaryoları tartışmak ve yakın gelecek için şehrimiz adına politika önerileri geliştirmek üzere Büyükşehir Belediyesi olarak İstanbul Ticaret Masası’nı hayata geçirmek istiyoruz.

Ekrem İmamoğlu

Ekrem İmamoğlu

İşletmelerimizin ve esnafımızın güç kaybetmelerinin önlenebilmesi başta olmak üzere süreç sonunda İstanbul ekonomisinin hızla ayağa kaldırılabilmesi için gerekli önlem ve politikaları, sizin de dahil olduğunuz ticaretin önemli temsilcileriyle tartışmak ve hep birlikte ortak akılda buluşmak istiyoruz. Bu maksatla yapmayı düşündüğümüz toplantımıza katılımınızdan mutluluk duyacağım.

PERPA HABERLERİ   

PERPA FAALİYETLER   

PERPA ANA SAYFA  

PERPA İLETİŞİM

Robotzade’den Perpa Güvenliğe Siperlik Bağışı

Robotzade’den Perpa Güvenliğe Siperlik

Perpa Güvenliğe Siperlik Bağışı

Robotzade’den Perpa Güvenliğe Siperlik

Robotzade’den Perpa Güvenliğe Siperlik

Perpa’da bulunan Robotzade Robot Teknolojileri firması Perpa Güvenlik personelinin kullanımı için 90 adet siperlik hediye etti.

Robotzade’den Emre Tarhama ve Umut Meriç, Güvenlik personelimiz için hazırladıkları siperlikleri Perpa A Blok Yönetiminde Başkan Hasan Sezgin ve Başkan Yardımcısı Erol Kartal’a teslim ettiler.

Robotzade'den Perpa Güvenliğe Siperlik

Robotzade’nin Siperlikleri Güvenlik Personelimize Dağıtıldı

Başkan Hasan Sezgin, ”Zor bir dönemden geçiyoruz, böyle günlerde Robotzade firması yetkilileri Perpa için büyük bir dayanışma örneği gösterdiler, kendilerine teşekkür ediyorum” dedi.

Robotzade Robot Teknolojileri

ROBOTZADE “Türkiye’nin Robotik Marketi” sloganıyla İstanbul Şişli’de bulunan Türkiye’nin en büyük ticaret merkezi olan Perpa Ticaret Merkezinde müşterilerine hizmet vermektedir. Perpa Ticaret Merkezinde bulunan satış ofisinde ve Robotzade.com sitesinde Robot Malzemeleri, Robot Kitleri, Arduino Setleri, Dc Motorlar, Lipo Piller, Drone Malzemeleri, 3D Yazıcılar, Sensörler ve bir çok ürün grubu ile yaklaşık 3000 ürün çeşidi bulunmaktadır.

Türkiye’nin tüm bölgelerinde bulunan okullara ve kurumlara ürün satışları yapmaktadır. ROBOTZADE için öncelikli olan müşteri memnuniyetidir. Bu yüzden satış öncesi ve satış sonrası teknik desteğiyle tüm ürünleri güvenle kullanabilirsiniz. Müşterilerimiz ve markamız bizim için her zaman önemlidir. Hafta içi 09:30 – 19:30 – Cumartesi 10:30 – 18:30 çalışma saatleri arasında satış ofisimizden ürün alımı yapabilirsiniz. Sizde alışverişin keyfini çıkarmak için 365 gün açık olan Robotzade.com sitemizden tüm ürünlerimizi alabilirsiniz.

Robotzade Siperlik Perpa Güvenlik

Yüz Koruyucu Siperlik

Sağlık Çalışanların Hepsi için Uygun Yüz Koruyucu Siper Modelidir

Özellikle Doktorlar, Hemşireler, Eczacılar ve birçok meslek grubu bu ürünü kullanmaktadır.

Direk Türkiye de üretilen özel bir üründür, kesinlikle çin malı değildir, günlük sınırlı miktarda üretim kapasitemiz bulunmaktadır.

Kullanan kişinin elini yüzüne götürmesi noktasında bir engel olan özel bir üründür

Bu ürünü kullanan kişinin karşısındaki kişiyle nefes temasını önlemektedir.

Tam koruma sağlar, şeffaf koruyucu çene altına kadar gelmektedir.

Gözlük kullanan kişiler içinde uygundur, rahatlıkla kullanabilirsiniz. 

Ürün piyasada satılan muadilleri gibi asetat kesinlikle değildir, sağlığa zararsız özel malzemeden üretilmektedir.

ROBOTZADE ROBOT TEKNOLOJİLERİ İLETİŞİM

Perpa Ticaret Merkezi B Blok Avlu, K: No:1276 34384 Okmeydani Şişli İSTANBUL
Telefon :+90 212 220 44 49
Fax :+90 212 220 44 49
GSM :+90 212 220 44 49

PERPA HABERLERİ   

PERPA FAALİYETLER   

PERPA ANA SAYFA  

PERPA İLETİŞİM

İtalyan Çocuktan Türkiye Mesajı Teşekkürler Türk Halkı

İtalyan Çocuktan Türkiye Mesajı Teşekkürler Türk Halkı

Ernest Gabrielle Scrocchi

İtalyan Çocuktan Türkiye Mesajı

İtalyan Çocuktan Türkiye Mesajı

Milli Savunma Bakanlığı bünyesindeki fabrika ve dikimevlerinde üretilen maske, tulum ve dezenfektanlar, askeri kargo uçağıyla İtalya’ya ulaştı. Malzemelerin ulaşmasının ardından Milano’da yaşayan Ernest Gabrielle Scrocchi isimli 10 yaşındaki çocuk, Türkiye’ye duygu dolu teşekkür mesajı yolladı.

Milli Savunma Bakanlığı bünyesindeki fabrika ve dikimevlerinde, koronavirüs salgınına karşı maske, tulum, yüz maskesi, göz maskesi ve dezenfektan üretildi. Bakanlık bünyesinde yerli ve milli imkanlarla üretilen malzemelerin, koronavirüs salgını ile mücadele eden İtalyanın ihtiyaçları doğrultusunda, askeri uçakla İtalya’nın başkenti Roma’ya gönderildi.

Malzemelerin ulaşmasının ardından Milano’da yaşayan Ernest Gabrielle Scrocchi isimli 10 yaşındaki çocuk, Türkiye’nin İtalya’ya yardımlarından dolayı duygu dolu bir video yayımladı. Scrocchi videoda, “Türk halkına ve Türk devletine İtalyaya yaptıkları bu yardım için teşekkür etmek istiyorum. Teşekkürler Türkiye, teşekkürler Türk halkı” ifadelerini kullandı.

Teşekkürler Türk Halkı

Ernest Gabrielle Scrocchi

Milliyet

PERPA HABERLERİ 

PERPA ANA SAYFA  

PERPA İLETİŞİM

Dünya Gazetesi Perpa Eki Yayınlandı

Dünya Gazetesi Perpa Eki Yayınlandı

Dünya Gazetesi Perpa Eki Yayınlandı

Dünya Gazetesi Perpa Eki

Dünya Gazetesi Perpa Eki Yayınlandı

Perpa Ticaret Merkezi’nde yaklaşık 4 bin 700 iş yerinin bulunduğuna işaret eden Perpa A Blok Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Sezgin, elektrik-elektronikten LED aydınlatmaya, kablodan kamera sistemlerine kadar birçok sektörün Perpa’da faaliyet gösterdiğini söyledi.

Özellikle Perpa’da alınan kira, otopark ve aidat gelirlerini dağılımını da anlatan Sezgin, “Bütçemizin yüzde 60’lık kısmı çalışanlarımızın giderlerine ayrılıyor. Elektrik, su ve doğalgaz giderleri ise bütçemizin yüzde 25’lik kısmına denk geliyor. Kalan kısım ise binamızın diğer giderlerinde kullanılıyor” diye konuştu.

Başkan Hasan Sezgin Perpa'yı Anlatıyor

Perpa A Blok Başkanı Hasan Sezgin

Perpa’da otopark alanının araç kapasitesine ilişkin değerlendirmede bulunan Başkan Sezgin, “Binamızdaki otopark alanı araç kapasitesi bin 650. Oysa binamızda 4 bin 700’den fazla iş yeri var. Şu an kurulu olan firma sayısı ise10 bin dolayında. Bizim her dükkâna bir otopark yeri tahsis etme şansımız yok. Oranlama yaptığımızda her üç dükkândan birisine bir otopark düşüyor. Otopark alanımızda kapasite artışı konusunda destek beklediğimiz belirtmek istiyorum” şeklinde konuştu.

A blok yönetimi olarak metrekare başı aidat ücretinin 6 lira olduğunu ve bunun içerisinde; ısıtma soğutma, güvenlik, ortak alanların temizliği gibi giderlerine yer aldığını ifade eden Başkan Sezgin, “İstanbul’da herhangi bir alışveriş merkezi veya rezidansa gittiğiniz zaman metrekare bazında bu fiyatlara aidat bulmanız çok zor” değerlendirmesinde bulundu.

Binaya günlük giriş-çıkış sayısı yapan araç 12 bin civarında Perpa Ticaret Merkezi’ne giriş-çıkış yapan günlük araç sayısının yaklaşık 12 bini bulduğunu söyleyen Sezgin, “Burada bizim kapalı otoparklarımızda abone sayımız bin 900 civarında. Binamızdaki araçlardan 40 dakikaya kadar ücret almıyoruz. Bu kapsamda 9 bin arabanın da en fazla 500 tanesinden ücret alıyoruz.

Yönetim olarak baktığınız zaman aylık 190 lira otopark ücreti alıyoruz. Sabah 06.00’dan gece 22.00’ye kadar hizmet veriyoruz. Ayrıca araçların otopark sigortalarını yapıyoruz. Perpa’da güvenlik ve diğer hizmetler konusunda 120 personel istihdam ediliyor. Burada otoparktan elde ettiğimiz gelir, binamızın personel maliyetlerini bile karşılamıyor.

Şu anda Perpa’da tahsisli 300 tane otopark yeri var. Bu otoparkların ücreti ise 400 lira” şeklinde konuştu. Yatırım planlamalarında otopark alanının kapasitesinin artırılmasının da bulunduğuna ifade eden Sezgin, “Bunun yanı sıra binamızın sosyal donatı konusunda önemli eksiklikleri var. Otopark alanlarının yetersiz olması, spor alanının olmaması, kreş, yürüme yolu ve deprem toplanma alanlarının bulunmaması binamızdaki önemli eksiklikler arasında yer alıyor” diye konuştu.

Diğer taraftan Perpa Ticaret Merkezi’nin yıllık bazda 6 milyar dolarlık bir ekonomik değer ürettiğine işaret edenSezgin, “Merkezi burada bulunup da İSO’da ilk 500’e giren onlarca firmamız var. Bu firmaların hepsi kendi alanında Türkiye’nin önemli markaları arasında yer alıyor. 6 milyar dolarlık ticaret hacminin 2020 yılı sonunda artması hususunda çalışmalarımız devam ediyor” bilgisini verdi.

“Yasa koşullara göre yapılmalı”

Öte yandan Perpa Ticaret Merkezi’nin 2017’de çıkarılan yangın yönetmeliğine uygun hale getirilmesinin istendiğine işaret eden Sezgin, şunları kaydetti:

“Bundan dolayı isim değişikliği yapan firmalar ruhsatlarını alamıyor. Şu anda bize yangın algılama ve ihbar sistemi yapmamız gerektiği belirtildi. Bu yatırımda yaklaşık 6 milyon lira. Bu yatırımı yapılmazsa binamızda sadece isim değişikliği yapan firmalar bile ruhsatlarını alamayacak alamayacak” dedi.

Dünya Gazetesi Perpa Pdf Olarak Oku

Dünya Gazetesi Perpa Pdf

Dünya Gazetesi Perpa Pdf

PERPA HABERLERİ   

PERPA FAALİYETLER   

PERPA DUYURULAR

PERPA ANA SAYFA  

PERPA İLETİŞİM

Perpa Dezenfekte Ediliyor hidrojen peroksit uygulaması

Perpa Dezenfekte Ediliyor

Perpa Ticaret Merkezi Dezenfekte Ediliyor

Perpa Dezenfekte Ediliyor

Perpa Dezenfekte Ediliyor

Perpa Ticaret Merkezi Yeni Koronavirüs salgını nedeniyle gün aşırı dezenfekte ediliyor.

Şişli Belediyesi Sağlık Daire Başkanlığı tarafından eğitilen teknik personelimiz Perpa’nın tüm katlarını, tuvaletleri, araç katlarını, yürüyen merdivenleri günlük olarak dezenfekte ediyorlar.

Dezenfeksiyon işlemlerinde antiviral, antibakteriyel hidrojen peroksit uygulaması yapılıyor.

İçişleri Bakanlığı’nın da 81 İl Valiliğine Corona Virüsü hakkında gönderilmiş olan  16.03.2020 tarihli genelge dikkate alınarak,  sizlerin de kararların uygulanmasında bizlere destek olacağınıza inanıyoruz.

Virüs salgını hakkında kaynağı belirsiz haberleri lütfen dikkate almayınız. Her türlü sorununuz için aşağıdaki iletişim bilgilerinden yöneticiliğimizi arayabilirsiniz.

Perpa Ticaret Merkezi iletişim bilgileri

Halil Rıfat Paşa Mahallesi Yüzer Havuz Sokak Perpa Ticaret Merkezi 

A Blok K : 14 No: 2200 Şişli / İSTANBUL

Tel :+90 (212) 222 81 43

Faks :+90 (212) 222 81 46

WhatsApp: 0543 733 49 60

E-mail: ablok@perpa.com

info@perpalife.com

Salgından korunma ile ilgili detaylı bilgiler

MASKE ÇEŞİTLERİ

PERPA HABERLERİ   

PERPA FAALİYETLER   

PERPA DUYURULAR

PERPA ANA SAYFA  

PERPA İLETİŞİM

Korona Virüs Perpa Önlemleri

Korona Virüs Perpa Önlemleri

Korona Virüs Perpa Önlemleri

Korona Virüs Perpa Önlemleri

Korona Virüs Perpa Önlemleri

Sevgili Perpalılar

Dünya çapında ve ülkemizde görülen corona virüs (Covid-19) salgını sebebiyle, virüsün hızla yayılmasını önleyebilmek ve hijyen ortamının sağlanabilmesi için, tüm esnafla birlikte hareket ederek, salgının yayılma hızını en alt seviyede tutmayı amaçlamaktayız.

Bilindiği üzere, Perpa Ticaret Merkezi’miz en kalabalık ve en yoğun ticaret merkezlerinden biridir. 

Yöneticiliğimiz, binamızın ortak alanlarının temizliğini virüs salgını öncesinde de sonrasında da titizlikle yapmaktadır. Salgın ile birlikte tüm asansör içleri, yürüyen merdivenler, koridorlar ve tuvaletlerimiz özellikle temas noktaları dikkate alınarak sık sık temizlenmektedir. 

Asansör, tuvalet gibi yerlere günlük yapılan işlemler için DGR firması tarafından imzalı çizelge konulmuştur. Salgın süresince bazı katlardaki tuvaletlerimiz kapatılacaktır.

Yöneticiliğimizde risk grubuna giren personelimiz idari izine çıkarılmış, faaliyetlerimizde nöbet sistemine geçilmiştir. 

Salgın süresince mümkün olduğu kadar evden çıkmamaya, toplu taşıma araçlarını kullanmamaya özen gösteriniz.

Corona virüs salgını sürecinde, çay ocaklarının, büfelerin önünde bulunan masa ve sandalyeler;  toplu konumlanma ve kişiler arası yakın temas oluşturduğundan, hastalık bulaştırma riskini arttıracağından  tedbir amaçlı  tüm büfelerin masaları kaldırmasına ve sandalye sayısının azaltılarak mesafenin korunmasına, özellikle dükkanlara servis yapılmasına karar verilmiştir.

Ayrıca restoranlarımızın İçişleri Bakanlığı’nın konu ile ilgili genelgelerine titizlikle uymalarını bekliyoruz.

İçişleri Bakanlığı’nın da 81 İl Valiliğine Corona Virüsü hakkında gönderilmiş olan  16.03.2020 tarihli genelge dikkate alınarak,  sizlerin de kararların uygulanmasında bizlere destek olacağınıza inanıyoruz.

Perpa Dezenfekte edildi

Virüs salgını hakkında kaynağı belirsiz haberleri lütfen dikkate almayınız. Her türlü sorununuz için aşağıdaki iletişim bilgilerinden yöneticiliğimizi arayabilirsiniz.

Perpa Ticaret Merkezi iletişim bilgileri

Halil Rıfat Paşa Mahallesi Yüzer Havuz Sokak Perpa Ticaret Merkezi 

A Blok K : 14 No: 2200 Şişli / İSTANBUL

Tel :+90 (212) 222 81 43

Faks :+90 (212) 222 81 46

WhatsApp: 0543 733 49 60

E-mail: ablok@perpa.com

info@perpalife.com

Salgından korunma ile ilgili detaylı bilgiler

MASKE ÇEŞİTLERİ

PERPA HABERLERİ   

PERPA FAALİYETLER   

PERPA DUYURULAR

PERPA ANA SAYFA  

PERPA İLETİŞİM

Koronavirüsü Birlikte Yeneceğiz

Koronavirüsü Birlikte Yeneceğiz

Muammer Keskin Birlikte Yeneceğiz

Koronavirüsü Birlikte Yeneceğiz

Koronavirüsü Birlikte Yeneceğiz

Sevgili komşularım,

Şişli Belediyesi olarak bizler 7/24 yanınızdayız ve hizmetlerimizin aksamaması için büyük bir özveriyle çalışmaya devam ediyoruz. Sizlerden tek ricam hijyen kurallarına ve alınan tedbirlere hassasiyetle uymanız.

Unutmayın, en iyi tedavi yöntemi tedbirdir.

İnanıyorum ki kısa sürede bu zorlu dönemi birlikte aşacağız ve sağlıklı günlerde yeniden kucaklaşacağız.

#BirlikteYeneceğiz

ŞİŞLİ BELEDİYESİ

PERPA HABERLERİ 

PERPA ANA SAYFA  

PERPA İLETİŞİM

Corona Virüs Covid-19 Nedir Korunma Yolları

Corona Virüs Covid-19 Nedir Korunma Yolları

Corona Virüs Korunma Yolları

Corona Virüs Nedir

Corona Virüs Nedir

Yeni Koronavirüs solunum yolu enfeksiyonu yapan bir virüstür

Yeni Koronavirüs Nasıl Bulaşır

Hasta kişilerin öksürme veya hapşırmayla ortaya saçtığı damlacıkların ortamdaki diğer bireylerin ağız, burun ve gözlerine temasıyla, damlacıkların yapıştığı yüzeylere dokunduktan sonra ellerin ağız, burun veya göze götürülmesiyle bulaşabilmektedir.

Yeni Koronavirüs Belirtileri Nelerdir?

En çok karşılaşılan belirtiler ateş, öksürük ve solunum sıkıntısıdır. Şiddetli vakalarda zatürre, ağır solunum yetmezliği, böbrek yetmezliği ve ölüm gelişebilir.

Yeni Korona virüsün kuluçka süresi 2 ila 14 gündür.

Corona Virüs Korunmak İçin Neler Yapılmalıdır?

Akut solunum yolu enfeksiyonlarının bulaşma riskini azaltmaya yönelik öneriler, Yeni Korona virüs enfeksiyonu için de geçerlidir.

Öksürme veya hapşırma sırasında ağız ve burun tek kullanımlık mendille kapatılmalı, mendil yoksa dirseğin iç kısmı kullanılmalıdır.

Tokalaşma ve sarılmadan kaçınılmalıdır.

Olabildiğince kalabalık ortamlardan uzak durulmalıdır.

Kirli ellerle ağız, burun ve gözlere dokunulmamalıdır.

El hijyenine önem verilmelidir. Eller en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkanmalı, sabun ve suyun

olmadığı durumlarda alkol içerikli el antiseptiği kullanılmalıdır.

Sınıflar ve iş yerleri başta olmak üzere kapalı alanlar sık sık havalandırılmalıdır.

Bağışıklık sistemini güçlendirmek için dengeli ve sağlıklı beslenilmelidir.

Gıdalar tüketilmeden önce iyice yıkanmalıdır.

BELİRTİLERİ VARSA NELER YAPILMALIDIR?

Son 14 gün içerisinde enfeksiyon görülen ülkelerin birinden geldiyseniz cerrahi maske takarak en yakın sağlık kuruluşuna başvurun.

Eğer öksürüyorsanız, ateşiniz varsa ve nefes almakta zorlanıyorsanız, cerrahi maske takarak en yakın sağlık kuruluşuna başvurun.

Evde izolasyon önerilen bir kişiyle aynı odada bulunduğunuz anlarda maskenizi mutlaka takın.

SIKÇA SORULAN SORULAR

TANISI NASIL KONULUR?

Yeni Koronavirüs’ü tespit edebilmek için gerekli olan moleküler testler ülkemizde mevcuttur. Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü laboratuvarlarında çalışılmaktadır.

ÖNLEMEK VEYA TEDAVİ ETMEK İÇİN BİR İLAÇ VAR MIDIR?

Halen hastalığa özel bilinen bir tedavi yoktur. Hastanın genel durumuna göre gerekli destekleyici tedavi

uygulanmaktadır.

ANTİBİYOTİKLERLE TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ?

Antibiyotikler virüslerin neden olduğu enfeksiyonları önlemek veya tedavi etmek amacıyla kullanılmaz.

AŞISI VAR MIDIR?

Yeni Koronavirüs için geliştirilmiş bir aşı henüz bulunmamaktadır. Fakat aşı geliştirme çalışmaları ve tedaviye yönelik çalışmalar devam etmektedir.

KİMLER DAHA FAZLA ETKİLENİR?

Elde edilen veriler doğrultusunda, ileri yaştakiler ve kronik hastalığı olanlarda enfeksiyonun ağır seyretme riski yüksektir.

EVDE BAKILAN HAYVANLAR YENİ KORONAVİRÜS BULAŞTIRABİLİR Mİ?

Evde bakılan kedi/köpek gibi evcil hayvanların Yeni Koronavirüs ile enfekte olması beklenmemektedir.

Evcil hayvanlarla temas sonrası her zaman eller su ve sabunla yıkanmalıdır. Böylece hayvanlardan bulaşabilecek hastalıklara karşı korunma sağlanacaktır.

DGR Temizlik Perpa Acil Eylem Planı

Sağlık Bakanlığı Corona Virüs PDF

Toplumsal Afet Platformu Corona Virüs Korunma Yolları PDF

Corona Virüs Korunma Yolları

Corona Virüs Korunma Yolları

 

Perpa Ticaret Merkezi B/Blok Mavi Avlu Kat:4 No:372 Şişli / İstanbul

Telefon: +90 212 320 87 88

WhatsApp/Gsm: +90 544 344 26 16

info@yoncaambalaj.com

Diğer Temizlik Ürünleri

MASKE ÇEŞİTLERİ

YONCA AMBALAJ

AMBALAJ MALZEMELERİ

PERPA FİRMALARI

PERPA TİCARET MERKEZİ

 

Çanakkale Geçilmez

Çanakkale Geçilmez Çanakkale Zaferimizin 105. yıldönümünde başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm şehit ve gazilerimizi saygı ve minnetle anıyoruz.

Çanakkale Geçilmez

Çanakkale Geçilmez

Çanakkale Geçilmez

Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- “bu: bir Avrupalı! ”
Dedirir -yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!

Çanakkale Zaferimizin 105. yıldönümünde başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm şehit ve gazilerimizi saygı ve minnetle anıyoruz. Vatan size minnettardır.

Çanakkale Savaşı

 Çanakkale geçilmez

Çanakkale Savaşı, 1. Dünya Savaşı’nın sonlarına yaklaşırken 1915- 1916 yılları arasında Gelibolu Yarımadasında Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında yapılan deniz ve kara muharebeleridir.

Çanakkale savaşı, Birinci Dünya Savaşı içindeki, tarihin en kanlı bölümü olarak bilinir. Türk’ün sayısız zafer, şan ve şerefle dolu tarihinin en parlak sayfasıdır. 1. Dünya Savaşı’ndan kısa bir süre önce, 1911-1912 yıllarında Osmanlı Devleti son Afrika topraklarını İtalya’ya kaptırmış, 1912-1913 Balkan hezimeti ise, Rumeli’deki son Türk hakimiyetini silip süpürmüştür.

Bulgar ordularının İstanbul kapılarını zorlaması, 500 yıldır Türk olan Rumeli’nin kaybı, İstanbul ve Boğazların güvenliğinin tehlikeye girmesi, o zamanın devlet adamlarında siyasi yalnızlığımızın doğal bir sonucu olarak değerlendirilmiştir.

 Çanakkale geçilmez

Balkan Savaşında Yer Alan Başıbozuklar

Dolayısıyla 1. Dünya Savaşı’na rastlayan günlerde Osmanlı Devleti yalnızlıktan ve emniyetsizlikten kurtulmak istemiş; fakat Balkan savaşının kötü hatıralarının tesiri altında kalan iki blokta Türk ittifakını küçümsemişler ve bu ittifakın kendileri için bir yük olmasından endişe etmişlerdi. Ancak, Alman İmparatoru, her iki blok arasındaki savaşta, Osmanlı devletinin hiç değilse bir kısım düşman kuvvetini meşgul edebileceği gerekçesiyle duruma müdahale etmiştir.

Bu surette Osmanlı devleti, kaderine alelacele, 2 Ağustos 1914’te “üçlü ittifak’la bağlanmıştır. İşte Çanakkale Zaferini yaratan kuvvet, 1914 yazında küçümsenen değeri hakkında yanlış teşhis konan bu Türk Ordusu’dur. Avrupa’da savaş bütün şiddetiyle sürerken, hareket harbinin yerini siper harbi almıştır.

Bu cephede yarma yapmak ve kesin sonuç almakta son derece zorlanmıştır. Halbuki “üçlü itilaf”ın askeri gücü günden güne artmaktadır. Bu güç, hareket savaşına müsait başka savaş alanlarında kullanılmalıdır. İngiltere başkanı Lloyd George ve Bahriye Nazırı Churchıll bu görüşü benimsemişlerdir. Çanakkale Savaşları, işte bu görüşü benimseyenlerin eseridir.

 Çanakkale geçilmez

Hareket sahası olarak Gelibolu Yarımadasının seçilmesi, bu bölgenin jeopolitik bakımdan çok büyük öneme sahip olmasındandır. Boğazlar, özellikle güney Rusya ve bütün Karadeniz kıyılarının açık denizlere olan tek çıkış noktasıdır. Harp halinde bu geçidin kapanması, Rusya için hayati önem taşımaktadır.

Zira, Rusya’nın insan ve hammadde kaynakları zengin, fakat sanayi ve mali imkanları sınırlıdır. Bunun için uzun ve sürekli bir savaşın gerektirdiği silah, cephane ve malzeme ikmalini temin edemeyecek durumdadır. Bu durumda Boğazlar Doğu cephesinin en müsait ve hayati menzil hattını teşkil etmektedir.

Bu geçidin açılmasıyla Rusya’yı takviye edecek, Batı cephesinin yükünü hafifletecek dolayısıyla savaşı kısaltacaktır. Osmanlı devletinin savaş dışı edilmesiyle, muhtemelen Balkan devletleri ve İtalya “itilaf” devletleri yanında savaşa katılacaklardı.

 Çanakkale geçilmez

O zaman İngiliz Bahriye Nazırı olan Churchill’in ısrarla üzerinde durduğu bu fikirlere önceleri pek itibar edilmemiştir. Ancak 1914 Aralık ayında başlayan Türk-Sarıkamış Harekatı üzerine telaşlanan ve çok zor durumda kalan en azından hiç değilse bir kısım Türk kuvvetlerinin başka cephelere çekilmesini isteyen Rusya’nın yükünü azaltmak için, Çanakkale Seferi’ne karar verilmiş; fakat kesin neticeyi Batı cephesinde arayanları darıltmamak için öncelikle donanmayla ve zorla Çanakkale Boğazı geçilmeye çalışılmıştır.

Çanakkale Savaşı genel hatları itibariyle: İtilaf Devletleri’nce; Osmanlı Devleti’nin başkenti konumundaki İstanbul’u alarak boğazların kontrolüne ele geçirmek, Rusya’yla güvenli bir tarımsal ve askeri ticaret yolu açmak, Alman müttefiklerinden bini savaş dışı bırakarak ittifak devletlerini zayıflatmak amacı ile açılan cephedir.

 Çanakkale geçilmez

Hesaplaşma

Savaş Öncesi Avrupa Devletlerinin Genel Durumu

Yirminci yüzyılın başlarında Avrupa kendi sınırlarından taşıyordu. Ekonomik rekabet, sömürgecilik ve milliyetçilik akımları Avrupa’yı ikiye bölüyordu. Diğer yandan Almanya- Fransa ve Rusya- Avusturya arasındaki çekişmeler gerginliğe dönüşüyordu. 28 Haziran 1914’te Avusturya-Macaristan İmparatorluğu veliahtı Arşidük Ferdinand’ın bir Sırp milliyetçi tarafından öldürülmesi bu gerginliğe son noktayı koydu.

Bu olay üzerine Avusturya’nın 28 Temmuz 1914’te Sırbistan’a seferberlik ilanının ardından 1. Dünya Savaşı başlamış oluyordu. Bir yandan Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya’dan oluşan “üçlü ittifak devletleri” bir yanda da İngiltere, Fransa ve Rusya’dan oluşan “üçlü itilaf devletleri” sonunda taraflar Avrupa’yı ikiye bölmeyi başarmışlardı. Savaş ilanlarının ardından İtalya tarafsızlığını ilan ettiyse de bir yıl sonra İtilaf Devletleri’ne katıldı.

Bu sırada Osmanlı İmparatorluğu tarihin gördüğü en geniş sınırlarına sahip olmuş, her çeşit millet ve inanışı içinde barındıran ve yaklaşık 600 yıl süren saltanatını 20. yüzyılın başında kaybediyordu. Dışta ve içte yaşadığı mücadeleler Osmanlı Devleti’ni çökertiyor, topraklarını ve gücünü dağıtıyordu.

Son olarak Trablusgarp savaşı ve Balkan savaşları ile arka arkaya yenilgiler alan Osmanlı Devleti, doğu Trakya dışında Avrupa’daki bütün topraklarını kaybetmiş, diğer ülkelerin nezdinde ki saygınlığını ve gücünü yitirmişti. Artık Osmanlı Devleti’nin ölümü bekleniyor ve diğer ülkeler tarafından paylaşım planları hazırlanıyordu.

 Çanakkale geçilmez

Osmanlı – Alman İttifakı

Rusya boğazları ele geçirip sıcak denizlere inmeyi hedeflerken, İngiltere Süveyş Kanalı ve Hint yolunun güvenliği için Filistin’i ele geçirmeyi tasarlıyor. Fransa, Lübnan, Suriye ve Kilikya’nın kontrolünü düşlüyor; Almanlar doğuya yayılma politikası güdüyor, İtalyanlar ise Antalya’ya sahip olmak istiyordu.

Birinci dünya savaşının patlak vermesinin ardından Osmanlı Devleti önce İtilaf devletleri ile birlikte olmaya niyetlendiyse de, Rusya’nın bu duruma soğuk bakması Osmanlı’yı Almanya’ya doğru itti ve 2 Ağustos 1914’te yapılan gizli bir antlaşma ile Osmanlı – Alman ittifakı kesinleşmişti. Bu tarihten sonra, güvenliği açısından seferberlik ve silahlı tarafsızlık ilan eden Osmanlı Devleti, 10 Ağustos 1914’te İngiliz donanmasından kaçan Goben ve Breslau adlı iki Alman savaş gemisini boğazlardan geçmesine izin verir ve Boğazları tüm yabancı gemilere kapatır.

Goben ve Breslau boğazlardan geçmesi İtilaf devletlerinin tepkisine yol açmıştı. Bu gemilerin Çanakkale Boğazı’nı geçerek İstanbul’a geçmeleri büyük bir gerginlik yaratmıştı, çünkü Osmanlı devleti, Boğazlar antlaşması gereği boğazları tüm savaş gemilerine kapalı tutmak durumundaydı. Alman donanmasına bağlı bu gemilerin Boğazdan geçişine izin vermek savaş nedeni sayılacaktı.

Bunun üzerine Osmanlı devleti, bu iki gemiyi daha önce İngilizlere sipariş ettikleri ve hatta parasını ödedikleri halde alamadıkları iki gemi yerine satın aldıklarını açıklar. Böylece, Yavuz ve Midilli adı verilen bu iki savaş gemisi Osmanlı Donanmasına katılmış olur. 27 Eylül 1914’te Amiral Soucgon komutasındaki Yavuz, tatbikat amacıyla çıktığı Karadeniz’e Ruslara ait Sivastapol ve Novorosisk limanlarını bombalayınca 1 Kasım 1914’te Ruslar Kafkasya’da sınırı geçerek fiilen savaş başlatmış ve Osmanlı Devleti de sıcak savaşı içine çekilmiş olur.

 Çanakkale geçilmez

İtilaf Devletleri’nin Boğazları açma nedenlerinin başında, elbette ki boğazların sahip olduğu stratejik önem yatıyordu. Rusya’ya yardım edebilmek hedefiyle yapılanan bu düşünce; aynı zamanda Almanya’dan yeterli yardım alamayacağı ve fazla direnemeyeceği düşünülen Osmanlı’yı tek başına ve planlanmış bir barışa mahkum etmeyi planlıyordu. Ayrıca Boğazları kazanmak demek, İstanbul’u ele geçirip Osmanlı ve tüm Avrupa üzerinde manevi bir yıkıma sebep olmak demekti.

Tarafsız kalan pek çok ülke bu başarıya kayıtsız kalamayacak ve İtilaf devletleri’ne katıldıklarını açıklayacaklardı. Boğazlardan geçilebilirse, kazanılacak olan başarı tüm Müslüman sömürgeleri sindirecek, güneyde sömürge devletlerini rahatsız eden hiçbir şey yaşanmayacaktı. Bu düşünceyle İngiltere 28 Ocak 1915’te Osmanlı’ya savaş açma kararı aldı ve bu karara Fransa’da katıldı.

Batı Cephesi’nde 1914 yılının Eylül ayı sonlarında Alman Orduları, Fransız-İngiliz savunmasını yaramamışlar, tüm Batı Cephesi’nde cepheler kilitlenmişti. Bu durum Almanya açısından Batı Cephesi’ndeki savaşta kısa sürede bitmeyeceği anlamına geliyordu.

 Çanakkale geçilmez

Avrupa cephelerindeki bu gelişmeler, İngiltere ve Fransa’yı müttefikleri Rusya’yı desteklemek zorunda bırakmıştı. Zaten Rusya, Almanya üzerinde yeterince güçlü bir baskı yapmaktaydı. Kısıtlı endüstriyel kapasitesi dolayısıyla İngiliz ve Fransız desteğine gerek duyuyordu. Fransa ve İngiltere’nin desteği sağlaması için olası dört yol vardır. Kuzey ulaşım hatlarından ikisi olanaksızdır.

Kuzey Buz Denizi, yılın çok büyük bölümünde donmuş olduğundan deniz ulaşımına olanak vermemektedir. Baltık Denizi ise Alman Donanması’nın denetimindedir. Orta ulaşım yolu olan Avrupa karayolu ise aynı şekilde Alman denetimindedir. Olası dördüncü yol ise Osmanlı Devleti’nin denetiminde bulunan Çanakkale ve İstanbul boğazlarının oluşturduğu denizyoludur.

Çok yakın geçmişte, Balkan Savaşı’nda, Trablusgarp Savaşı’nda ve Sarıkamış Harekatı’nda ağır yenilgiler almış olan Osmanlı Devleti’nin askeri gücü, İtilaf Devletleri’nce zaten yetersiz olarak değerlendirilmektedir. Avrupalılarca “hasta adam” olarak görülen yaşlı Osmanlı Devleti’nin boğazlardaki bir saldırıyı kaldıramayacağı düşünülmektedir.

Eğer boğazlar askeri olarak kontrol altına alınabilirse, Rusya’nın desteklenmesi olanaklıdır. Gerçekten de Rusya, Kasım ayı başlarında müttefiklerinden Çanakkale Boğazı’na göstermelik de olsa bir saldırı yapılmasını istemiştir. Böylece Kafkasya da Osmanlı ordusunun baskısı hafifleyecektir.

 Çanakkale geçilmez

Öte yandan Rusya direnmeyi sürdürecek olursa, Almanya’nın Batı Cephesi’nde yeni bir taarruza kalkışma olanağı da pek yoktur. Bu tespit, özellikle İngiliz yüksek komutanlığının, Batı Cephesi’ndeki kuvvetlerin bir bölümünün burada atıl tutulup tutulmadığının sorgulanmasına yol açmıştı.

Ayrıca İngiliz donanması da yeterince etkili kullanılmamaktadır. Böylece Batı Cephesi’nden alınacak bir kısım kuvvetle donanmanın işbirliği ile daha etkili ve sonuç alıcı bir harekata girişilmesi yolları aranmaya başlandı. Sonuçta Boğazlara yönelik bir operasyon planı üzerinde tartışılmaya başlanmıştır.

Rusya ile bağlantının bu şekilde boğazların kontrolünün sağlanarak sonuçlandırılması, Osmanlı devletinin başkenti olan İstanbul’un da işgalini kaçınılmaz olarak gerektirmektedir. İkisi, aynı anda gerçekleşecek sonuçlardır.

 Çanakkale geçilmez

Çanakkale Savaşı – Deniz Harekatı

Winston Churchill

Dünyadaki bütün denizlere hakim olmaya çalışan İngilizler, boğazları ele geçirmek için donamanın yeterli olacağına inanıyorlardı. Bahriye Nazırı Churchill’in planları Akdeniz filosu komutanı Amiral Carden tarafından da desteklenince, Lord Fisher’in şüpheli gördüğü bu harekatın donanma ile yapılmasına karar verildi.

Tarihinde hiçbir yenilgi almamış olan İngiliz donanmasının silah, teknoloji ve başarı açısından kendine güveni tamdı. Dünyanın yenilmez donanması, Fransa’nın da desteği ile dünyanın en büyük armadasını oluşturuyordu. Bu donanmaya karşı gelebilecek hiçbir güç düşünülemezdi. Hele ki yıpranmış, teknoloji açısından zayıf ve parçalanmak üzere olan Osmanlı, bu armada ile asla baş edemezdi.

 Çanakkale geçilmez

İtilaf devletlerinin deniz harekatı 19 Şubat 1915’te başladı. 13 Mart 1915’e kadar düşman gemileri tabyaları top ateşine tuttu, mayın tarama gemileri olabildiğince yol açtı. Boğazları zorlayarak geçebileceklerine inanan düşman kuvvetlerinin, kararlı ve dirençli bir karşılık almaları bu işin o kadar da kolay olmadığını gösteriyordu. Bir ay boyunca yapılan binlerce mermi atışının ardından çok da büyük bir gelişme elde edilememişti.

 Çanakkale geçilmez

18 Mart’a kadar geçen bu dönemde boğazın girişinde bulunan Rumeli yakasındaki Seddülbahir ve Ertuğrul tabyaları tahrip edilmişti. Boğaza giriş kapıları aralanmış ama hala ilerde olacaklar belirsizdi. Ve 18 Mart 1915 sabahı geldiğinde kimse günün sonunda neyle karşılaşılacağını bilmiyordu.

17 Mart 1915’te Amiral Carden’in yerine Amiral de Robeck’in atanmasıyla 18 Mart da gerçekleşecek plan uygulanmaya konuluyordu. Plana göre; 18 Mart sabahı 3 deniz tümeninden oluşan düşman filosu boğazda belirdi. Filonun en güçlü gemilerinden oluşan 1. tümen bizzat Amiral de Robeck tarafından kumanda ediliyordu.

 Çanakkale geçilmez

Queen Elizabeth Zırhlısı

Queen Elizabeth, Agamemnon, Lord Nelson muharebe gemilerinden oluşan 1. tümen saat 10:30’da boğazdan içeri girdi. Filonun önündeki muhripler savaş alanını tanıyorlardı. Planlanan noktaya ulaşıldığında Queen Elizabeth hedefi Rumeli Mecidiye Tabyası, Lord Nelson’un hedefi Namazgah Tabyası, İnflexible hedefi ise Rumeli Hamidiye Tabyası idi.

 Çanakkale geçilmez

Bu arada düşman gemileri Kumkale’den gelen tedirgin edici ateş hattına da girmişlerdi. Obüslerden üstlerine ateş yağıyordu. Yine de mesafe uzak olduğundan Türk bataryaları savaş gemilerine karşılık veremiyordu. Saat 12:00 sularında Çimenlik, Rumeli Hamidiye ve Anadolu Hamidiye ateş almıştı.

Plana göre büyük savaş gemilerinden oluşturulan 3. tümen, 1. tümenin arkasından harekete geçti ve hat önündeki yerini aldı. Yavaş yavaş yaklaşan gemiler bu cesurane ilerleyişlerinde Türk bataryalarından düşen mermi ateşi altında hatta vardılar. Şiddetli yapılan karşılıklı çatışmalarda aradaki bataryalar sustuysa da merkez bataryalar ateşe devam ediyorlardı. 900 yarda kadar içeri sokulduklarından şiddetli ateş bu gemilerin üzerine yağıyordu.

3. tümene ait olan iki İngiliz gemisi Triumph ve Prince George hattın kıç omuzluklarında yerlerini almış Rumeli Mesudiye ve Yıldız Tabyalarını hedeflemişlerdi. Rumeli merkez bataryaları çok yoğun bir ateş altındaydı. Mermilerin çoğu tabyalar içine düşmüş, telefon hatlarını bozmuş, yangınlar çıkarmıştı. Rumeli Mecidiye Tabyası topçuların şehit olması ile devre dışı kalmıştı.

 Çanakkale geçilmez

Planın ikinci aşamasında Türk bataryaları üzerinde yeteri kadar üstünlük sağlanabilirse Albay Hayes Sadler komutasındaki 2. tümen devreye girecekti. Ocean, İrresistible, Albion, Vengeance, Swiftsun ve Majestic’ten oluşan 2. tümen 3. tümenin yerini alacak ve kurulan B hattından son olarak yakın muharebe yapılarak tabyalar içinden olmayıp mayın hatlarını savunan toplar tahrip edilerek bombardımandan hemen sonra mayın tarama işlemlerine başlanacaktı.

 Çanakkale geçilmez

Fakat 3. tümenin yerini alacak 2. tümen gelmeden önce beklenmedik bir şey oldu. Saat 14:00’e doğru Suffren büyük bir hızla Boğazı terk etmekte ve Bouvet’de onu izlemekteydi. A hattını geçmek üzereyken Fransız gemisi Bouvet’de bir iki patlama oldu ve Anadolu Hamidiye Tabyasınca ateş altındayken 3 dakika içinde sulara gömüldü. İtilaf donanmasında büyük bir şaşkınlık yaşanıyordu.

Queen Elizabeth ve Agamemnon dışındaki bütün gemiler ateşi kestiler. Muhripler ve istimbotlar personeli kurtarmaya gittiklerinde 20 kişi kurtarılabilmiş, 603 kişi sulara gömülmüştü. Bu arada 12:30 sularında Goulois isabet almış ve ağır yaralarla boğazı terk ediyordu. 15:30 sularında mayına çarpan Inflexible’ın durumu kötüydü ama yoğun çabayla Bozcaada ya ulaştı. 2. tümen İngiliz gemileri, 3. tümenin yerini aldığında bu manzara ile karşılaşmıştı.

Saat 14:30’da ateşe başlayarak 10 yardaya kadar yaklaştılar. Namazgah Tabyasını bombardıman ediyorlardı. Saat 15:00’te Rumeli Hamidiye daha sonra da Namazgah aldığı isabetle savaş dışı kalmıştı.

Seyit Onbaşı’dan daha sonra aynı topu bir daha kaldırması istenmiş fakat kaldıramamıştır. Bu nedenle tahtadan yapılmış bir topla fotoğraf çektirmiştir.

Çanakkale geçilmez

Anadolu Hamidiye Tabyası hasar görmemişti ve İrrisitible’a ateş ediyordu. Saat 15:14’de İrrisitible’de korkunç bir patlama duyuldu. Saat 16:15’te tabyalarda uzaklaşmak isterken bir mayına çarptı. Bu bölgede bir gece önce Nusret’in döktüğü mayınlar hiç hesapta yokken can alıyordu. Bölgenin mayınlı olduğunu anlayan Amiral de Robeck 2. tümenin geri çekilmesi için emir verdi.

Bu sırada Seyit Ali Onbaşı tek başına taşıdığı 215 kg’lık topu kundağa yerleştiriyor ve Ocean’ı durmadan yaralıyordu. Bunun üzerine bir de 18:05’te geri çekilirken Ocean da mayına çarptı. Güçlü top ateşine rağmen Ocean’ın personeli muhripler tarafından kurtarıldı. 18 Mart’a yaşananlar şaşkınlık yaratmıştı.

Lord Fisher gibi ordusuz bir donanmanın başarıya ulaşamayacağını söyleyenler haklı çıkıyor, De Robeck ve Churchiil gibi hala donanma ile boğazları zorlayıp İstanbul’a çıkabileceği düşüncesi yeni hareket planları doğuruyordu. Türk tarafı ise, 18 Mart’ta kazandığı zaferden dolayı kendisine olan güvenini tazelemiş, Çanakkale’nin Boğazlardan geçilemeyeceğini tüm dünyaya göstermişti.

Bu zaferin ardından, Müttefiklerin kaçınılmaz kara harekatına karşı Türk tarafı da son sürat hazırlıklara başlamıştı. Çanakkale’de 5. Ordu oluşturulmuş başına da Mareşal Liman Von Sanders getirilmiştir. Kıyılar dikenli tellerle çevriliyor, birlikler önemli yerlere yerleştiriliyordu. Müttefik çıkarmasını bekleyen bir başka kişi ise 19. İhtiyat Tümeni’nin başında bulunan Yarbay Mustafa Kemal’di.

Çanakkale Savaşı – Kara Harekatı

Çanakkale Geçilmez

Çanakkale Geçilmez

Çanakkale Savaşları’nda Deniz Harekatı’nın başarısızlığı umutları Kara Harekatı’na çevirmişti. Daha 1 Mart’ta Yunanistan, Gelibolu Yarımadası’nı işgal etmek mümkün olduğu takdirde İstanbul üzerine yürümek üzere İngiltere’ye üç tümenlik bir kuvvet önermişti. İngiliz ve Fransızlara kalsa öneri kabul edilebilir. Ancak Rus Çarı, İngiliz Büyükelçisi’ne, hiçbir şart altında Yunan askerinin İstanbul’a girmesine izin vermeyeceğini bildirerek bu tasarıyı önledi.

Londra’da ise, harekatı Donanma yalnız mı yapsın, yoksa Kara ordusu ile birlikte mi hareket etsin tartışması yapılmakta idi. Bir kara ordusuna ihtiyaç olduğunu savunanların arasında Lord Fisher geliyordu. Bununla beraber son karar, savaş bakanı Lord Kitchener’in di. O ise, ısrarla elinde birlik olmadığını söylüyordu, ama seçkin bir birlik olan ve İngiltere’de bulunan 29’ncu Tümen’e hiçbir görev verilmemişti.

Nihayet Mart’ta Kitchener Çanakkalecilerin tarafına kayarak 29’ncu Tümenin Ege’ye sevk edileceğini, Çanakkale’de bulunan deniz piyadelerine Gelibolu Yarımadasının temizlenmesinde yardım edeceğini açıkladı. Bu haber Fransa cephesinde bulunan İngiliz generallerinin öylesine büyük tepkisine yol açtı ki, Mareşal sözünü geri alarak 18 Şubat’ta bu birliğin yerine o sırada Mısır’da bulunan Avustralya ve Yeni Zelanda tümenlerinin gideceğini bildirmek zorunda kaldı.

General Sir William Birdwood

Askeri durumu tetkik için Çanakkale’ye gönderilen General Sir William Birdwood, 5 Mart’ta Kitchener’a gönderdiği raporda, donanmanın tek başına Boğaz’dan geçemeyeceğine inandığını, kuvvetli bir ordunun karadan donanmayı desteklemesi gerektiğini bildiriyordu. Bu rapor Kitchener’in bütün tereddütlerini giderdi. 10 Mart da 29’ncu Tümenin Ege’ye gönderileceğini açıkladı. Ayrıca bir tümen de kendilerinin göndermeleri için Fransızları ikna edeceğini ilave ediyordu.

Böylece Mısır’daki Anzak Tümenleri ile birlikte 70 bin kişilik bir kolordu bu işe ayrılmış oluyordu. Birdwood’un raporuna rağmen, hala donanmanın tek başına Boğazı geçebileceğini düşünenleri vardı. Bu karışıklık içinde Kara kuvveti hazır olana kadar Donanmanın harekatını geri bırakılmasını, bu surette Kara ve Deniz Kuvvetlerinin müşterek harekata  başlamasının en iyisi olacağını hiç kimse aklına getiremiyordu.

O sıralarda Londra’ya hakim olan bu kargaşalık ve belirsizliği, ne yapacağı belli olmayan sefer kuvvetleri’nin Komutanlığına yapılan atamadan anlamak mümkündür. Bu komutan, Kitchener’in Güney Afrika savaşlarından eski bir arkadaşı General Sir Ian Hamilton’du.

Bu savaş kimi zaman çıkartmalarla kimi zaman kanlı boğuşmalarla ama genelde siper savaşları dediğimiz psikolojik bir harekata da dönüşecektir. Kara savaşları 25 Nisan sabahı başlayıp 9 Ocağa kadar devam edecektir. Her iki tarafın toplam yarım milyona yakın zayiat verdiği, dünya tarihinde bir eşi olmayan bir savaş yaşanmıştır. 18 Marttaki mağlubiyete bizzat şahit olan Hamilton, yenilginin nedenini ve bundan sonra nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini konusunda fikirleri değişmiş ve donanmasının bu işi tek başına becerecek durumda olmadığı kanaatine varmıştı.

İtilaf devletleri karadan yapılacak harekat için hazırlıklara vakit kaybetmeden başlamışlardı. Deniz Tümeni’ni taşıyan 14 nakliye gemisi, 27 Martta Mısır’ın Port Sait Limanı’nda toplanmış, ertesi gün de 29. Tümen ile Fransız kuvvetlerini taşıyan 50 kadar gemiden oluşan armada, İskenderiye’ye varmıştı. Mısırda hazırlıklar devam ederken 75.000 kişiyi bulan birliklerin nakli ancak 22 Nisana kadar tamamlanmıştır.

25 Nisan 1925 Kara Taarruzu

Limni Adası’nda günlerini tatbikat yaparak geçiren müttefiklerin harekat günü 23 Nisan olara belirlenmiş olsa da hava muhalefeti nedeniyle çıkartmayı 48 saatlik bir gecikmeyle 25 Nisan da yapmaya karar vermişlerdir. Seddülbahir’den Bolayır’a kadar şiddetli bombardımanla beraber 25 Nisan sabahı saat 05:00’te düşmanın birçok yerde çıkarmaya başladığı haberleri gelmeye başladı.

Liman Paşa, düşüncesinde ısrar ederek, gelen raporları kurmayları ile değerlendirmemiş, hatta bu durumu memnuniyet verici olarak değerlendirmiştir. Liman Paşa, fikrinde ısrarı günün bütününde de sürmüş, Alman yaveri Prigge ile Bolayır kıyılarında akşama kadar çıkarma gösterisini izlemekle yetinmiştir. Seddülbahir’den gelen raporlar üzerine durumun kritik bir hal alması üzerine 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa asıl çıkartma yerleri hakkında Liman paşayı ikna etmeye gitmişti.

Liman Paşa, Bolayır’da akşama kadar beklemeyi tercih etmiştir. Halbuki, düşmanı Seddülbahir’de karşılayan 9. Tümen Komutanı Sami Bey, alınacak son önlemleri belirterek, takviye beklemiştir.

Anzak Koyu, 25 Nisan 1915

Diğer yandan Arıburnu sırtlarından da düşmanın ilerlemesi, 9. Tümen’in 27. Alay’ını harekete geçirmesi ile durdurulmuş olmakla beraber durumunun kritikliği devam etmektedir. Arıburnu çıkartmasında General Birdwoord yönetiminde ki Anzak Kolordusu’na bu görev verildi. Ancak kolordunun hedefi Kabatepenin Kuzeyinde karaya çıkmak, sol tarafını emniyete alarak Maydos’a doğru doğu istikametinde yürümekti.

Anzak Kolordusu’nun gerçekleştireceği bu çıkarma, Avustralya ve Yeni Zelanda tarihi gibi Türk tarihi açısından da büyük öneme sahiptir. Zira Boğaz’ın kilit noktası, Kilitbahir platosunun muhafazası için önemli bir konuma sahip olan Kocaçimen ve Conkbayırı tepelerine hakim olma mücadelesi sahnelenecekti.

Anzakların “Gun Ridge” adını verdikleri Kavaktepe, Conkbayırı, Kocaçimentepe hattını hızla ele geçirmek suretiyle ilk örtme kuvvetinin hemen arkasından karaya çıkacak ana kuvvetin, nispeten daha az arızalı araziyi aşarak Maltepe ve Maydos’a hızla ilerlemesi için yol açılmış olacaktı. Böylece Seddülbahir’deki Türk birliklerinin geri irtibatı tamamen kesilecekti.

Seddülbahir Cephesi

Seddülbahir Cephesi’ndeki İngiliz ve Fransız birliklerinin ilk hedefi Kitre Köyü ve hemen kuzeyindeki Alçıtepe olmuştur. bu hedeflerin ele geçirilmesi için ilk müttefik taarruzu olan Birinci Kitre Muharebesi, 28 Nisan 1915 sabahı başlamıştır. Taarruzun sol kanadındaki 2 İngiliz tugayı, sağ kanadında ise 5 Fransız taburu taarruza katılmıştır. Türk savunması İngiliz taarruzları karşısında tutunurken Fransız kesiminde yarılma noktasına gelmiştir.

Cephe komutanı Albay Halil Sami Bey, hatların geri çekilmesi emri vermişken, iki bölüklük bir kuvvet, donanma topçusunun ateşinde bir gedik bularak hatları takviye etmiştir. Bunun üzerine geri çekilme emri derhal geri alınmıştır. Öğleden sonra Yarbay Sabri Bey, iki taburluk bir kuvvetle karşı taarruza geçerek müttefikler taarruz çıkış hatlarına geri çekilmişlerdir. Türk kayıpları 2.380, müttefik kayıpları ise 3.000’dir.

Müttefik kuvvetlerin ikinci taarruzu, 6 Mayıs 1915 sabahı başlayan İkinci Kitre Muharebesi’dir. 8 Mayıs’a kadar süren çatışmalarda Müttefik kuvvetlerin “bağlantı noktası”, en soldan taarruz edecek olan bir İngiliz tugayıdır. Bu tugay, ilk günkü taarruzunda yoğun bir ateşle karşılaşmış ve ilerleyememiştir.

Taarruz hattı, en sol kenardan başlayan bu engelle, en sağa kadar durmak zorunda kalmıştır. Sol uç, ilerleyemeyince diğer birlikler de planlanan ileri harekata girişememişlerdir. Türk ateşinin en yoğun olduğu rapor edilen tepe, donanma ve sahildeki top bataryaları tarafından hallaç pamuğu gibi atıldığı halde, Türk tarafının ateş gücünde bir değişiklik olmamıştır.

Balonlarla yapılan hava keşfi de Türk mevzilerinin yerini saptayamamıştır. İkinci gün merkez kesimden, üçüncü gün tekrar sol kanattan yapılan taarruzlar da aynı ateşle karşılaşarak durmuştur. Üç günlük muharebelerin sonunda müttefik kuvvetler, en fazla 500 metre ilerleme sağlayabilmişlerdi. Müttefik kaybı 6.500, Türk kaybı ise 2.000’dir.

Müttefik kuvvetlerinin üçüncü taarruzu, 4 Haziran 1915 tarihli Üçüncü Kitre Muharebesi’dir. Donanma topçusunun üç yönden, kara topçusunun ise cepheden geliştirdiği hazırlık ateşi ardından başlayan savaşta, Türk cephesinin sol kanadından taarruz eden Fransız birlikleri yer yer Türk siperlerine girmişlerdir.

Yarbay Selahattin Adil siperlerine girmişlerdir. Yarbay Selahattin Adil komutasındaki 12. Tümen’in karşı taarruzuyla bir siperlerden çekilmişlerdir. Sağ kanatta ise İngiliz birlikleri Türk siperlerine girmiştir. İkinci Topçu Bataryası komutanı Teğmen Arif Tanyeri’nin, 150 askeriyle ileri çıkıp cepheyi tutmasıyla Türk hatlarının kırılması önlenmiştir.

Türk cephesi, Kitre Köyü’ne bir kilometre mesafede sabitlenmiştir. İzleyen 5 Haziran günü Türk 9. Tümen’in saldırısı başarılı olmamış, akşam saatlerinde Arıburnu Cephesi’nden kaydırılan Yarbay Hasan Askeri komutasındaki П. Tümen’in taarruzu ise birkaç yüz metre ilerlemiştir.

6 Haziran günü ise küçük çaplı çatışmalara geçmiştir. Üçüncü Kitre Muharebesi’nde müttefik kayıpları 7.500, Türk kayıpları ise 4.500 yaralı, 4.500 şehittir.

Her üç taarruzun başarısız olması üzerine cephe komutanları, İngiliz komutanı H. Weston ve Fransız komutan Gouraund, tüm cephe hattında değil de, daha sınırlı bir hattan taarruzu gerekli görmüşlerdir. Böylece gerek piyade, gerekse de topçu unsurları daha dar bir cephede kuvvet merkezi (sikler merkezi) oluşturulacaktı.

Planın ilk operasyonu, cephenin en sağ (doğu) bölgesi olan Kerevizdere’de uygulamaya konulmuştur. 18 Haziran’da başlayan topçu ateşi üç gün boyunca sürdürülmüştür. 21 Haziran günü Fransız birliklerinin taarruzuyla başlayan Birinci Kerevizdere Muharebesi’nde Fransız birlikleri, hedefleri olan tepeyi ele geçirmeyi başarmıştır.

Muharebelerde Fransız kayıpları 2.500, Türk kayıpları ise 6.000 kişidir.

Bir sonraki Zığındere Harekatı, bu kez cephenin sol kanadında taarruzu öngörmektedir. Zığındere ile sahil arasındaki Zığın sırtı boyunca iç tugayla ve Zığındere’nin karşı yamaçlarından iki tugayla taarruz etmektedir. Zığın sırtı Albay Refet Bey’in komutasındaki 11. Tümen’in savunma bölgesidir. Zığındere ile Kanlıdere arasındaki bölge ise Albay Halil Bey’in 7. Tümen’i tarafından savunulmaktadır.

Her iki tümen de tek tugaylıdır. Deniz ve kara topçusunun 26 Haziran’da başlayan bombardımanı üç gün sürmüştür. 28 Haziran’da iki saatlik hazırlık ateşi ardından başlayan taarruz, sağ kesimde Türk siperlerinin tümünde başarılı olmuştur. bombardıman sonrasında Türk ön hat siperlerinde sağ kalanların tümü yaralı subay ve erattır.

800 metre mesafedeki Kitre Köyü’ne yapılan ileri hareket, topçu ateşiyle durdurulmuş, hemen ardından Türk karşı taarruzları başlamıştır. Siperler 30 Haziran 1915 günü sabahına kadar birçok kez el değiştirmiş, sonunda İngilizlerde kalmıştır.

Zığın sırtının kuzeyinden 1 Temmuz 1915 günü ilk kez yenilenen Türk taarruzu, yoğun topçu ateşi altında etkisiz kalmıştır. 5 Temmuz 1915 tarihinde Albay Hasan Basri Bey’in 5. Tümen’in Zığın sırtına ve Albay Nicola’nın komutasındaki 3. Tümen’inin Zığındere’nin doğu yamaçlarına giriştikleri taarruz ise sonuç alamamıştır.

Her iki kanattan yapılan taarruzların ardından bu kez cephenin merkez bölümünde taarruza geçilmiştir. Üç saat süren ve 60.000 top mermisinin kullanıldığı hazırlık ateşi ardından 12 Temmuz 1915 sabahı başlayan İkinci Kerevizdere Muharebesi iki gün sürmüştür.

Hazırlık ateşi ardından başlayan İngiliz taarruzu, hiçbir savunmasının sağ kalmadığı ilk hat siperlerini almış, ikinci hat siperlerinde ise ağır kayba uğrayarak geri çekilmiştir. İkinci girişilen İngiliz taarruzu, Türk topçusunun ateşiyle geri çekilmiştir. Savaş sonunda cephenin en sol yanındaki birkaç siper parçası işgal edilebilmiş, sağ kesimde ise Fransız birlikleri Türk siperlerinde tutunmayı başarmıştır.

iki günlük muharebelerin sonucunda müttefik kayıpları 5.800, Türk kayıpları ise 9.700’dür.

Bu muharebeler sonunda Sedülbahir Cephesi’nde Türk kuvvetlerini atarak ilerlemenin olanaksız olduğu ortaya çıkmıştı. Müttefik kuvvetler komutanı General Hamilton, takviye kuvvetlerle Suvla Koyu’nda bir çıkartma yapmayı planlamıştır. Bu çıkartma harekatının, Anzak Kolordusu komutanı General W. Birdwood’un önerdiği Sarı Bayır Harekatı ile aynı tarihte uygulamasına karar verilmiştir.

Ayrıca Türk savunmasının dikkatini yarımadanın güney ucuna çekmek için Seddülbahir Cephesi’nde yanıltıcı bir taarruz planlanmıştı. Kitre Bağları Muharebesi olarak bilinen bu taarruz, 6 Ağustos sabahı İngiliz birliklerinin taarruzlarıyla başlamıştır. İngilizler, ilk hat siperlerine girmiş, ancak karşı taarruzla geri atılmışlardır.

Taarruzun ikinci günü girişilen İngiliz taarruzları, Kitre Köyü’nün güney batısındaki bir bağ alanının bir bölümünde tutunabilmiştir. Sınırlı hedeflere yönelik, üstelik de bir yanıltma operasyonu olan İngiliz taarruzunun bu denli kayba rağmen başarısız olması üzerine General Sir Ian Hamilton, Seddülbahir Cephesi’nde hiçbir askeri harekata girişilmemesi emrini vermiştir.

Arıburnu Cephesi

Arıburnu Cephesi’nde 25 Nisan 1915 sabahı çıkartma yapılan Anzak Kolordusu örttü kuvvetleri, sahildeki Türk gözetleme postalarını atarak bir köprübaşı oluşturmuşlardır. Sahile çıkan örtü kuvveti, üç koldan sırtlara ilerlemiştir. Sırtlardaki Türk direnişi, ileri harekatı yer yer engelliyor, genel olarak geciktiriyordu ama sahil tehdit edecek bir harekat gösteremiyordu.

Buna karşın sırtlarda yer yer süren çatışmalarda Anzak kayıpları artmakta, sahile yağan takviye talepleri karşısında çıkan tüm birlikler derhal ateş hattına gönderilmektedir, sahilde ihtiyat tutulamamaktadır. Anzak mevzilerine taarruza girişmiştir. Bu taarruzla Anzak birlikleri sırtın batı yamaçlarına çekilmişlerdir.

Ordu ihtiyatındaki 19. Tümen komutanı Kurmay Yarbay Mustafa Kemal çıkartma başladığı sıralarda 57. Alay ve bir topçu bataryasıyla Conk Bayırı’na hareket etmişti. Karargahta, 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa’ya kararını anlatmıştır. Esat Paşa, bu kararı onaylamış, Albay Halil Sami Bey’in 27. Alay’ını da yarbayın komutası altına vermiştir.

Esasen 19. Tümen, ordu ihtiyatıdır, ancak Mareşal Sanders’le halen temas kurulamamış olması nedeniyle Esat Paşa, kendi inisiyatifini kullanarak tümeni komutası altına almış ve Mustafa Kemal’in görüşü yönünde görevlendirmiştir.

Bu arada Kılıçbayır yönüne sevk edilen Avustralya birlikleri, bölgeye ulaşır olaşmaz muharebeye sürülmektedir. Çünkü Türklerin sırtlardan aşağı akıp cephe hattını kırmaları an meselesi olarak görünmektedir. 19. Tümen’e bağlı dört alayın bölgeye intikali ardından Türk Arıburnu Kuvvetleri Yarbay Mustafa Kemal Bey emriyle saat 15:30 dolaylarında yeniden bu kez toplu olarak taarruza geçmişlerdir.

General Hamilton anılarında şöyle anlatır. “Gebe dağlar Türk doğurmaya devam ediyor. Bizim mevzilerimizin en yüksek ve en merkezi yerine birbirini kovalayan dalgalar halinde yükleniyorlardı.” Bu taarruzun sonucunda Kılıçbayır’ın iki yanından gelişen Türk taarruzları karşısında Kılıçbayır ve hemen güneybatısındaki Cesaret tepe kesin olarak Türklerin eline geçmiştir.

Düztepe’nin alınması, Türk birliklerine Kılıçbayır üstünden Anzak sahiline geniş bir taarruz hattı açmıştı ama, Türklerin zaten ellerindeki az bir kuvvetle yaptıkları bu taarruzu sürdürecek kuvvetleri yoktur. Anzak cephesindeki bu gedik, savaş boyunca kalmıştır.

Harekatın ilk günüde karaya çıkartılan asker sayısı 15.000’dir. yaklaşık 2.000’i ölü olmak üzere kayıplar 3.500’dür. gece yarısına doğru Anzak Kolordusu Komutanı Birdwood, emrindeki her iki tümen komutanın da tahliyeden yana olduklarını, kendisinin de bu görüşü paylaştığını General Hamilton’a bildirmiştir.

Anzak ordusu gün boyu süren çatışmalardan dolayı bitkindir, morali düşüktür, birlikler halen dağınıktır. Gün boyu süren Türk taarruzları, Anzak cephesinin kuzey batı kesimindeki sırtta (Kılıçbayır) bir gedik oluşturmuştur. Bu gedik Anzak çıkartma bölgesi için bir tehdit oluşturmaktaydı.

Gece boyu takviye alan Trük kuvvetlerinin etkin biir topçu desteğiyle sabah girişecekleri bir karşı taarruza kesin gözüyle bakılmaktadır. Ordunun bu haliyle bu saldırıyı göğüsleyemeyeceğinden, sahilde imha edileceğinden korkulmaktadır.

Amiral Thursby ise tahliyenin çok fazla kayba neden olacağını, pozisyonu korumanın daha iyi olacağı görüşündedir. General Hamilton, sahilde kalınarak birliklerin direnmeye devam etmesine karar vermiştir.

Takviye olarak bölgeye gönderilen İngiliz 9. Kolordusu’nun Suvla Koyu’na çıkartma yaptığı 5-6 Ağustos gecesi, bir Anzak tümeni gece yürüyüşüne geçmiştir. Hedefleri, Kocaçimen Tepesi-Besim Tepe-Conk Bayırı hattıdır. Sarı Bayır Harekatı olarak bilinen harekatta Anzak birlikleri sırtlara kadar yaklaşabilmiş ama sırtları alamamıştır.

Muharebelerin yoğunluğu Conk Bayırı bölgesinde olmuş, Conk Bayırı Muharebesi 9 Ağustos 1915 tarihine kadar sürmüştür. Kurmay Albay Mustafa Kemal’in 10 Ağustos sabahı başlattığı taarruz ile Anzak kuvvetleri sırtlardan çekilmek zorunda kalmışlardır.

Suvla Koyu’nda İngiliz Kolordusu’nun ikinci genel taarruzuyla aynı gün 21 Ağustos’da Anzak birliklerinin sonuçsuz Bomba Tepe taarruzu, Çanakkale Savaşı’nın son muharebesi olmuştur.

Anafartalar Cephesi

Her iki cephedeki kanlı çatışmalar ardından 1915 yılının Temmuz ayı sonlarında cepheler kilitlenmiş, çatışmalar mevzii harbine dönüşmüştü. Gelibolu Yarımadasında bir sonuç elde edebilmek için İngiliz General Sir Ian Hamilton, daha kuzeyde üçüncü bir cephe açmak gereği duymuştur.

Burada amaç, sert direnme gösteren her iki cephedeki Türk kuvvetlerinin geri hattına çıkarak kuşatmaktır. Hamilton, üçüncü cepheyi küçük ve büyük Kemikli burunları arasındaki Suvla kumsalına, takviye olarak gelen İngiliz 9. Kolordusu’nu çıkartarak yapmıştır. 6 Ağustos 1915 tarihinde Suvla Koyu’na yapılan çıkartmayla Çanakkale Savaşı bu bölgeye kaymış, Arıburnu’ndaki Anzak kolordusu ile Suvla çıkartma kuvvetleri, dolayısıyla bu iki cephe birleşmiştir.

Gelibolu Yarımadası’nın Müttefik kuvvetlerce tahliyesine kadar asıl çatışmalar bu bölgede olmuş, Seddülbahir Cephesi, kayda değer bir çatışmaya sahne olmamıştır. 5-6 Ağustos gecesi başlayan çıkartma gün boyu sürmüştür. Suvla Ovası’na hakim ilk kademe sırtlardaki üç Türk taburu, çıkartma birliklerinin ileri harekatını durdurmayı başarmıştır.

İngiliz 9. Kolordusu’nun genel bir taarruz için düzen alması, 8 Ağustos tarihin bulmuştur. Ertesi gün, 9 Ağustos 1915 günü şafakta iki İngiliz tümeni taarruz için ilerlemeye başladığı sırada Kurmay Albay Mustafa Kemal Bey’in de taarruzu başlamıştır.

Türk taarruzu, önlerindeki İngiliz kollarını atarak ilerlemiş, öğleden hemen sonra İngiliz 9. Kolordusu komutanı General Stopford, ihtiyatta tuttuğu tümeni ateş hattına sürerek sahilde tutunmayı başarabilmiştir. Birinci Anafartalar Savaşı’nın hemen ertesi gün, 10 Ağustos 1915 sabahı Mustafa Kemal, Kocaçimen Tepesi-Conk Bayırı hattında yeni bir taarruz yapmıştır.

Albay Ali Rıza Bey komutasındaki 8. Tümen ve 9. Tümen komutanı Albay Cemil Bey komutasındaki 9. Tümen’in taarruzuyla müttefik cephesi 500-1.000 metre geri atılmıştır.

Bu bölgedeki Türk taarruzunun başladığı saatlerde daha kuzeyde, İngiliz 53. Tümen’i Yusufçuk Tepe ve daha kuzeydeki Küçük Anafartalar Tepesi Yönünde taarruza geçmişti. Yoğun topçu ateşleri sürmüş olup iki Türk taburunun savunması, mevzileri korumayı başarmıştır.

Son muharebeler sonunda Arıburnu Cephesi’nde Anzak kuvvetleri eski hatlarına çekilmiş, Anafartalar Cephesi’nde ise Suvla Ovası’nın sahil bandından kalmışlardı. Özellikle bu bölgede, hakim sırtlardaki Türk mevzilerinin ateşi altında kalmakta idiler. Müttefik kuvvetler üst komutanı General Sir Ian Hamilton, bu sırtların en azından kuzey kesimini oluşturan Tekketepe yükseltilerinin bir an önce ele geçirilmesinin gerekliliğini bilmektedir.

Bu amaçlar sahile yeni çıkartılmış olan 54. Tümen ile bu sırtlara taarruz kararı vermiştir. Bu tümenin bir taburunca 12 Muharebesi olarak bilinen taarruz, Türk savunması önündeki ağır kayba uğrayarak geri çekilmiştir.

Bu taarruzun başarısızlığı üzerine General Hamilton, taarruzu daha kuzeye kaydırarak 12. Tümen’i sağ yandan çevirmeyi amaçlayan bir taarruz planlamıştır. Bu taarruz Kireçtepe ve Kireçtepe sırtlarının işgal edilmesini amaçlamaktadır. Böylece 12. Tümen kanat kırarak Tekketepe’den çekilmek zorunda kalacak, savaşarak alınamayan bu yükselti, İngiliz kuvvetlerinin eline düşecektir.

Kireçtepe sırtları, Suvla Koyu’na çıkartma yapıldığı 6 Ağustos 1915 tarihinden itibaren Yüzbaşı Kadri Bey Komutasındaki Gelibolu Jandarma Taburu tarafından tutulmaktadır. Üç tugaydan oluşan İngiliz birlikleri 15 Ağustos 1915 günü taarruza geçmiştir. Ağır kayıplara yüzbaşı Kadri Bey’in ağır şekilde yaralanması da eklenince tabur geri çekilmiş, Kanlıtepe-Havantepe hattında yeniden mevzi almıştır.

Akşam saatleri bölgeye ulaşan bir taburluk takviye ile karşı Türk kuvvetleri karşı taarruza geçmiştir. Çatışmalar gece boyu sürmüş, 16 Ağustos sabahı bölgeye gelen Mustafa Kemal, taarruzu kendisi yönetmiştir. Kısa süre sonra İngiliz birlikleri eski hatlarına geri çekilmişlerdir.

Aynı gün başarısız bulunan İngiliz 9. kolordusu komutanı General Stopford ve iki tabur komutanı, General Hamilton tarafından görevden alınmıştır. Hemen ardından Seddülbahir Cephesi’ndeki İngiliz 29. Tümeni Anafartalar Cephesi’ne aktarıldı. Mısır’da bulunan 5.000 kişilik bir tümen de aynı cepheye getirildi.

Bu şekilde içerden ve dışardan takviye edilen Anafartala Cephesi’ndeki kuvvetlerle genel bir taarruz planlandı. Müttefik taarruzu, Ananfartalar grup Komutanı Kurmay Albay Mustafa Kemal’in sorumluluk bölgesinde 12. ve 7. Tümenlerin mevzilerine yönelmiştir.

İkinci Anafartalar Savaşı

Bu kuvvetler 21 Ağustos 1915 sabahı İsmailoğlu ve Yusufçuk Tepelerine genel bir taarruza geçtiler. Aynı anda Anzak Kolordusu’na bağlı bir tugay da Bomba Tepe’ye taarruz etmiştir.

İsmailoğlu ve Yusufçuk Tepeleri’ne yönelik taarruz aynı gün, kesin bir başarısızlıkla son bulmuştur. Bomba Tepe’deki çatışmalar ise 29 Ağustos tarihine kadar sürmüş tepe, Türk savunmasının elinde kalmıştır.

Bomba Tepe taarruzu, Çanakkale Savaşı’nın, tahliyeye kadar ufak çaplı çatışmalar yaşanmış olsa da, son muharebedir.

Müttefik Birliklerinin Tahliye Kararı

Müttefiklerin Gelibolu Seferi’ne eklenen yeni takviyelerle üçüncü bir cephe açılmasına karşın kara harekatı Müttefikler açısından bir sonuç getirmemiş, Osmanlı kuvvetlerinin direnci karşısında cepheler yeniden kilitlenmiştir. Bulgaristan’ın 14 Ekim 1915 tarihinde İttifak Devletlerine üzerinden bir demiryolu hattı 29 Ekim tarihinde işlemeye başlamıştır.

Bu tarihten üç gün sonra General Ian Hamilton görevden alınarak yerine General Charles Monro atanmıştır. Monro cephede yaptığı incelemelerin ardından 3 Kasım 1915’de İngiliz Yüksek Savunma Konseyi’ne cephe hakkındaki görüşünü, “Gelibolu tahliye edilmelidir” şeklinde bildirmiştir.

Bu kolay alınacak bir karar değildir. 6 Kasım 1915 günü İngiliz Savaş Bakanı Lord Kitchener’in kararı Seddülbahir Cephesi dışındaki diğer iki cephedeki askerlerin tahliye edilmesi yönündedir. Ertesi gün 16 Kasım’da Müttefiklerin Selanik Cephesi de General Monro’ya bağlanmıştır.

General Birdwood, General Monro’ya bağlı olmak üzere Çanakkale Müttefik Kuvvetleri Komutanlığı’na atandı.

Kesin karar 7 Aralık 1915 tarihinde verilmiştir. Arıburnu ve Anafartalar Cepheleri’ndeki Müttefik kuvvetler tahliye edilerek Selanik Cephesi’ne kaydırılmış, Seddülbahir Cephesi’ndeki kuvvetler ise yerlerinde kalmışlardır. Bu cephedeki kuvvetlerin tahliyesine 27 Aralık 1915 tarihinde karar verilmiştir. Tahliye işlemleri 9 Ocak 1916 sabahı tamamlanmıştır. Böylece Gelibolu Muharebeleri Osmanlı kuvvetlerinin zaferiyle sonuçlanmıştır

Çanakkale Savaşı’ndaki Asker Kayıpları

1.Müttefik toplamı 44.072-97.037-141.109

2.Birleşik Krallık 21.255-52.230-73.485

3.Fransa Krallığı 10.000-17.000-27.000

4.Avustralya (1) 7.594-20.000-27.594

5.Yeni Zelanda (2) 2.701-4.546-7.247

6.Hindistan 1.358-3.421-4.779

Çanakkale Savaşı’nın sonuçları

İngiltere ve Fransa ile Osmanlı ve Alman orduları arasında geçen ve iki taraftan toplam 500.000’den fazla insanın “kaybına” (ölüm, firar, esir, sakatlanma ve hastalıklar) neden olan savaşın ardından İtilaf Devletleri Çanakkale Boğazı’nı geçmemiş, İstanbul’u işgal edememiştir.

Pek çok tarihçi, Rusya’da zorda kalan çarlık rejimi devrilmesinde ve 1. Dünya Savaşı 2 yıl uzamasından bu olayın önemli payı olduğu görüşündedir. Çanakkale Savaşı, müttefikleriyle Rusya’nın irtibatını önlemiş, bu arada Lenin ve yandaşları Bolşeviklerin Ekim devrimi ile Rusya savaş dışı kalmıştır.

Bu durum ihtilal Rusyası ile müttefiklerin birbirinden ayırmıştır. Sovyet Rusya Kurtuluş Savaşı yıllarında Ankara hükümetine belirli ölçüde lojistik destek sağlamıştır.

Bu savaşlar, İngiliz ve Fransız kuvvetlerini Gelibolu Yarımadası’na bağlamış, Almanya ve müttefiklerinin yükleri hafiflemiştir. Savaşta, çok sayıda eğitilmiş insan kaybedilmesi nedeniyle Cumhuriyet Dönemi’nde eğitilmiş insan sıkıntısı çekilmiştir.

Karşılıklı olarak çok büyük insan ve malzeme zayiatı verilmiştir. Mustafa Kemal bu savaşta Conkbayırı Anafartalar ve Arıburnu’nda görev yapmıştır. Çıkartmanın ilk günü Conkbayırı’ndaki müdahalesi ve savaşın son aşamalarında üstlendiği görevler, Mustafa Kemal’in askeri yeteneklerini ortaya çıkarmış, “Anafartalar Kahramanı” olarak tanınmasını sağlamıştır.

Bu durum daha sonraları Mustafa Kemal’in milli liderliğini ortaya çıkarmıştır.

Çanakkale Geçilmez Anılar

Düşmanının bile gurur duyabildiği bir ORDU

Düşmanının bile gurur duyabildiği bir ORDU

Düşmanının bile gurur duyabildiği bir ORDU

Çanakkale Savaşı’nda bir kolu ve bir ayağını kaybeden Fransız Generali Bridges’in yurduna döndükten sonra anlattığı bir savaş hatırası. Şöyle diyor Generali Bridges:

“Fransızlar, Türkler gibi mert bir milletle savaştıkları için daima iftihar edebilirsiniz. Hiç unutmam. Savaş sahasında döğüş bitmişti. ‘Yaralı ve ölülerin arasında dolaşıyorduk az evvel, Türk ve Fransız askerleri süngü süngüye gelip ağır zaliyat vermişlerdi. Bu sırada gördüğüm bir hadiseyi ömrüm boyunca unutamayacağım. Yerde bir Fransız askeri yatıyor, bir Türk askeride kendi göleğini yırtmış onun yaralarını sarıyor, kanlarını temizliyordu. Tercüman vasıtası ile şöyle bir konuşma yaptık:

– Niçin öldürmek istediğin askere yardım ediyorsun? Mecalsiz haldeki Türk askeri şu karşılığı verdi:

“Bu Fransız yaralanınca cebinden yaşlı bir kadın resmi çıkardı. Birşeyler söyledi, anlamadım ama herhalde annesi olacaktı. Benim ise kimsem yok. İstedim ki, o kurtulsun, anasının yanına dönsün”. 

Bu asil ve alicenap duygu karşısında hüngür hüngür ağlamaya başladım. Bu sırada, emir subayım Türk askerinin yakasını açtı. O anda gördüğüm manzaradan yanaklarımdan sızan yaşlarımı dondurduğunu hissettim. Çünkü, Türk askerinin göğsünde bizim askerinkinden çok ağır bir süngü yarası vardı ve bu yaraya bir tutam ot tıkamıştı. Az sonra ikisi de öldüler…”

Fransız Generali BRIDGES

57. Alay

57. Alay Sancağı

PERPA HABERLERİ 

PERPA ANA SAYFA  

PERPA İLETİŞİM

Türkiye’nin En Değerli İnternet Siteleri

Türkiye’nin En Değerli İnternet Siteleri

Türkiye'nin En Değerli İnternet Siteleri

Türkiye’nin En Değerli İnternet Siteleri

Türkiye’nin En Değerli İnternet Siteleri

Dünya üzerinde 1.5 milyarın üzerinde aktif internet sitesi var. Sürekli güncellenen Alexa sıralaması ise bu sitelerin bir nevi değerlerini ölçen bir sistem. Peki verilere göre ülkemizin en değerli internet siteleri hangileri?

İnternet şu an yaşamlarımızın tam ortasına yerleşmiş durumda. Haber almadan, alışveriş ihtiyaçlarımıza kadar birçok farklı konuda internet sitesi bulmak mümkün. İnternet siteleri hem büyük bir gelir kaynağı hem de ziyaretçiler için bilgiye ve ihtiyaçlarına kolay ulaşım imkanı sağlıyor. Alexa gibi siteler ise bu internet sitelerinin verilerini tutarak bir sıralamaya sokuyor.

Alexa, kendi sistemi içerisinde sitelerin ortalama ziyaretçi sayılarını, sürelerini ve hatta ziyaretçilerin neler aratarak sitelere girdiğini bile belirtiyor. Bir internet sitesinin değerini ölçmek için de Alexa sıralaması çok önemli bir hal alıyor. Gelin şimdi Alexa sıralamasına göre Türkiye’nin en değerli 20 sitesi nelermiş beraber bakalım.

Türkiye’deki en değerli internet siteleri – Alexa:

Google.com,

YouTube.com,

Google.com.tr,

Facebook.com,

Sahibinden.com,

Ensonhaber.com,

N11.com,

Live.com,

Hurriyet.com.tr,

Hepsiburada.com,

Eksisozluk.com,

Memurlar.net,

Trendyol.com,

Milliyet.com.tr,

Sozcu.com.tr,

Yeniakit.com.tr,

Aksam.com.tr,

Netflix.com,

Turkiye.gov.tr,

Mynet.com.

mynet.com internet sitesi

Mynet.com, oldukça geniş bir içeriğe sahip. Oyunlarından, video içeriklerine ve haberlerine kadar birçok farklı kategoriye sahip. Bundan 5-6 sene önce sırf oyun oynamak için bile giriliyordu. Alexa’ya göre Mynet.com, Türkiye’nin en değerli 20. sitesi. Ziyaretçileri ortalama 7 dakika sitede kalıyor ve bu trafiğin %23’ü aramalardan geliyor.

Turkiye.gov.tr:

Türkiye’nin e-Devlet kapısı olarak da bilinen, devlet işlemlerinin kısayolu Turkiye.gov.tr, Türkiye’de en çok ziyaret edilen siteler arasında yer alıyor. Alexa’ya göre trafiğinin %43,70’i aramalardan geliyor. Ziyaretçiler ortalama 4 dakika sitede kalıyorlar. Özellikle uzun kuyruklar oluşturan devlet işlemlerini, internetten kolayca halletmemizi sağlayan e-Devlet, son dönemde en çok ziyaret edilen siteler arasında yer alıyor.

Netflix.com:

Binlerce dizi ve filmi evimize getiren Netflix, son dönemde çektiği Türk dizileriyle de çok fazla konuşuluyor. Alexa verilerinde sitenin aramadan gelen trafiğinin düşük olduğu görülüyor. Ancak buna rağmen milyonlarca kullanıcısı sayesinde listenin 18. sırasında yer almayı başarmış. Şu sıralar yeni bir Türk dizisi çekimine de başlayan platform, adından daha çok söz ettirecek gibi duruyor.

aksam.com.tr

Aksam haber siteleri arasında listenin sonlarında yer alıyor. Alexa verilerine göre ziyaretçilerin sitede geçirdiği zaman ve sayfa gösterimi sayısı fazlasıyla düşük. Trafiğinin yarısından fazlası(%58.4) aramalardan geliyor. Bu da aslında neden son sıralarda olduğunu da biraz gösteriyoruz diyebiliriz.

Sozcu.com.tr:

Sözcü ismi siyasetle anılsa da, internet sitesinde özellikle son dakika haberleri ile bir hayli popüler. Magazin dünyasından, spora birçok kategoride ziyaretçilerine haberler sunuyor. Sitede ziyaretçiler ortalam 6 dakika kalıyorlar ve ziyaretçi başına sayfa gösterimi 5.33. Alexa’ya göre Sozcu.com.tr trafiğinin %31’i aramalardan geliyor.

Milliyet.com.tr:

milliyet.com.tr internet sitesi

En prestijli gazetelerden biri olan Milliyet, internette de en çok ziyaret edilen haber siteleri arasında yer alıyor. Ziyaretçiler sitede ortalama 6 dakika zaman geçiriyor. Trafiğinin %30’u aramalardan gelen sitenin, ziyaretçi başına sayfa gösterimi 13 olarak gözüküyor ve bu oldukça iyi bir rakam diyebiliriz.Sırada yine bir haber sitesi var.

Trendyol.com:

trendyol.com alışveriş sitesi

Özellikle Black Friday zamanı yaptığı reklamlar ve YouTube fenomenleri ile çektiği videolarla ile son dönemde popülerliğini üçe katlamış durumda. Bir alışveriş sitesi olmasına rağmen ziyaretçiler ortalama 10 dakikasını sitede geçiriyor. Yani bir nevi ziyaretçilerini sitede tutmayı başarıyor. Trendyol, birçok markayı bir araya getiren ve bol bol özel indirim yapmasıyla bilinen bir site.

Memurlar.net:

memurlar.net

Memurların buluşma ve haber alma adresi olan Memurlar.net, çok eski bir site olmasına rağmen çağa ayak uydurmayı başarmış bir platform. Memurlara yönelik haber içeriklerini yayınlayan Memurlar.net, trafik konusunda Google’dan ciddi bir kaynak topluyor. Alexa verilerine göre ziyaretçiler ortalama 4 dakika sitede kalıyor. Memursanız veya memur olmak istiyorsanız takip etmeniz gereken bir site.

Eksisozluk.com:

eksisozluk.com internet sitesi

Türkiye’de gündem belirleyen platform olarak da söyleyebileceğimiz Eksisozluk.com, şu an en popüler forum olarak geçiyor. Alexa verilerine göre trafiğinin %37.60’ı aramalardan geliyor. Ayrıca ziyaretçiler sitede ortalama 6 dakika zaman geçiriyor. Yapısı itibarıyla siyaset de konuşabileceğiniz veya bir araba hakkında diğer yazarlardan fikirler de alabileceğiniz bir forum.

Hepsiburada.com:

hepsiburada.com internet sitesi

Online alışveriş siteleri arasında en çok ziyaret edilenlerinden biri olan Hepsiburada.com, günlük fırsat indirimleri ve kategori bolluğu ile biliniyor. Sitenin trafiğinin %26’sı aramalardan geliyor. Ayrıca ziyaretçiler sitede ortalama 8 dakika kalıyor. Bebek ürünlerinden, pet shop ürünlerine; beyaz eşyalardan, giyime kadar birçok farklı kategoride sıfır ürün bulmak mümkün.

Hurriyet.com.tr:

hurriyet.com.tr internet sitesi 

Ziyaretçilerinin %38’lik kısmı Google aramalarından gelen Hurriyet.com.tr, Alexa sıralaması içerisinde ilk 10’da yer almayı başarıyor. Gazete olarak çıktığı yolda, şu anda en büyük haber sitelerinden biri olarak devam ediyor. Ziyaretçilerin ortalama 5 dakika zaman geçirdiği sitede, magazin haberlerinden, köşe yazılarına kadar birçok kategori bulunuyor.

Live.com:

live.com türkiye

Microsoft’un e-posta işlemlerinin ana sayfası olan Live.com, Gmail’e rağmen hâlâ en çok kullanılan e-posta servislerinden biri. Microsoft’un Office gibi birçok servisi için Gmail yerine, kendi e-posta uzantılı adreslerini istemesi nedeniyle, günümüzde de birçok kişi ek olarak bir Outlook hesabı oluşturuyor. Kurumsal şirketler de özellikle Outlook kullanmaya özen gösteriyorlar. Bu da en çok ziyaret edilen siteler arasında yer almasını sağlıyor.

N11.com:

n11.com internet sitesi

Dijital dünyanın en çok kazananları kuşkusuz alışveriş siteleri olabilir. Tekstil ürünlerinden, kişisel bakım ürünlerine ve teknolojik ürünlere kadar, neredeyse aradığınız her şeyi bu sitelerde bulabiliyorsunuz. Üstelik normal mağazalara göre yaptıkları indirimler de daha fazla olabiliyor. Bu sitelerden biri olan N11.com, özellikle çalışanlar arasında oldukça popüler olduğu biliniyor.

Ensonhaber.com:

ensonhaber.com internet sitesi

Alexa sıralaması içerisinde çok fazla internet haber sitesi bulunuyor. Bu sitelerin en popüleri ise Alexa’ya göre Ensonhaber.com. Ziyaretçi başına 4.53 sayfa görüntülenmesi alan site, bu trafiğinin %18,90’ını aramalardan sağlıyor. Böylece en çok ziyaret edilen haber sitesi olmayı da başarıyor.

Sahibinden.com:

sahibinden.com internet sitesi

Türkiye’nin en büyük ikinci el alışveriş sitesi olan Sahibinden.com, popülerliğini en değerli siteler listesinde de gösteriyor. Sahibinden.com’a giren kullanıcılar ortalama 15 dakika sitede kalıyorlar. Bu da neredeyse Facebook’a eşit bir süre demek oluyor. Sitenin bir diğer önemli istatistiği ise ziyaretçi başına sayfa görüntülenme sayısı. Bu sayı diğer sitelerde oldukça düşük iken, Sahibinden.com’da 19 sayfa görüntülenmesi olarak gözüküyor.

Facebook.com:

facebook alexa sıralaması

Facebook özellikle son dönemde biraz gözden düşmeye başlasa da, bu onu en çok ziyaret edilen siteler arasında tutmaya yetti. Özellikle 17 dakika ile kullanıcıların sitede geçirdiği ortalama süre bakımından en yüksek istatistiğe sahip sitelerden biri. Sosyal medya denilince akıllara ilk gelen olan Facebook, çok uzun bir süre daha zirvede yerini almaya devam edecek gibi duruyor.

Google.com.tr:

google.com.tr alexa

Google’ın Türkiye domaini de en çok ziyaret edilen siteler arasında zirvede duruyor. İşin garip tarafı, “com.tr” uzantılı Google’ın sayfasına ziyaretçilerin %7.80’i aramadan geliyor. Yani önce Google.com’a girip veya direkt tarayıcı adres kısmında, “Google.com.tr” olarak aratıp giriyorlar. 

YouTube.com:

alexa youtube

YouTube özellikle son iki yıldır Türkiye’nin gündemine oturmuş durumda. Enes Batur, Orkun Işıtmak, Berkcan Güven ve Barış Özcan gibi kendi fenomenlerini çoktan çıkarmayı başardı. Aynı zamanda video arama motoru işlevini de gören YouTube, Türkiye ve dünyada en çok ziyaret edilen 2. site olarak geçiyor. Ziyaretçi başına günlük 7 sayfa görüntülenmesine sahip. Bu da genele vurduğumuzda, milyarları buluyor.

Google.com:

alexa sıralaması google

Google’ın sadece Türkiye için değil, aynı zamanda dünyanın da en çok ziyaret edilen sitesi olduğu bir gerçek. Alexa verilerine göre Google’a giren kullanıcılar, ortalama 12 dakika boyunca sitede kalıyorlar. Üniversite kütüphanesi arama motoru olarak başlayan macera, şimdilerde milyonlarca site arasından birincilikle devam ediyor.

Türkiye’deki en değerli Türk siteleri – Alexa:

Sahibinden.com,

Ensonhaber.com,

N11.com,

Hurriyet.com.tr,

Hepsiburada.com,

Eksisozluk.com,

Memurlar.net,

Trendyol.com,

Milliyet.com.tr,

Sozcu.com.tr,

Aksam.com.tr,

Turkiye.gov.tr,

Mynet.com,

Kizlarsoruyor.com,

HaberTurk.com,

Yenisafak.com,

Sporx.com,

Sabah.com.tr,

Haberler.com.

Alexa sıralaması ile Türkiye’deki en değerli Türk sitelere baktığımızda, özellikle haber sitelerinin üstünlüğünü görebiliriz. Günümüzde en yüksek tirajlı gazeteler haftalık 200-250 bin arasında kişiye satılırken, bu sitelerin neredeyse günlük ziyaretçi sayıları bu rakamlara ulaşıyor. Bu da internetin, sadece alışveriş dışında haber alma için de ne kadar aktif kullanıldığını gösteriyor. Bu sıralamanın sürekli değişebileceğini de unutmamamız gerekiyor.

Kaynak: webtekno

PERPA HABERLERİ   

PERPA İLETİŞİM   

PERPA TİCARET MERKEZİ