Türk Dil Bayramı

Türk Dil Bayramı Kutlu Olsun Karamanoğlu Mehmet Bey

Türk Dil Bayramı Kutlu Olsun

Türk Dil Bayramı

Türk Dil Bayramı

Türk Dil Bayramı

Türk Dil Bayramı, Türk Dili Kurultayı’nın açılış günü olan 26 Eylül 1932 tarihinden bu yana kutlanıyor. Kökenleri tarihin çok eski dönemlerine uzanan dilimizin için kabul edilen Türk Dil Bayramı’nın bu yıl 90. yılını kutluyoruz.

Türk Dil Bayramı nedir, önemi ne?

Mustafa Kemal Atatürk’ün isteği üzerine dil işlerini yürütecek bir oluşumun kurulmasına karar verilmesi ile birlikte ilk kez 12 Temmuz 1932 tarihinde Türk Dil Kurumu kurumu kuruldu. Sonrasında ise düzenlenen Türk Dili Kurultayı ise 26 Eylül’ü Dil Bayramı ilan etti.

DİL BAYRAMI TARİHİ

Türk Dil Bayramı

Türk Dil Bayramı

Bir milletin var olabilmesi için dilin en önemli unsur olduğuna inanan Atatürk, 11 Temmuz 1932 tarihinde bir akşam yemeğinde masadakilere dil işlerine yoğunlaşılması gerektiğini söylemesi üzerine Türk Dili Tetkik Cemiyeti adında 12 Temmuz 1932 tarihinde Türk dili ile ilgilenen bir kurum kuruldu.

Samih Rifat, Ruşen Eşref, Celâl Sahir ve Yakup Kadri İçişleri Bakanlığına giderek başvuruda bulunmasıyla kurulan kurumun adı sonradan Türk Dil Kurumu olarak değiştirildi. Kurumun oluşturulduktan sonra Türk Dil Kurultayı, birçok bilim adamı, gazeteci, yazar, devlet adamı ve sanatçı gibi dönemin önde gelenleri katılır. Türk Dil Kurultaylarının Türk dilinin gelişmesi, özleşmesi, zenginleşmesi konusunda önemli bir yeri vardır.

Karamanoğlu Mehmet Bey

Karamanoğlu Mehmet Bey

Karamanoğlu Mehmet Bey

Karamanoğlu Mehmet Bey, 13 mayıs 1277 tarihinde Konya’da ünlü dil fermanını yayınlayarak, türkçenin yeniden devlet dili olmasını sağlamıştır. Mehmet Bey fermanında “Şimdengeru, divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste ve meydanda türkçeden gayri dil kullanılmaya… uymayanların boynu vurula….” diyerek türkçenin ve türklüğün Anadolu’da ve yeryüzünde ebediyen yaşamasında öncü olma şerefine erişmiştir.

Bu suretle resmi devlet işlerinde kullanılan arapça ve farsçanın hâkimiyetine büyük bir darbe vurulmuştur. Mehmet Bey’in fermanı türk kültür tarihinin önemli olaylarından biridir. Günümüzde 13 mayıs tarihi her yıl Karaman’da dil bayramı olarak kutlanmaktadır.

Selçuklu’nun yıkılma döneminde dertlerini anlatmak için saraya giden ahali ne sultanla ne de vezirle anlaşabilmişlerdi. Saray türkçe bilmiyordu. Ancak bir tercüman vasıtası ile anlaşabilmişlerdi. Osmanlı’nın yıkılma dönemi de aynıdır. Saray osmanlıca denen arapça, farsça, türkçe karışımından oluşan garip bir dil kullanıyordu ve halk bu dili anlamıyordu. 

Atatürk, türk dilinin yabancı sözcük ve kuralların istilasından kurtarılıp milli ve çağdaş bir dil haline getirilmesi amacıyla 12 temmuz 1932’de Türk Dili Tetkik cemiyeti (Türk Dil Kurumu)’ni kurmuştur. 

Cemiyetin kuruluşuyla birlikte çalışmalara hızla devam edilmiş, 26 eylül 1932’de istanbul dolmabahçe sarayı’nda türk dil kurultayı toplanmıştır. Kurultaya, çok sayıda bilim adamı, yazar, öğretmen, gazeteci, sanatçı ve devlet adamı katılmış, atatürk, kurultayı baştan sona kadar izlemiştir.

Türk Dil Kurultayı’nın toplandığı tarih olan 26 eylül, ülkemizde türk dil bayramı olarak kutlanmaktadır.

Türk tarihimizde ilk kez dile dayalı kapsamlı kültür hamlesi gerçekleştirilmiş, türkçe sadece devlet dili değil, aynı zamanda eğitim, bilim, kültür ve sanat dili de olmuştur. Bunu sağlayan hiç şüphesiz Mustafa Kemal Atatürk ‘tür.

Tûran’ın bir ili var

ve yalnız bir dili var.

başka dil var diyenin,

başka bir emeli var.

(bkz: ziya gökalp)

”Türk milletinin dili türkçedir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve kolay olabilecek bir dildir. Onun için her türk, dilini çok sevip onu yükseltmek için çalışır. Bir de türk dili, türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü türk milleti geçirdiği sonsuz felaketler içinde ahlakını, göreneklerini, anılarını, çıkarlarını kısacası; bugün kendisini millet yapan her niteliğinin, dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk dili, türk ulusunun yüreğidir, beynidir.”

Mustafa Kemal Atatürk

Kaynaklar

Sözcü

Ekşisözlük

Türkçenin Matematiği

PERPA HABERLERİ

PERPA FAALİYETLER

PERPA DUYURULAR

PERPA TİCARET MERKEZİ

PERPA İLETİŞİM

Bandırma Vapuru Bu Gece Yola Çıkıyor 16 Mayıs 1919

16 Mayıs 1919 Emperyalizme Karşı Verilecek İlk Ulusal Kurtuluş Savaşı İçin, Bandırma Vapuru, Bu Gece Yola Çıkıyor...

Bandırma Vapuru Bu Gece Yola Çıkıyor 16 Mayıs 1919

Bandırma Vapuru Bu Gece Yola Çıkıyor

16 Mayıs 1919 Emperyalizme Karşı Verilecek İlk Ulusal Kurtuluş Savaşı İçin, Bandırma Vapuru, Bu Gece Yola Çıkıyor…

Bandırma Vapuru Tarihçesi ve Bandırma Gemi Müze

Bandırma Vapuru, IX. Ordu Kıtaatı Müfettişliği görevini icra edecek olan Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşlarını 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ulaştıran ve Türk Millî Mücadelesinin Anadolu üzerinden başlatılmasında çok önemli bir görevi yerine getiren vapur olarak tarihimizdeki yerini almıştır. Zira Bandırma Vapuru, Millî Mücadele’nin Anadolu içlerine doğru ilerleyip tüm yurda yayılmasında büyük görevleri üstlenecek olan önemli subayları, yani Mustafa Kemal Paşa ile Karargâh Heyetini, üç günlük deniz yolculuğunun ardından İstanbul’dan Samsun’a getirmiş ve adeta bir Millet’ in kaderini taşıyan vasıta olmuştur.

İngiliz tersanelerinde inşa edilen Bandırma Vapuru’nun ilk sicil kaydı şöyledir:

Glasgow/Paisley’de yer alan McIntyre & Co. Shipbuilding Co. şirketinin Phoenix Works Tersanesi kızaklarında 21 Kızak No’su ile inşa edilen demir gövdeli, buharlı pervaneli genel yük / yolcu gemisi, “Trocadero” adıyla Temmuz 1878’de denize indirildi.

Ağırlık ve uzunluk ölçüleri ise şöyledir:

328 grt., 192 nrt., Tam boy: 150.1 ft., Genişlik: 22.4 ft., Derinlik: 11.4 ft. ve Glasgow, Hutson&Corbett yapımı 2 genişlemeli buhar ana makinesi 60 hp. güç üretiyordu.

Trocadero’nun (Bandırma Vapuru) İlk armatörlük firması Londra merkezli Dansey & Robinson idi. 14 Ağustos 1876 tarihinde Londra limanına tescil edildi.

1880’de Londra merkezli W. H. Solas satın aldı. Geminin adı değiştirilmedi.

1883’de Pire merkezli H. Psicha satın aldı. Gemiye “Kymi” adı verildi.

1888’de Pire merkezli E. Arvaniti satın aldı.

Kymi (Bandırma Vapuru), 16 Aralık 1891’de Erdek seferi sırasında seyir hatası olarak Erdek’te kayalıklara bindirdi ve baş taraftan oturdu. Tam kayıp sayıldıysa da, Kaptan Andreadis satın aldı ve gemiyi oturduğu yerden kurtardı. Yedekleyerek İstanbul Haliç’te onarıma aldı.

1892’de Pire merkezli G. & P. Dandelo (G. Dandelos ve P. Dandelos) firması gemiyi satın aldı ve “Panderma” adını verdi.

1894’de Panderma’yı İstanbul’da İtalyan alım satım brokeri olan Rama P. D’Erasmo satın aldı.

1894’de Gemi, Osmanlı İdare-i Mahsusa ’ya satıldı ve vapura  “Bandırma” adı verildi.

1910 yılında Bandırma Vapuru Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi’ne devredildi.

Bandırma Vapuru, I. Dünya Harbi nedeniyle nakliye gemisi olarak hizmete alındı. Ağustos 1915’te Marmara’da konvoy halinde seyrederken İngiliz HMS E-14 denizaltısı tarafından atılan torpidonun isabet etmemesi sayesinde batmaktan kurtuldu.

16 Mayıs 1919 Cuma günü öğleden sonra İstanbul Galata Rıhtımından Mustafa Kemal Paşa ve maiyetindekilerle hareket ederek 19 Mayıs 1919 Pazartesi sabahı saat 08:00’da Tütün İskelesi’nden Samsun’a ulaştırmak suretiyle Millî Kurtuluş Mücadelesinin efsane gemisi haline geldi.

1923’de Bandırma Vapuru Türkiye Seyr-i Sefain İdaresi’ne devredildi.

1924’de hizmet dışı bırakıldı.

1925’de Türkiye Seyr-i Sefain İdaresi’nin kararıyla Haliç, Balat Köprübaşı Bereket Sokağı sahilindeki gemi hurdacısı Hüseyin İlhami Söker’e satıldı ve sökülerek yok edildi.

1999 yılında dönemin Samsun Valisi Metin İlyas Aksoy tarafından alınan kararla Samsun Büyükşehir Belediyesi ve Samsun İl Özel İdaresi tarafından şu an bulunduğu yerde 300 günde aslına uygun biçimde inşa edildi. 2003 yılında Samsun Valiliği tarafından halkın hizmetine açıldı ve 2005 yılından itibaren tüm hakları Samsun Büyükşehir Belediyesine devredildi. SBB tarafından 10 aylık çalışma sonucunda Müze çevre düzenlemesi yapıldı. 2005 yılından itibaren SBB Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı tarafından müze olarak işletilmektedir.  Devamı

PERPA HABERLERİ 

PERPA TİCARET MERKEZİ

PERPA İLETİŞİM

Hıdırellez Umutların müjdesi olsun Hızır ve İlyas

Hıdırellez Umutların müjdesi olsun

Hıdırellez

Hıdırellez Umutların müjdesi olsun

Hıdırellez Türk dünyasında kutlanan mevsimlik bayramlardan biridir. Hızır ve İlyas’ın yeryüzünde buluştukları gün olduğu sayılarak kutlanmaktadır. Hıdırellez 2022 yılında 5 Mayıs Perşembe akşamı başlayacak, 6 mayıs Cuma ikindi ezanında bitecek.

Hıdrellez kutlamaları genel olarak yeşillik, ağaçlık alanlarda, su kenarlarında, bir türbe ya da yatırın yanında yapılmaktadır. Bu gibi yerlere bu nedenle Hıdırlık denildiği de olur. Hıdrellez zamanı baharın taze bitkilerini ve taze kuzu eti ya da kuzu ciğeri yeme adeti vardır. Baharın ilk kuzusu yenildiği zaman sağlık ve şifa bulunacağına inanılır. Bugünde kırlardan çiçek veya ot toplayıp onları kaynattıktan sonra suyu içilirse bütün hastalıklara iyi geleceğine, bu su ile kırk gün yıkanılırsa gençleşip güzelleşileceğine inanılır. Hıdrellez gecesi ise Hızır’ın uğradığı yerlere ve dokunduğu şeylere feyiz ve bereket vereceği inancıyla çeşitli uygulamalar yapılır.

Hıdırellez Umutların Müjdesi Olsun

Yiyecek kaplarının, ambarların ve para keselerinin ağızları açık bırakılır. Ev, bağ-bahçe, araba isteyen kimseler, Hıdrellez gecesi gül ağacının altına istediklerinin küçük bir modelini yaparlarsa Hızır’ın kendilerine yardım edeceğine inanırlar. Aynı zamanda dileklerini kırmızı kurdaleye bağlayıp gül ağacına asarlar. Bir yıl boyunca dileklerinin yerine gelmesini beklerler. Bazı kimseler de ateş yakıp, dilek dilerler. Ondan sonra yaktıkları ateşin üstünden atlarlar. Hıdrellezde baht açma törenleri de oldukça yaygın olarak uygulanan geleneklerimizdendir.

Hıdırellez

Yörük ve Türkmenlerde “mantıfar”, Balıkesir ve çevresinde “dağara yüzük atma”, Edirne ve çevresinde “niyet çıkarma”, Erzurum’da “mani çekme” adı verilir.

Anadolu’nun bazı yerlerinde Hıdrellez Günü yapılan duaların ve isteklerin kabul olması için sadaka verme, oruç tutma ve kurban kesme adeti vardır. Kurban ve adaklar “Hızır hakkı” için olmalıdır. Zira tüm bu hazırlıklar Hızır’a rastlamak amacına yöneliktir.

Hıdırellez

Kütahya’nın Tavşanlı ilçesine bağlı Yörük köylerinde bir yıllık yoğurt mayası, Hıdırellez ve bu günü takip eden 2 gün süresince sabah ezanı ile tan ağarması arasındaki vakitte doğadaki bitkilerin üzerinden toplanan çiy tanelerinden sağlanır.

Trabzon-Şalpazarı İlçesi’nde maya katılmadan yoğurt yapılır. Mayalama sıcaklığındaki sütün içine besmeleyle bir tahta kaşık konur. Bu şekilde elde edilen maya bir yıl kullanılır. Gelecek yıl tekrar değiştirilir. Kaynak

Bahar Bayramı

PERPA HABERLERİ 

PERPA TİCARET MERKEZİ

PERPA İLETİŞİM

Persiad E-Ticaret E-İhracat

E-Ticaret E-İhracat Semineri Persiad Markefront

Persiad E-Ticaret E-İhracat

E-Ticaret E-İhracat Semineri Persiad Markefront

E-Ticaret E-İhracat

Perpa Sanayici ve İş İnsanlar Derneği Persiad tarafından düzenlenen E-Ticaret E-İhracat semineri 13 Nisan 2022 Çarşamba günü Mithat Yümlü Toplantı Salonu’nda yapıldı.

Seminere konuşmacı olarak MarkeFront eğitmenleri Aytaç Mestçi ve Murat Babal Katıldılar.

Seminerde E-ticaret ve e-ihracatın nasıl yapılacağı hakkında bilgi verildi

E-Ticaret te başarının anahtarı, başarısızlığın nedenleri, E-Ticaret sitesi oluşturma, E-ticarette dijital pazarlama, Sosyal medya ve e-ticaret, pazar yerlerinde satış, e-ihracatta temel bilgiler, e-ihracatta mali altyapı konularında katılımcılara bilgiler sunuldu.

Seminer sonrası katılımcılara dijital katılım sertifikası verildi.

PERPA HABERLERİ

PERPA TİCARET MERKEZİ

PERSİAD FACEBOOK

Vendygo Dünyasına Katıl Dijital Ticaret Noktası

VENDYGO Dünyasına Katıl B2B Dijital Ticaret Noktası

Vendygo B2B Dijital Ticaret Noktası

Vendygo Dünyasına Katıl

VENDYGO Dünyasına Katıl

Firmanız İnternetten Ticaret Yapıyor mu? Dijital Mağazanız Var mı?

Dünya’da ve doğal olarak ülkemizde internet kullanımı giderek artıyor. 2021 yılında 16-74 yaşları arasında internet kullanımı %82,6 ya ulaşmıştır. Eğlence, medya ve akademik çalışmaların yanı sıra ticari faaliyetlerin gelişmesinde internet teknolojileri büyük rol oynuyor. Bu teknolojik gelişmeler Dijital Pazarlama diye çok kapsamlı bir alan oluşturmuştur. Dijital pazarlama, ürün ve hizmet tanımlarının internet ortamında yapılmasıdır. Dijital pazarlama kanalları arasında web sayfaları, e-posta pazarlama, arama motoru SEO, sosyal medya, internet medyası, mobil uygulama ve çok daha fazlası vardır.

Vendygo B2B Dijital Ticaret Noktası

Vendygo Dijital Ticaret Noktası

Dijital pazarlama sayesinde, internet ortamında birçok ürünün kataloğunu, teknik verilerini, görsellerini, uygulama şekillerini, kullanma şekillerini, alternatiflerini bulmak mümkün. Peki bu kadar hızla yayılan ürün varken, bu kadar çeşitli ürün bulunmaktayken bu ürünleri internet mecrasından satın almak mümkün mü? Pek tabi mümkün. Günümüzün en hızlı gelişen ticari faaliyetleri de e-ticaret faaliyetleridir. Bunun kapsamında ödeme teknolojileri, stok takip teknolojileri, tedarik zinciri yönetim teknolojileri, Uzaktan ekip yönetimi gibi bir sürü gelişme dijital ticaretin kapsamındadır. Bu teknolojik gelişmeler ticaretin internet ortamından yapılmasına olanak sağlamaktadır.

Firmadan Firmaya Dijital Ticaret

Firmadan Firmaya B2bB Dijital Ticaret

Ülkemizdeki ticari faaliyetlerin sadece %15’i e-ticaret yoluyla yapılmaktadır. Ülkemizdeki işletmelerin %75’ inin e-ticaret faaliyetleri son yıllarda artış gösterdi. 2025 yılına kadar global e-ticaret faaliyetlerinin 4.5 trilyon doları aşması bekleniyor.

Bu bilgiler bize her 10 işletmenin 7’sinin fiziksel mağaza satışının düştüğünü ve e-ticaret arayışı olduğunu gösteriyor.

Fiziksel ticaret kanallarının varlığı her ne kadar hayatımızın içinde var olsa da e-ticaretin karşı konulmaz büyüme hızı bizi Dijital Evren’e sevk etmektedir.

Bu ilerlemeler ve bilgiler ışığında her işletmenin en az bir dijital kanaldan ticari faaliyetlerini yürütmesi gerektiğini görüyoruz. Hatta sadece bir mecrada olmak firmaların iş kapasitesini artırmaya yetmeyecektir. Birden çok kanaldan ürünlerini sergilemek ve her türlü müşteriye ulaşmak sürekli pazarda görünmek açısından bir zorunluluk. E-ticaret faaliyetleri, firmadan son tüketiciye (B2C) olan satışlarda daha hızlı yol aldı. Ancak firmadan firmaya (B2B) olan ticarette aynı gelişim söz konusu değildir. Bunun nedenleri firmadan firmaya (B2B) olan ticarette; ödeme yöntemlerinin çeşitliliği, bayilik yapıları, kredili alımlar, tedarik zamanının planlanması gibi etkenlerdir.

Üreticilerin ve toptancıların aracı satıcılarla çalışması, belirli stok gücüne sahip olmaları, pazarlama faaliyetleri için fiziksel müşteri gezmeleri gibi süreci yavaşlatan ve giderek maliyetleri arttıran oluşumları kesinlikle dijital ticaretle desteklenmelidir. Dijital ticaretin firmadan firmaya (B2B) olan kısmında henüz yeterli doygunluk ve gelişme sağlanamamıştır. Bunun birçok sebebi arasında en öne çıkan kısımlar kullanım alışkanlığı ve güvendir. Dijital ortamı pazarlama ve tanıtım faaliyetleri için kullanmaktadırlar  ancak ticari bir alım satım ortamı olarak kullanma alışkanlıkları bulunmamaktadır.

Firmaların bu konuya bir diğer ön yargıları ödeme güvenliğidir. Ticari kapsamda yapılan ödemelerin hacmi perakende ödemelerine göre oldukça büyüktür. Dolayısıyla, işletmeler ödeme yöntemine güvenmedikleri bir platformda ticari faaliyetlerini yürütme konusunda önyargılı olabiliyorlar. Örneğin; internetten bir tişört aldığınızda eğer teslimat ya da ödeme sürecinde bir olumsuzluk yaşanırsa bu problem çözülene kadar, bir tişört bedelinin oluşturacağı zararın etkisi ile ticari bir işletmenin sattığı ürünlerde, benzer süreçte yaşayacağı zararla aynı etkide değildir. Bu da firmadan firmaya (B2B) e-ticaretin gelişmesini yavaşlatmaktadır. Ne var ki gelişen ödeme teknolojileri ve güvenli ödeme sistemleri sayesinde bu sorunlar hızla aşılmaktadır.

Dijital Ticaret Noktası Vendygo

Dijital ticaret kapsamında yepyeni bir vizyonla ortaya çıkan VENDYGO firmadan firmaya olan e-ticaret faaliyetlerini sadece bir firma tanıtım portali olmaktan çıkarıp; firmaya özel dijital mağazadan, kampanya yönetimine, güvenli ödeme yöntemlerinden, şimdi al sonra öde yöntemlerine kadar bütün e-ticaret faaliyetini kapsayan; kolay, hızlı, güvenilir bir portal olma yolunda adımlarını atmıştır.

VENDYGO, firmalara www.vendygo.com web adresi üzerinden hizmet vermektedir. Firmaların web adresini tıklayarak tamamen ücretsiz olarak “üye” olabileceği bir portaldir.

Ücretsiz “üye” olarak Dijital Mağazanızı oluşturabilirsiniz. Firmanızın profilini tamamlayarak hakkınızdaki bütün bilgileri yayınlayabilir, sosyal medya hesaplarınızı paylaşabilirsiniz. İlk üyelikte ücretsiz bir şekilde ürünlerinizi satışa sunabilir güvenli ödeme  (VENDYPAY) alabilirsiniz.

Şimdi Al Sonra Öde Sistemini kullanmak için şimdi hemen üye olarak, yıldız biriktirmeye başlayın. Altın Yıldızlı firmalar arasına girerek e-ticaretin hızını keşfedebilirsiniz.

VENDYGO ‘ da;

*Üyelik ücreti yok!

*Komisyon yok!

*Dijital mağaza ücreti yok!

Vendygo Dünyasına Katıl

Vendygo Dünyasına Katıl

Ayrıca VENDYGO’ da sizleri diğer firmalar görebilir, doğrudan sizinle iletişime geçebilir. Beğendiğiniz ürünleri ya da firmaları takip ederek yeniliklerden ve paylaşımlarından haberdar olabilirsiniz.

Kolay Ticaret, Hızlı Müşteri, Güvenilir Tahsilat VENDYGO ‘da.

Şimdi linki tıklayarak, hemen,  tamamen ücretsiz üye olabilirsiniz.

www.vendygo.com

PERPA HABERLERİ

PERPA TİCARET MERKEZİ

Perpa Doğal Gaz Maliyetleri 2020 – 2021 Karşılaştırması

Perpa Doğal Gaz Maliyetleri 2020 2021 Karşılaştırması

Perpa Doğal Gaz

Perpa Doğal Gaz Maliyetleri

Perpa Ticaret Merkezi A Blok Kat Malikleri Yöneticiliği Doğal Gaz Maliyetleri

Perpa Ticaret Merkezi A Blok Doğal Gaz giderleri 2020-2021 Karşılaştırması

2020 Aralık Dönemi Perakende  satış fiyatı 0.161 TL

Tüketilen Enerji Miktarı: 1258.678 kwh

2020 Aralık Dönem Faturası : 239.568 TL

 

2021 Kasım Dönemi Perakende  satış fiyatı 0.369 TL

Tüketilen Enerji Miktarı: 858.616,56 kwh

2021 Kasım Dönem Faturası : 374.284 TL

 

2021 Aralık Dönemi Perakende  satış fiyatı 0.589 TL

Tüketilen Enerji Miktarı: 1571.406 kwh

2021 Aralık Dönem Faturası : 1.089.481 TL

 

Toplam Tüketim Fatura Açısından 2021 Kasım- 2021 Aralık

Aylık Dönem Farkı: 0.22 TL

Aylık Dönem Artış Oranı= % 83 

 

Toplam Tüketim Fatura Açısından

Aylık Dönem Farkı: 715.000 TL

Aylık Artış Oranı: % 191

 

Toplam Tüketim Enerji Birim Fiyatları Açısından 

Yıllık Dönem Farkı: 0.428 TL

Yıllık Dönem Artış Oranı % 266 

 

Toplam Tüketim Fatura Açısından 2020 Aralık – 2021 Aralık

Yıllık Dönem Farkı: 850.000 TL

Yıllık Artış Oranı: % 355

Perpa Doğal Gaz Maliyetleri

PERPA HABERLERİ

PERPA FAALİYETLERİ

PERPA FAALİYETLER

PERPA TİCARET MERKEZİ

PERPA İLETİŞİM

FACEBOOK PERPA

Hasan Sezgin Yeni Yıl Mesajı 2022

Yeni Yıl Mesajı 2022 Başkan Hasan Sezgin

Yeni Yıl Mesajı 2022 Başkan Hasan Sezgin

Hasan Sezgin Yeni Yıl Mesajı 2022

Yeni Yıl Mesajı 2022

Yeni Yıl Mesajı 2022

Sayın Perpalılar,

Değerli Kat Maliklerimiz,

Yeni yılının başta ülkemiz olmak üzere tüm insanlığa hayırlı olmasını diliyor, sağlıklı ve bol kazançlı bir yıl diliyorum.

Pandemi nedeniyle insan sağlığının yanı sıra ekonomik şartların da ağırlaştığı bu zorlu yılı geride bırakırken, 2022 yılının ülkemiz ve dünyamız için, yaraların sarılacağı bir yıl olmasını temenni ediyorum. 

Umutlarımızın yeniden yeşereceği, toplumsal hoşgörü ve birlikteliğin demokrasi ile taçlandığı bir yıl dileğiyle, tüm Perpalıların yeni yılını kutluyorum. 

Saygılarımla.

Perpa Ticaret Merkezi A Blok Kat Malikleri Yöneticiliği

Yönetim Kurulu Başkanı 

Hasan SEZGİN

HASAN SEZGİN

FACEBOOK PERPA

PERPA HABERLERİ

PERPA FAALİYETLERİ

PERPA FAALİYETLER

PERPA TİCARET MERKEZİ

PERPA İLETİŞİM

Ahmet Davutoğlu Perpa’yı Ziyaret Etti Esnaf Toplantısı

Ahmet Davutoğlu Perpa’yı Ziyaret Etti

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu Perpa'da

Ahmet Davutoğlu Perpa’da

Ahmet Davutoğlu Perpa’yı Ziyaret Etti

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, 15 Aralık 2021 Çarşamba günü PERPA Ticaret Merkezi’ni ziyaret ederek esnafla bir araya geldi

Perpa Ticaret Merkezi girişinde Perpa A Blok Başkanı Hasan Sezgin, Perpa B Blok Başkanı Hacı Demir, Perpa A Blok Yönetim Kurulu Üyesi Gülüşah Uçar Tarafından karşılanan Davutoğlu, Mithat Yümlü Konferans Salonu’nda esnafın sorunlarını dinledi.

Perşembe Pazarı’nın Perpa olma sürecinin Türkiye için önemli bir değişimin işaretinin olduğunu belirterek, ”Mahmutpaşa ve Perşembe Pazarı gibi yerlerin mutlaka bir belgeseli yapılmalıdır” dedi.

Toplantı Sonrası Davutoğlu’na Perşembe Pazar Kitabı Hediye edildi

Ahmet Davutoğlu Perpa

Ahmet Davutoğlu Perpa’yı Ziyaret Etti

Başbakanlıktan Neden Ayrıldım

Davutoğlu, “Başbakanlığıma mal olan ve üzerime her türlü çetenin gelmesine sebep olan temel konu, yolsuzluklarla mücadeleydi. Şeffaflık Yasası’nı, İmar Yasası’nı, İhale Yasası’nı, Rekabet Yasası’nı çıkarıp asalak gibi toplumun üzerine çökmüş olan bazı faiz, kur ve ihale baronlarına karşı halkın emanetini korumaktı. 5 yıl içinde gelinen tabloyu görüyorsunuz. 3-5 yandaş müteahhidin toplumun bütün imkanlarını kullandığı, geniş kesimlerin ise büyük yoksulluk içinde çırpındığı bir dönem” dedi.

Davutoğlu, ziyaretin ardından bir açıklama yaptı. “Maalesef nereye gidersek gidelim, hangi toplum kesimine dokunursak dokunalım derin feryatların hissedildiği, işitildiği bir ortamdayız” diyen Davutoğlu’nun konuşması satır başlarıyla şöyle:

Ahmet Davutoğlu Perpa Ziyareti

“Krizin nedeni Ekonominin emin ellerde olmamasıdır”

“Bu derin krizin arkasında, değerli PERPA üyeleri, yöneticileri, değerli esnafımız, maalesef ekonominin ehil ellerde olmaması yatıyor. Ülke kaynaklarının tarumar edilmesi yatıyor. Bunu, yüreğim yanarak, başında bulunduğum, yönettiğim bir ülkenin içine düştüğü durumu her gün görmekten büyük ıstırap hissederek zikrediyorum. Asla bu sözler muhalefet yapmak saikiyle söylenmiş sözler değil. Keşke her şey düzgün yönetilmiş olsa, keşke ehil yöneticiler, bu konuları bilen yöneticiler iş başında olmuş olsa, keşke son 3 yıl içinde 4 Merkez Bankası Başkanı, 4 TÜİK Başkanı, 3 Hazine ve Maliye Bakanı değişmemiş olsa ve her şey düzenli gitseydi de biz iktidardakileri alkışlıyor olsaydık. Ama öyle değil.

Başkan Hasan Sezgin Hoşgeldiniz Konuşması

Ahmet Davutoğlu “Çin Modeli Bir Umut Olamaz”

Maalesef bugünlerde ekonomideki bütün kaynakları tüketen iktidar, bir de ‘Çin modeli’ diyerek yeni bir modeli sanki takip ediyormuş gibi bir takdimle yeni bir umut oluşturmaya çalışıyor. Arkadaşlar, ortada model falan yok. Büyük bir yıkıma sebep olan iktidarın bu ekonomi yönetiminin yol açtığı yıkımı örtmek için bulduğu bir mazeret var. Bakınız, bir ekonomide istikrarın olabilmesi için bir makro ekonomik dengeyi ve güvenilirliği test edilmiş bir iklimi sağlamak lazım. Reel sektörü, önü görebilir şekilde desteklemek lazım. Gelir dağılımını düzeltmek, üreticiyle tüketiciyi karşı iki taraf gibi değil de fiyat istikrarıyla tüketicinin hayat standardının yükseldiği, üreticinin de kar edebildiği bir iklimi sağlamak lazım. En önemlisi de hukuka, adalete güvenildiği, sözleşmenin, ekonominin mülk emniyetinin sağlandığı bir ortam lazım.

Başkan Hacı Demir

“Ekonomide Cahil Bir Yaklaşım”

Şimdi baktığımızda bugün, yönetenlerin, -yönetim kültürünü de yakından bildiğim, yaklaşımlarını takip ettiğim için söylüyorum- maalesef makro ekonomik dengeler bakımından en basit hususları bile göz önüne alamayan bir cahil yaklaşım söz konusu. Geçen gün bir vesileyle zikrettim. Faiz, kur, enflasyon, üç denklemli bir matematik formülü gibidir. Hani ortaokul, lisede öğrenirdik. Şimdi sayın Cumhurbaşkanı, bu üç denklemli problemi iki denklemli hale düşürüyor. Kuru görmeden faiz-enflasyon ilişkisi kuruyor. Kendisiyle görevde bulunduğum dönemlerde birçok kez bu konuları tartıştım. Anlatmaya çalıştım. Evet, biz esnaf çocuğu olarak da ekonomiyi bilen biri olarak da hepimiz düşük faizden yanayız. Hatta hiç faiz olmamasından yanayız. Ama hiç faiz olmamasını nasıl temin edeceksiniz? Bu üçlü denklemde kuru göz ardı ettiğinizde faizi tırmandırırsınız. Bunu defalarca söyledik. Birlikte çalıştığımız dönemlerde de söyledik. Daha sonra da anlatmaya çalıştık. Olan tablo ne? Faizin kuru fırlatması, kurun da enflasyonu zirveye çıkarması. ‘Kuru dikkate almıyorum’ demekle hiçbir şeyi çözemezsiniz.

Davutoğlu Esnaf Konuşması

”Bütçe 85 Milyar Dolar Küçüldü’

Ama yıllardır maalesef bu en basit denklemi anlamadıkları için, anlamak istemedikleri için Türk lirası dünyanın en çok değer kaybeden parası haline geldi. Naci Ağbal görevden alındığında 9,20’ydi dolar, şimdi insanlar dakika başı takip ediyor. En son buraya gelirken 14,60 civarındaydı. Bilmiyorum şimdi kaç oldu. Şimdi bakın, bunun sonuçları nedir? Bütçe yapıldığında, dolar bazlı olarak 211 milyar dolardı ekim ayında. Şimdi o günden bugüne dolar değişimi dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti bütçesi 115 milyar dolara geriledi. Yani 85 milyar dolar fiilen bütçe küçülmüş oldu. Çiftçiye verilen destek 25 milyar Türk lirasıydı. Aynı şeyde duruyor, dolar bazında bu destek aşağı doğru düştü, ama çiftçinin gübresi dolarla yükseliyor, mazotu dolarla yükseliyor, yemi dolarla yükseliyor, yüzde 100-150 zamla. Ama geçiş ücretleri, kamu-özel iş birliğiyle yapılan ücretleri dolar bazlı olduğu için 45 milyar Türk lirası tespit edilmişti. 60-70 milyara çıkıyor. Böyle bütçe anlayışı olur mu?

Davutoğlu Perpalılara Hitap Ediyor

“Bizim dönemimizde piyasaya müdahale edilmedi”

Şimdi Merkez Bankası piyasaya müdahale ediyor. Nasıl müdahale ediyor biliyor musunuz? Kendi parasıyla müdahale edemiyor. Bakın, 2 yıla yakın başbakanlık yaptım. Bir kez dahi piyasaya müdahale etme ihtiyacı hissetmedik. Niye müdahale etmek zorunda kalırsınız? O zaman sizin liranıza, paranıza değer, güven kalmaz. Onu destekleyebilmek için piyasaya dolar sürersiniz. Bunun için istikrarlı bir ülkede bir müdahaleye ihtiyaç kalmaz. Müdahale diyelim, olağanüstü şartlarda olur. Bugün yaptıkları müdahalelerin hepsi bankalardaki karşılıklardan. Yani bankaların Merkez Bankası’ndaki munzam karşılıklarını yüzde 25’e çıkardılar. Onu kullanıyorlar. Swap borcu, yani takas borcuyla müdahale ediyorlar. 37 milyar dolara düşmüş rezerv.

Perpa Ticaret Merkezi Ahmet Davutoğlu

“İktidar Hayal Aleminde Yaşıyor”

Şimdi piyasaya müdahale ettiğini bilenler, güvenip elindeki doları nasıl kullanırlar? Olmaz. Olmayan bir, kendinize ait olmayan bir parayla piyasaya müdahale ederseniz ters gelir, sizi vurur. Yüreğim yanarak tekrar ifade ediyorum, 450 milyar dolar dış borcunuz var. 157 milyar dolar kamu-özel iş birliğinden borcunuz var. 175 milyar dolar kısa dönemli borcumuz var. Kur artışı nedeniyle 3,5 trilyon Türk lirası son 9 ayda Türkiye’nin üzerine borç olarak bindi. Sizlere bindi, hepimize. Cumhurbaşkanı istediği kadar “Faizle mücadele ediyorum’ desin. Böyle mücadele olur mu? Devletin kendisi yüzde 22 faiz ile borçlanıyor. Sonra da “Faizi yüzde 15’e düşürdüm’ diyor. Ama kredi gecikme faizleri yüzde 25, trafik cezası kesilirse aylık faiz yüzde 5, yüzde 60’a kadar varan faiz. Şimdi bir başka hayal aleminde yaşıyorlar.

Erarslan Alkılıç

Davutoğlu Perpa

“En Önemlisi Üretici Enflasyonudur”

En önemli enflasyon zannediyor ki tüketici enflasyonu. Değildir, en önemlisi üretici enflasyonudur. Üretici enflasyonu şu anda onların rakamlarıyla, kendi rakamları ile 54. Başbakanlığı bıraktığımda, 2016’da üretici enflasyonu yıllık yüzde 3,2’ydi arkadaşlar. O zaman üretici önünü görüyor, ne satabileceğini biliyordu. Şimdi reel sektör itibariyle bakıldığında stokçulukla suçlanıyor insanlar. Tabii stokçuluğun her türü kötü ama niye daha önceki dönemlerde stokçuluk yoktu da şimdi peydahlandı? Hadi diyelim fırsatçılar var ama fırsatçılıktan daha çok niye biliyor musunuz? Eğer birisi, -benim babam da esnaftı- aldığı malı yani sattığı malı aynı fiyatla yerine koyamayacaksa satmaktan imtina eder. ‘Bakayım, bir göreyim önümü.’ Bu, stokçuluk değil. Bu, her akıllı tüccarın bugün bir liraya sattığı şeyi ertesi gün bir liraya yerine koyamayacak olma endişesi. Stokçularla yine mücadele edin, eğer varsa. Bunu yapanların üzerine gidin ama stokçuluğu engelleyecek olan şey piyasada istikrar, fiyat istikrarının ortaya çıkması ve insanların önünü görebilmesi. Sattığı zaman kar edecek olan birisi malını niye satmasın? Niye?

Gülüşah Uçar, Dursun Tekin, Kemal Gaygusuz

Perpa Ticaret Merkezi Esnaf Toplantısı

Ahmet Davutoğlu “Bunların Çin Modeli Halkı Köleleştirir”

Bugünlerde asgari ücret tespiti tartışmaları var. Bakın, asgari ücret düşük tutulursa o geniş halk kitleleri, zaten ekmek kuyruklarında cefa çekenler daha çok cefa çekecek. Yüksek olduğunda da bu sefer işveren şey olacak? Devlet arada kendi vergisini alacak. Başbakanlık dönemimde, hatırlayacaksınız yüzde 30 asgari ücrete zammı yapmıştık, enflasyon yüzde 6 iken. Çünkü gelir dağılımını düzeltmek lazım. Bunların ‘Çin modeli’ dediği şey, halkı köleleştiren bir model. Asgari ücret 1,2 dolara düşmüş. 2016’da bıraktığımızda 475 dolar olan asgari ücret, şimdi 180 dolara geriledi. Dünyanın en düşüğü. Bundan da mı daha aşağı düştüğü ucuz tedarik ülkesi mi olacağız, doğru tedarik zincirinin parçası mı? Bunun yolu marka üretmektir, Ar-Ge geliştirmektir, kaliteli ürün üretmektir. Katma değeri yüksek ürün üretmek ve Türkiye’yi dünyaya açmaktır. Pazarımız Avrupa’ya açmaktır. ‘Vize muafiyetini kaldıralım, AB ile ilişkileri genişletelim’ derken de bizim kastettiğimiz buydu.

Hasan Sezgin Hacı Demir

Perşembe Pazarı Kitabı

“Bilgili Bir Devlet Adamının Çözemeyeceği Kriz Olmaz”

Buraya size bir karamsarlık tablosunu paylaşmak için gelmedim. Size şu teminatı veriyorum. Akıllı, yetenekli, tecrübeli, bilgili devlet adamlarının çözemeyeceği bir kriz yoktur. Çözülemeyecek kriz yoktur. Türkiye, çok dinamik bir insan unsuru, çalışkan bir insan unsuru, bin yıllık esnaf kültüründen gelen bir ticari ahlakın olduğu bir yer. Çözülmeyecek mesele yok. Ama çözecek kim? Çözecek olanlar bilgisiyle, tecrübesiyle, ahlakıyla toplumun kendisine verdiği emaneti en iyi şekilde koruyabilenler olur. Onun için biz Gelecek Partisi olarak, ‘Gelecek Ekonomi Modeli’ diye bir modeli paylaştık. İki hafta önce de bir toplantıda ‘Yıkımdan çıkış yolu haritası’ diye atacağımız adımları tanımladık. Yapacağımız şey, devletin ekonomik kurumlarını canlandırmak, fiyat istikrarını sağlamak, Türk lirasını makul bir düzeye, ihracatçıyı teşvik eden ama asla üreticiyi köle etmeyen bir düzeyde tutacak makro ekonomik politikalar sergilemek, çiftçiyi, esnafı, üreticiyi destekleyecek reel sektör politikalarını sağlamak, gelir dağılımını düzeltecek, bu uçurumu yok edecek olan sosyal adalet ve sosyal devlet anlayışı ve yolsuzluklarla mücadele edecek siyasi bir ahlak anlayışı.

Hasan Sezgin Ahmet Davutoğlu Plaket Takdimi

Hasan Sezgin Ahmet Davutoğlu Plaket Takdimi

Ahmet Davutoğlu “Başbakanlığıma mal olan Konu”

Başbakanlığıma mal olan ve üzerime her türlü çetenin gelmesine sebep olan temel konu, yolsuzluklarla mücadeleydi. Şeffaflık Yasası’nı, İmar Yasası’nı, İhale Yasası’nı, Rekabet Yasası’nı çıkarıp asalak gibi toplumun üzerine çökmüş olan bazı faiz, kur ve ihale baronlarına karşı halkın emanetini korumaktı. 5 yıl içinde gelinen tabloyu görüyorsunuz. 3-5 yandaş müteahhidin toplumun bütün imkanlarını kullandığı, geniş kesimlerin ise büyük yoksulluk içinde çırpındığı bir dönem.

Size şunu taahhüt ediyorum. Bütün geçmiş tecrübelerimize istinaden ve Türkiye’nin en sağlam ekonomik kadrosuna da sahibiz. Getirdiğimiz projelerle bir taraftan siyasi şey, ekonomik yolsuzlukların önüne geçecek bir ekonomi. Yeni bir ekonomik düzen, gelir dağılımını düzeltecek, reel sektörü ayağa kaldıracak ve makro ekonomik dengeleri rayına oturtacak bir hazırlık içindeyiz.” Tele 1

Ahmet Davutoğlu, Gülüşah Uçar, Hasan Sezgin, Hacı Demir

Ahmet Davutoğlu Perpa Esnafı

 

PERPA HABERLERİ

PERPA FAALİYETLERİ

PERPA FAALİYETLER

PERPA TİCARET MERKEZİ

PERPA İLETİŞİM

Mustafa Kemal Atatürk

10 Kasım 2021 Perpa Mustafa Kemal Atatürk Anma Töreni

10 Kasım 2021 Perpa Mustafa Kemal Atatürk Anma Töreni

10 Kasım 2021 Perpa Mustafa Kemal Atatürk Anma Töreni

10 Kasım 2021 Perpa

Cumhuriyetimizin kurucusu, Mustafa Kemal Atatürk’ ün, aramızdan ayrılışının 83. yılında Perpa Ticaret Merkezi’nde bir tören düzenlendi. 

Anma törenine Perpa Ticaret Merkezi A Blok Başkanı Hasan Sezgin, Perpa B Blok Başkanı Hacı Demir Perpa A Blok Yönetim Kurulu Üyeleri, Perpa B Blok Yönetim Kurulu Üyeleri, Çalışanlar ve Perpalılar katıldılar.

Perpa Ticaret Merkezi 8. Kat Atatürk bütünün önünde yapılan anma töreni saat 8:55’de çelenklerin konulmasıyla başladı. Çelenklerin konulmasından sonra, Perpa Ticaret Merkezi B Blok Başkanı Hacı Demir, Atatürk’ü anlattı.

Anma töreninin sunumunu yapan Anı Sağkan Konuşması

Türkiye, konumu ve temsil ettikleri nedeniyle dünyanın önemli denge noktalarından biri. Bu toprakların güçlü, bağımsız ve barışçıl kimliğini kaybetmesi; kurulu sistemlerin domino taşları gibi devrildiği bir etkiye neden olur.

Günümüz teknolojisinin geldiği boyut düşünüldüğünde oluşabilecek yıkımın boyutlarını tahmin bile edemeyiz. Bu açgözlü kıyametten en çok zararı da anamız doğa ve insanoğlunun her şeyden çok sevdiğini söylediği çocuklar görecek.

Aslında söylediğim biraz gözlemle her insanın düşünebileceği basit bir çıkarım. Ama hırs ve ego insanlığı kör ediyor.

Dünyanın kaderini belirleyen bu topraklarda, neden türklerin yaşadığını hiç düşündünüz mü? Dünyanın yükünü mitolojinin atlas’ı gibi neden biz taşıyoruz? Kaç kere küllerimizden yeniden doğduk ve kaç kere yeniden devlet kurduk? Muhtaç olduğumuz kudret ise damarlarımızdaki asil kanda yani genetiğimizde mevcut.

Atatürk, yüksek dehası ve öngörüsü ile sadece yaşarken değil vefatından sonra da bize kim olduğumuzu, görevimizi hatırlatmaya devam ediyor. Hayatı, sözleri ve yapıtlarıyla asla ümitsizliğe kapılmamamız gerektiğini söylüyor.

İnançlı özümüzü bilim ve sanatla besleyecek yurtta ve dünyada barışı, dengeyi koruyacağız. Atamız bizi çok iyi tanıyordu. Anne babanın çocuklarını tanıdığı gibi… bizim iyi, kötü yanlarımızı, eksikliklerimizi ve güçlü yönlerimizi biliyordu.

Bize verdiği öğütlerin nedenlerini gün geçtikçe daha iyi anlıyoruz. Ergenlikten olgunluk yıllarına geçen bir evlat kadar iyi anlıyoruz. Bakın mustafa kemal atatürk kaleme aldığı şiirinde, halkına inancını nasıl dile getiriyor.    

Asya’nın ortasında Oğuz oğulları

Avrupa’nın alplerinde Oğuz torunları

Doğudan çıkan biz, batıda yine biz

Nerede olsa, ne olsa kendimizi biliriz.

Hep insanlar kendilerini bilseler,

Bilinir o zaman ki hep biziz.

Türk sadece bir milletin adı değil,

Türk bütün adamların birliğidir.

Ey birbirine diş bileyen yığınlar.

Ey yığın yığın insan gafletleri.

Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde,

Dünya o zaman görecek hakikat nerede?

Hakikat nerede?

Mustafa Kemal Atatürk

Ebediyete intikal edişinin 83. Yılında atamızı saygı ve minnetle anıyoruz.

PERPA HABERLERİ

PERPA FAALİYETLERİ

PERPA FAALİYETLER

PERPA TİCARET MERKEZİ

PERPA İLETİŞİM

Perpa Cumhuriyet Bayramı 2021

Cumhuriyet Bayramı 2021

Cumhuriyet Bayramı 2021

Perpa Cumhuriyet Bayramı 2021

Cumhuriyet Bayramı 2021

Cumhuriyet Bayramı 2021

Cumhuriyetimizin 98. yıl kutlama töreni 28 Ekim 2021 Perşembe günü Perpa 8. Kat Atatürk büstü önünde yapıldı. Anıta çelenklerin konulmasının ardından saygı duruşu ile beraber İstiklal Marşımız okundu.

Törende günün anlam ve önemini anlatan konuşmayı Perpa A Blok Başkanı Hasan Sezgin yaptı.

Perpa Cumhuriyet Bayramı 2021 Hasan Sezgin

Cumhuriyet Bayramı 2021 Hasan Sezgin

Değerli Konuklar,

Sevgili Perpa’lılar,

Türk ulusunun bağımsızlık sembolü, egemenliğin, aydınlık geleceğin ve çağdaş bir ülke olma hedefi ile,  büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere bırakmış olduğu en büyük miras olan, Laik ve Demokratik Cumhuriyetimizin ilanının 98. Yılı kutlu olsun. 

Bayramımızı birlikte kutlamanın mutluluğu içerisindeyiz.

Hepiniz hoş geldiniz.

Sevgili Perpalılar,

29 Ekim, özel bir gündür. 

Büyük Önder Atatürk’ün,  unutmadığı ve asla kabul etmediği, Osmanlı imparatorluğunun müttefik devletlerle imzaladığı, Mondros ve Sevr antlaşması ile,  yok sayılan bir milletin var olma mücadelesidir, yaşam mücadelesidir, bütün olumsuzluklara rağmen hayata geçirilen bir bağımsızlık nişanıdır.   Dünyada eşi benzeri yok denecek kadar azdır.

1919 yılında başlayan kurtuluş savaşının bütün olumsuzluklara rağmen

iç ve dış düşmanlara karşı kazanılması ve bununla birlikte,  Laik Demokratik,  Cumhuriyet’in ilan edilmesi dünyadaki en büyük destanlardan  biridir.

Cumhuriyet Devrimdir.

Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının Anadolu topraklarında gerçekleştirdiği en büyük devrim ve son mucizedir. 

Mucizedir çünkü demokrasi ile taçlandırılmıştır.

Demokrasi ile taçlandırılmış bir Cumhuriyet’le birlikte, hukukun üstünlüğü, katılımcı demokrasi, kuvvetler ayrılığı hayati önemdedir. Bu nedenle yasama, yargı ve yürütme bağımsız kuvvetler haline getirilerek, güçler dengesi sağlanmış ve bağımsız denetim mekanizmaları çalışır olmuştur. 

Cumhuriyet, kayıtsız şartsız ulusal egemenliği esas alır, Cumhuriyetimizin harcı ve Demokratik rejimin temel koşulu Laikliktir. Türkiye Cumhuriyeti Laiktir ve ulus bilincine dayanır. Ulusal egemenliğin kayıt ve şartlarla sınırlandığı, laik olmayan ve ulus bilincine dayanmayan bir Cumhuriyet, ruhunu kaybetmiş demektir. 

Laikliğin ortaya çıkışını zorunlu kılan iki temel neden var.

Birincisi, farklı inançtan insanların barış içinde bir arada yaşamalarını sağlamak…

İkincisi, değişen koşullara, aklın ve bilimin ışığında çözüm arama yolunu açık tutmaktır. Aksi takdirde laikliği özümsememiş bir toplumda eşit vatandaşlık kavramı asla yerleşmez.

Ulu Önder Atatürk’ün 29 Ekim 1923 tarihinde ilan ettiği Cumhuriyet, Türk milletine bırakılmış en büyük miras ve vazgeçilmez bir değerdir.

Ulusumuz saltanatın yıkılmasından sonra, Cumhuriyet’le birlikte insanlığın evrensel kazanımlarına ulaşma hedefi ile ulusal bir devletin onurlu, özgürce düşünebilen ve eşit haklara sahip yurttaşları haline gelmiş, İnsan hakları evrensel bildirgesinde yazılı olan haklara kavuşarak, bütün insanlar özgür doğar, herkes ırk, renk, cinsiyet, dil ve din farkı ve ayrımı gözetilmeksizin eşittir ilkesini benimseyerek, seçme ve seçilme hakkı ile birlikte devletin tek ve gerçek sahibi olmuştur. 

Bu nedenle, bizlere ve gelecek nesillere düşen en önemli görev; Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle, bölünmez bütünlüğünü savunmak, Büyük Önder Atatürk’ün; İlkeleri olan Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve İnkılapçılık ilkeleri ile ülkemizi koruyup kollamak, iç ve dış tehditlere karşı duyarlı olmaktır. 

Cumhuriyet ve Kemalizm geçmişin bekçiliğini değil geleceğin öncülüğünü yapmaktır…

Laik, Demokratik Türkiye Cumhuriyeti bu güzel vatanın bölünmez bütünlüğünün çimentosudur..

Bu güzel Vatan’ı kendi canını kurtarmak için bütün değerlerinden vazgeçip düşman gemileri ile kaçan padişahlar, sultanlar kurtarmadı. Aksine bugün bu güzel vatana sahipsek, bunu Türkiye Cumhuriyet’ini uğrunda canlarını ve aşklarını feda edenlerle, önce vatan diyen kahramanlara borçluyuz. Bize emanet edilen Cumhuriyet, bütün bedelleri ödenmiş bir hayat pınarıdır. Vakit, yaşasın Cumhuriyet, yaşasın Atatürk’ün ilke ve devrimleri… diyerek haykırma vaktidir. Cumhuriyeti bekleyen tehlikelerle mücadele etmenin tek yolu, Cumhuriyete ve onun kuruluş felsefesine daha sıkı bağlanmaktır. 

Bugün; tarihinde Mustafa Kemal Atatürk gibi bir değere sahip olma şansına  erişemeyen ülkelerin düştüğü durumu görüyor ve sonuçlarından etkileniyoruz. Yarım asır önce modern yaşam biçimiyle öne çıkan ülkelerin vatandaşları, bugün emperyalizmin elinde; etnik, dini, siyasi, sosyo- kültürel nedenlerle bölünüyor, ayrıştırılıyor, vatanlarından göç etmeye zorlanıyorlar.

Bu nedenle, 98 yıl önce büyük mücadelenin başarılı olmasında ve Laik Demokratik Türkiye Cumhuriyetin Kurulmasında emeği geçen, başta Büyük Önder Atatürk olmak üzere ve bu uğurda hayatlarını kaybeden, kahraman şehitlerimizi ve gazilerimizi, bugün bir kez daha rahmet ve şükranla anıyor, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum.

Hepinizin Cumhuriyet Bayramını tekrar kutluyorum. Cumhuriyet’e ve Atatürk’e olan bağlılığımla hepinizi selamlıyorum.

Saygılarımı sunuyorum…

PERPA HABERLERİ

PERPA FAALİYETLERİ

PERPA FAALİYETLER

PERPA TİCARET MERKEZİ

PERPA İLETİŞİM

Persiad İlkyardım Eğitimi

Persiad İlkyardım Eğitimi

Persiad İlkyardım Eğitimi

Persiad İlkyardım Eğitimi

Persiad İlkyardım Eğitimi

Persiad İlkyardım Eğitimi

PERSİAD ın düzenlemiş olduğu İlk Yardım Farkındalık eğitiminin ilki yönetim kurulu üyeleri katılımıyla başarıyla tamamlandı. Bundan sonra eğitimler PERSİAD toplantı salonunda devam edecektir.

Katılımlar on veya oniki kişilik olarak planlanıp bu mevcuda ulaşıldığında üyemiz de olan A sınıfı İş güvenliği uzmanı ve İlk yardım eğitmeni  Sayın Hüseyin Polat tarafından verilecektir. Eğitimi almak isteyen üye ve komşularımız Hatice hanıma isimlerini yazdırılabilir. Eğitim ücretsizdir.

Persiad İlkyardım Eğitimi

İlk Yardım, herkesin mutlaka bilinmesi gereken, ihtiyaç duyulduğunda hayat kurtaran bir uygulamadır.

Yaptığımız çalışma İlk Yardım alanında farkındalık yaratmak, olası yanlış uygulamaların önüne geçmektir. Yaklaşık 4 saatlik bir çalışmanın faydalı olduğunu düşünüyoruz. Çalışma bilabedeldir.

İlk Yardımcı olmak için 16 saatlik teorik ve pratik eğitimden sonra il sağlık müdürlüğünün düzenlediği yine teorik ve pratik sınavdan 100 üzerinden 85 puan alarak başarılı olmak gerekiyor. Ücretini her yıl il bazında sağlık müdürlüğü belirlemektedir.

Persiad İlkyardım Eğitimi

İlk Yardım yönetmeliğine göre,

• Az Tehlikeli sınıftaki işletmelerde 20 çalışandan biri,

• Tehlikeli sınıftaki işletmelerde 15 çalışandan biri,

• Çok Tehlikeli sınıftaki işletmelerde 10 çalışandan biri,

İlk Yardımcı olarak eğitim almak zorundadır. Denetimlerde eksiklik bulunması durumunda idari para cezası uygulanır.

Telefon: 0212 222 38 13

PERPA HABERLERİ

PERPA FAALİYETLER

PERPA TİCARET MERKEZİ

PERPA İLETİŞİM

Persiad Şişli Belediye Ziyareti

Persiad Şişli Belediye Ziyareti

Persiad Şişli Belediye Ziyareti

Persiad Şişli Belediye Ziyareti

PERSİAD yönetimi olarak Şişli Belediye başkanımız Muammer Keskin i makamında ziyaret ettik. PERSİAD üyeleri ve Perpa daki esnaf komşularımızla ticaretimizi nasıl geliştiririz konusunda fikir alış verişinde bulunduk. Başkanımıza ve çalışanlara misafir perverliğinden dolayı teşekkür ederiz.

PERPA HABERLERİ

PERPA FAALİYETLER

PERPA TİCARET MERKEZİ

PERPA İLETİŞİM

Ahilik Haftası Kutlu Olsun

Ahilik Haftası Kutlu Olsun, Ahilik Nedir, Ahi Evran, Hacı Bektaş

Ahilik Haftası Kutlu Olsun

Ahilik Haftası Kutlu Olsun

Ahilik Haftası Kutlu Olsun

Bu yıl 17-23 Eylül tarihleri arası ”Ahilik Haftası” olarak, tüm Türkiye’de esnaf, tacir ve sanayicilerimiz tarafından kutlanmaktadır.

Ahilik Haftası nedeniyle, Perpa Ticaret Merkezi’ne İstanbul Valiliği’nin, ahiliği anlatan onlarca afişi ve Perpa Girişine esnafın ahilik haftasını kutlayan pankartlar asıldı.

Ahilik haftası nedir?

Ahilik Haftası Kutlu Olsun

Ahilik Haftası Kutlu Olsun

Ahilik, Ahi Evran tarafından Hacı Bektaş-ı Veli’nin tavsiyesiyle kurulan esnaf dayanışma teşkilâtıdır.

 Ahi kelimesi Arapça’dır ve “kardeş/ kardeşim” demektir.

Ancak bazı araştırmacılar, Ahi sözcüğünün Türkçe’de cömert, eliaçık, yiğit anlamına gelen “akı” sözcüğünden geldiğini ileri sürmektedirler.

Anadolu’da Türk kurum ve terimlerinin fazlalaştığı bir dönemde “akı”nın, Arapça “kardeşim” anlamına gelen “ahi”ye dönüştüğü sanılmaktadır.

Ahilik Haftası Kutlu Olsun

Ahilik Haftası Kutlu Olsun

Orta Asya’da hüküm süren Oğuz Yabguluğu yıkılınca Oğuz Türkleri yavaş yavaş Selçuklu egemenliği altına girerek Anadolu’ya göç etmeye başladı.

Ekseriyeti göçebe olan Oğuzlar, kopup geldikleri Orta Asya şartlarına  benzediği için daha çok Orta Anadolu kırsalını mesken olarak tercih ettiler.

İslam dini, yerleşik hayatı gerekli kılıyordu. Göçebe Türkmenlerin İslâmlaşma sürecini hızlandırmak, Anadolu’yu Türk yurdu haline getirmek, şehirlerde yaşayan Rum ve Ermeni tacirleriyle rekabet edebilmek amacıyla Hacı Bektaş-ı Veli, Ahi teşkilâtının Anadolu’da yayılmasına çalıştı.

Bu açıdan Anadolu’da Ahiliğin şekillenmesinin ve köylere kadar teşkilatlanmasının politik ve sosyo ekonomik bir hedef çerçevesinde gerçekleştiği görülür.

Bu hareket Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Anadolu’da yaşayan Müslüman Türkmen halkın sanat, ticaret, ekonomi gibi çeşitli meslek alanlarında yetişmelerini sağlayan, onları hem ekonomik, hem de ahlaki yönden yetiştiren, çalışma yaşamını iyi insan meziyetlerini esas alarak düzenleyen bir örgütlenme olarak gelişti.

Ahilik Anadolu’nun Türkleşmesini sağladı

Ahilik Haftası Kutlu Olsun

Ahilik Haftası Kutlu Olsun

1.Ahilik, Anadolu’da köylere kadar yayılarak Anadolu’nun daha kısa sürede Türkleşip İslamlaşmasını sağlamıştır.

2.Göçebe Türkmenler yerleşik hayata geçirilerek hem İslami uyum kolaylaşmış, hem de Türk şehirciliği hız kazanmıştır.

3.13. Yüzyıl’ın ikinci yarısına kadar çoğunlukla gayrimüslimlerin Türk olmayan yerli halkın elindeki sanat ve ticaret işlerine Müslüman Türkler de katılmış ve hızlanma kazandırmıştır.

4.Türk esnaf ve sanatkarları arasında sağlanan dayanışma ve yardımlaşma sayesinde Ahilik önemli bir güç haline gelmiş, hız kazanmış, asayişin bozulduğu zamanlarda  (örneğin Moğol İstilası) kendi otoritesini yürütmüştür.

5. Dini ve ahlaki yapı korunmuştur.

Ahiliğin kendi kural ve kurulları vardır. Günümüzün esnaf odalarına benzer bir işlevi olan Ahilik, iyi ahlakın, doğruluğun, kardeşliğin, yardımseverliğin kısacası bütün güzel meziyetlerin birleştiği bir sosyo-ekonomik düzendir

Ahi-Bektaşi birlikteliği

Ahilik Haftası Kutlu Olsun

Ahilik Haftası Kutlu Olsun

Prof. Dr. Köprülü’ye göre Ahi birliklerinin ideolojik yapısını oluşturan öğelerden birisi Bâtınîliktir ve Ahilik teşkilatı Bektaşi İslâmî bir yapı barındırmaktadır. Ayrıca seyyah İbn-i Batuta’nın ifadesine göre Ahi zaviyeleri Bektaşi dergahına mensuptur.

Hacı Bektaş-ı Veli’yle Ahi Evran’ın Kırşehir’de sık sık bir araya gelerek bu birlikteliğin yolunu açmışlardır.

Hazreti Ali söylentisi

Ahiliğin geçmişini Ali’ye  kadar geriye götürenler de vardır. Fütüvvetnâmelere göre, Ahiliğin  menşei Ali’ye dayanmaktadır.

Ahilik Haftası Kutlu Olsun

Ahilik Haftası Kutlu Olsun

Hazreti Muhammed, Ali’ye “Sen benim yoldaşımsın, ben Cebrail’in yoldaşıyım, Cebrail de Allah’ın yoldaşıdır” dedikden sonra Salmân-ı Fârisî’ye Ali’ye yoldaş olmasını söylemiştir.

Salmân-ı Fârisî’de bunun üzerine Ali’nin elinden tuzlu su içerek ona yoldaş olmuştur.

.Bundan sonra Hazreti Muhammed, Hazreti Ali’ye: “Ya Ali ben seni tamamlıyorum ve olgunlaştırıyorum” diyerek şalvar giydirmiş ve beline bağlamıştır.

.Fütüvvetnâmelere göre; fütüvvetin temeli budur ve fütüvvet ehli arasında kadeh sunmak, şalvar giydirmek ve bel bağlamak, yani yoldaşlık ve kardeşlik kuralları buradan gelmektedir. Peştamal kuşanmak.

Ahilik Haftası Kutlu Olsun

Ahilik Haftası Kutlu Olsun

Ahi olmak ve peştemal kuşanmak için kişinin bir Ahi tarafından önerilmesi zorunludur. Üye olmak isteyenlerden yedi fena hareketi bağlaması ve yedi güzel hareketi açması beklenmektedir:

1.Cimrilik kapısını bağlamak, lütuf kapısını açmak

2.Kahır ve zulüm kapısını bağlamak, bilim ve mülâyemet kapısını açmak

3.Hırs kapısını bağlamak, kanaat ve rıza kapısını açmak

4.Tokluk ve lezzet kapısını bağlamak, riyazet kapısını açmak

5.Halktan yana kapısını bağlamak, Hak’tan yana kapısını açmak

6.Herze ve hezeyan kapısını bağlamak, Marifet Kapısını açmak

7.Yalan kapısını bağlamak, doğruluk kapısını açmak

Kafirler, çevresinde iyi tanınmayanlar, kötü söz getirebileceği düşünülenler, zina ettiği ispatlananlar, katiller, (kasaplar), hırsızlar, dellallar, vergi memurları, vurguncular örgüte katılamaz.

Kadınlar, Ahiliğin “kadınlar kolu” olan Bacıyan-ı Rum (Anadolu Bacıları) teşkilatına üye olabilir.

Ahilik çok yönlü bir disiplin

Ahilik Teşkilatı Selçuklular döneminde ekonomik ve ticârî faaliyetlerinin yanı sıra, askerî ve siyasî faaliyetlerde de bulunmuş, aynen Bektaşi ve Yeniçeri Ocaklarının olduğu gibi Osmanlı Beyliği’nin kuruluşunda ve güçlenmesinde etkin rol oynamışlardır.

Aşıkpaşazade Derviş Ahmet, Osmanlı’nın kurulmasında etkin olan Dört unsur arasında Ahiliği de belirtmiştir. İlk Osmanlı padişahlarının ve vezirlerinin çoğu Ahi Teşkilâtı’na mensup şeyhlerdir.

Ahi Teşkilâtı’nın müslümanlara has bir kurum olarak iş görmesi 17. Yüzyıl’a kadardır.

Osmanlı Devleti’nin hakimiyet alanı genişleyip, gayrimüslim oranının artmasıyla farklı dinden kişilerin ortak çalışması zorunlu olmuştur.

Din ayrımı gözetilmeden ortaya çıkan bu kuruluşa da gedik denmiştir. 1727 yılından sonra kullanılan gedik tanımı tekel veya imtiyaz anlamına gelmektedir. “Osmanlı bünyesindeki esnaflığa ve sanatkarlığa kabul şartları”nı ifade etmektedir.

Yapı olarak ahilikten farklı olmamakla birlikte ömrü uzun olmamıştır. Zira 1838 Balta Limanı Antlaşması’yla tekel idaresi ortadan kalkmış ve gedikler çözülmüştür.

Ahilik düzeni

Ahilik teşkilâtı 3 dereceli bir düzene dayanır. Her kapı üç dereceyi içerir. Bu dereceler şöyle sıralanır:

1)Yiğit, Yamak, Çırak

2)Kalfa, Usta, Ahi

3)Halife, Şeyh, Şeyh-ül Meşayıh

Ahilik ve kurum düzeni bugünlerin şartlarında bile, 5 çekirdek ilke ile, “Toplumsal sorumluluk, hizmette mükemmellik, dürüstlük ve doğruluk, ortak yaşama” ile örnek bir ‘yatay örgütlenme’ toplum hareketidir. “Pabucunu dama atmak” sözü ahiliğin peştamal kuşanma töreni ile ilgilidir.

Çıraklıktan kalfalığa geçiş töreni öncesinde eğitimi tamamlanan çırağın pabucu dama atılır. Kalfa, çıraklıktan kurtulduğuna göre,rtık kendi kanatlarıyla uçacaktır. Ustaları, kalfaları eskisi gibi onu artık kollamayacak, korumayacaktır.

Ahilikte sanatkarlar gündüzleri işyerlerinde hiyerarşi içinde mesleğin inceliklerini öğrenirler, akşamları toplandıkları ahi konuk ve toplantı salonlarında aynı hiyerarşi içinde ahlakî ve felsefî eğitim görürler.

Anadolu’da Ahiliğin Ortaya Çıkış ve Nedeni

Orta Asya’da hüküm süren Oğuz Yabguluğu yıkılınca Oguz Türkleri yavaş yavaş Selçuklu egemenliği altına girerek Anadolu’ya göç etmeye başladı. Ekseriyeti göçebe olan Oğuzlar, kopup geldikleri Orta Asya steplerine benzediği için daha çok Orta Anadolu kırsalını meskun olarak tercih ediyorlardı.

Dolayısıyla Orta Anadolu’nun Türleşip İslamlaşması hızlı olurken, şehirlerde bu dönüşüm yavaştı. İslam dini de, yerleşik hayatı gerekli kılıyordu. Bu nedenle, göçebe Türkmenler’in İslamlaşma sürecini hızlandırmak, Anadolu’yu Türk yurdu haline getirmek, şehirlerde yaşayan Rum ve Ermeni tacirlerle rekabet edebilmek amacıyla Ahi teşkilatı Anadolu’da kuruldu.

Kısacası Anadolu’da Ahiliğin şekillenmesi ve köylere kadar teşkilatlanması politik ve sosyo ekonomik bir mecburiyetin ürünüdür. 

Ahiliğin kuruluşu ve Anadolu’da yayılışı Azerbeycan’ın Hoy kasabasında doğan Şeyh Nasırettin Mahmut el Hoyi (Ahi Evren) Ahi Teşkilatı’nın kurucusu sayılmaktadır. Bağdat’ta büyük üstadlardan ders alan Ahi Evren, Arapların kurduğu Fütüvvet Teşkilatı’ndan etkilenerek, 1205’te Anadolu’ya gelmesinden kısa bir süre sonra ilk olarak Kayseri’de Ahilik Teşkilatını kurmuştur.

Tarihi kaynaklardan, Ahi Evren zamanında Anadolu’nun şehir ve kasabalarında ortaya çıkan Ahi kurumlarının, Ahi Evrene bağlı merkezi bir teşkilat olabileceği imajı çıkıyor. En azından bu kurumlar, O’nun koyduğu ilkelere bağlı kalmış olmakla, manen ahi Evren’nin liderliğindeki geniş bir teşkilatın şubeleri gibidir.

Fakat O’nun ölümünden sonra, bağlı olunan ilkelerde büyük benzerlikler mevcut olmakla beraber, İbn-i Batuta’nın belirtiği gibi, Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar yayılan bu kurumlar arasında organik bir bağ bulunmamaktadır. 

Ahilik Teşkilatı’nın sonuçları

Ahilik, Anadolu’da köylere kadar yayılarak Anadolu’nun daha kısa sürede Türkleşip İslamlaşmasını sağlamıştır.

Göçebe Türkmenler yerleşik hayata geçirilerek hem İslami uyum kolaylaşmış, hem de Türk şehirciliği hız kazanmıştır.

13.yy’ın ikinci yarısına kadar çoğunlukla gayrimüslimlerin Türk olmayan yerli halkın elindeki sanat ve ticaret işlerine Türkler de katılmış ve canlılık kazandırmıştır.

Türk esnaf ve sanatkarları arasında sağlanan dayanışma sayesinde Ahilik önemli bir güç haline gelmiş, asayişin bozulduğu zamanlarda (örneğin Moğol İstilası) kendi otoritesini yürütmüştür.

Dini ve ahlaki yapı korunmuştur.

Ahiliğin kökeni ve dini yapısı Prof. Dr. Sebahattin Güllülü’ye göre Ahi birliklerinin ideolojik yapısınıoluşturan ögelerden birisi Batıniliktir ve Ahilik teşkilatı gayri İslami bir yapı barındırmaktadır.

Fakat Prof. Dr. Hilmi Ziya Ülken’e göre Ahiliğin esas kuralları bütünüyle İslami tasavvufa dayanmakta, onun zahitlik, feragat ve doğruluk prensiplerini kabul etmektedir. Ayrıca seyyah İbn-i Batuta’nın ifadesine göre Ahi zaviyeleri Hanefi mezhebine mensuptur. 

Fütüvvetnameler göre, Ahiliğin anenevi menşei Hz. Ali’ye dayanmaktadır. Peygamber Hz. Muhammed, Hz. Ali’ye “Sen benim yoldaşımsın, ben Cebrail’in yoldaşıyım, Cebrail de Allah’ın yoldaşıdır” diyor. Sonra Selman-ı Farısi’ye Hz. Ali’ye yoldaş olmasını söylüyor.

Selman da Hz. Ali’nin elinden tuzlu su içerek ona yoldaş oluyor. Bundan sonra Peygamber Hz Muhammed S.A.V., Hz. Ali’ye: “Ya Ali ben seni tamalıyorum ve olgunlaştırıyorum” diyerek şalvarını giydiriyor ve beline bağlıyor. Fütüvvetnamelere göre; fütüvvetin temeli budur ve fütüvvet ehli arasında kadeh sunmak, şalvar giydirmek ve bel bağlamak, yani yoldaşlık ve kardeşlik kuralları buradan gelmektedir. 

Ahilik teşkilatına üye olmanın şartları

Ahi olmak ve peştemal kuşanmak için kişinin bir Ahi tarafından önerilmesi zorunludur. Üye olmak isteyenlerden yedi fena hareketi bağlaması ve yedi güzel hareketi açması beklenmektedir: 

Cimrilik kapısını bağlamak, lütuf kapısını açmak

Kahır ve zulüm kapısını bağlamak, hilim ve mülayemet kapısını açmak

Hırs kapısını bağlamak, kanaat ve rıza kapısını açmak

Tokluk ve lezzet kapısını bağlamak, riyazet kapısını açmak

Halktan yana kapısını bağlamak, Hak’tan yana kapısını açmak

Herze ve hezeyan kapısını bağlamak, kapısını açmak

Yalan kapısını bağlamak, doğruluk kapısını açmak

Kafirler, çevresinde iyi tanınmayanlar, kötü söz getirebileceği düşünülenler, zina ettiği ispatlananlar, katiller, hayvan öldürenler (kasaplar), hırsızlar, dellallar, cerrahlar, vergi memurları, avcılar, vurguncular örgüte katılamaz. Kadınlar da örgüte katılamaz. Bu nedenden ötürü kadınlar da Bacıyan-ı Rum (Anadolu Bacıları) teşkilatına üye olmuşlardır. 

Ahilik haftası Ahilik Teşkilatı’nın özellikleri

Ahilik teşkilatı Selçuklular döneminde ekonomik ve ticari faaliyetlerinin yanı sıra, askeri ve siyasi faaliyetlerde de bulunmuş, Osmanlı Beyliği’nin kuruluşunda ve güçlenmesinde etkin rol oynamışlardır.

Aşıkpaşazade, Osmanlının kurulmasında etkin olan 4 unsur arasında Ahiliği de belirtmiştir. İlk Osmanlı padişahlarının ve vezirlerinin çoğu Ahi Teşkilatı’na mensup şeyhlerdir. 

Ahi Teşkilatı’nın müslümanlara has bir kurum olarak iş görmesi 17. yüzyıla kadardır. Osmanlı Devleti’nin hakimiyet alanı genişleyip, gayrimüslim oranının artmasıyla farklı dinden kişilerin ortak çalışması zorunlu olmuştur. Din ayrımı gözetilmeden ortaya çıkan bu kuruluşa da “gedik” denmiştir.

1727 yılından itibaren rastladığımız bu kavram Türkçe bir kelime olup tekel veya imtiyaz anlamına gelmektedir. Kavram olarak “Osmanlı bünyesindeki esnaflığa ve sanatkarlığa girişi tetkik etmek” demektir.

Yapı olarak ahilikten farklı olmamakla birlikte ömrü onun kadar uzun olmamıştır. Zira 1838 Balta Limanı Antlaşmasıyla tekel idaresi ortadan kalkmış ve gedikler çözülmüştür. 

Ahilik teşkilatı 3 dereceli bir düzene dayanır. Her kapı üç dereceyi içerir. Bu dereceler şöyle sıralanır:

Yiğit

Yamak

Çırak

Kalfa

Usta

Ahi

Halife

Şeyh

Şeyh-ül Meşayıh

Ahilik, Galip Demir’e göre, “Türkler’in Rönesansı”dır. Veysi Erken’e göre, Ahilik ve kurum düzeni bugünlerin şartlarında bile, 5 çekirdek ilke ile, “Toplumsal sorumluluk, Hizmette mükemmellik, Dürüstlük ve doğruluk, Ortak yaşama “ ile örnek bir ‘yatay örgütlenme’ toplum hareketi şekilendiriyor. Erken, Ahiliğin bu yönüyle, 2000’li yıllar için bile ileri bir örgütlenme modeli sunduğunu kaydediyor. 

Ahilik töreleri yaygın Türkçe deyimlere dönüşmüşlerdir. Örnek olarak `pabucunu dama atmak` sözü ahiliğin peştamal kuşanma töreni ile ilgilidir. Çıraklıktan kalfalığa geçiş töreni öncesinde eğitimi tamamlanan çırağın pabucu dama atılır. Bir yandan da artık ustalarından, kalfalarından eskisi gibi ilgi görmeyeceğini ortaya koyar bu deyim. 

Ahilikte sanatkarlar gündüzleri işyerlerinde 4 aşamadan oluşan hiyerarşi içinde mesleğin inceliklerini öğrenirler, akşamları toplandıkları ahi konuk ve toplantı salonlarında aynı hiyerarşi içinde ahlaki ve felsefi eğitim görürlermiş. 

Kırşehir de kabri bulunan Ahi Evran’ın kurduğu bu teşkilatla ilgili Ahilik geleneğinin unutulmaması için Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Odaları tarafından bazı şehirlerde her yıl Ahilik haftası ve kutlamaları yapılmaktadır. Ahilik teşkilatı, gençlerin iyi yetişmesini ve meslek kazanmasını sağlardı.

Savaş, afet vs. kötü durumlarda da kuruma üyeler ve halk arasında dayanışma olurdu. Padişahlar ve diğer yöneticiler de ahilik teşkilatını destekleyerek gelişmesini istemişlerdir. 

Ahilik haftası

İçtimai bir teşkilat. Selçuklu Türklerinde dini ve milli birliğin muhafazasında, Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda ve Osmanlı insanının yetişmesi ve terbiyesinde büyük hizmetler görmüştür.

Sonraları, esnaf ve san’atkarlar birliğine isim olarak verilmiştir. Arabça kardeşim demek ahi; Türkçe cömert, eli açık manasına olan akı kelimesinden gelmektedir. Ahiliğin esasını ve ilk safhasını fütüvvet teşkil eder. 

Fütüvvet, cömertlik, mürüvvet ve asalet gibi faziletleri ihtiva etmesi bakımından ahlaki; bu faziletlerin icabını yerine getirmeyi vazife edinmiş kimselerin meydana getirdiği birliklere alem olması itibariyle içtimaidir. Fütüvvet, ahlaki bir mefhum olarak, daha çok tasavvufi eserlere mevzu olmuştur.

Bu manada fütüvvet, müslüman kardeşinin işini görmek, onun yardımında bulunmak, hata ve kusurlarını af edip, husumet ve düşmanlık beslememek, ayıp ve kusurlarını örtmek; kendisini başkasından üstün görmemek, musibete uğrayan düşman bile olsa sevinmemek gibi hasletleri ifade eder. Bu hasletleri haiz olana feta (yiğit) denir. Çoğulu fityandır. 

Sekizinci asırdan itibaren Horasan ve Belh civarında fityanın yaygınlaştığı, dokuzuncu asırda ahi ünvanının Türk mutasavvıfları arasında kullanıldığı, onuncu asırda Semerkand’da teşkilatlanmış fityanın bulunduğu, on birinci yüzyılda fütüvvetin Türkistan’dan Anadolu’ya kadar bilhassa esnaf ve san’atkarlar arasında yayıldığı kaynaklarda yazılıdır.

Ancak bir teşkilat olarak fütüvvetin ne zaman ve nasıl ortaya çıktığı bilinmemektedir. Bilinen, fütüvvetin sistemli bir teşkilat olarak tarihe geçmesine otuz dördüncü Abbasi halifesi Nasır li dinillah’ın (v.1180/575) sebeb olduğudur. 

Halife Nasır, o zamana kadar herbiri kendi başına hareket eden fütüvvet birliklerini ıslah etti. Bu konuda, büyük mutasavvıf Şihabüddin Sühreverdi’den ziyadesiyle destek gördü. Kendisi de bu teşkilata giren halife, müslüman hükümdarlara mektuplar yazarak onların da bu teşkilata girmelerini istedi. 

Nasır li dinillah fütüvvetin yayılması ile ilgili bu faaliyetlerini devam ettirirken, Türkiye Selçukluları sultanı birinci Gıyaseddin Keyhüsrev, ikinci defa tahta oturmuştu. Bu sırada hocası ve Sadreddin-i Konevi’nin babası olan Mecdüddin İshak’ı muhtemelen siyasi bir birlik kurmak maksadı ile Bağdad’a, halife Nasır’a elçi göndermişti.

Mecdüddin İshak işlerini bitirip dönerken O’zaman Bağdad’da bulunan Muhyiddin ibni Arabi, Evhadüddin Kirmani ve talebesi Ahi Evren’i de beraberinde getirdi. Daha önce, Moğol tehlikesi sebebiyle Horasan’dan gelen Mevlana Celaleddin-i Rumi de, Selçuklu sultanlarının davetiyle Konya’da yerleşerek hizmetlerini yürütüyordu.

Bu büyüklerin, irşad faaliyetlerinin Anadolu’da birlik ve beraberliğin te’mininde büyük rolü oldu. Anadolu’da müslüman Türklerin hakimiyetinin manevi mimarları olan bu büyükler, cemiyet ve devlet hayatının istikrarında büyük gayret gösterdiler. 

Bunlardan Ahi Evren, daha önce Horasan ve Maveraünnehr’de iken Fahreddin-i Razi’den zahiri ilimleri ve Ahmed Yesevi’nin talebelerinden ve Şihabüddin Sühreverdi’den tasavvuf bilgilerini öğrendi. Onların sohbetlerinde kemale geldi. Hocası Evhadüddin Kirmani ile Anadolu’nun muhtelif yerlerinde halka vaz u nasihatlerde bulundu.

Hocasının kızı Fatıma bacı ile evlendi ve hocasının vefatından sonra Kayseri’ye yerleşti. Birinci Alaeddin Keykubad ve diğer devlet erkanı arasında pek hürmet gördü. Mürşid-ül-kifaye ve Yezdan Şinaht isimli eserlerini bu sultana hediye etti. Kayseri’de debbağlık yapıp elinin emeği ile geçinir ve halkı irşad etmekle meşgul olurdu.

Bilhassa esnafı bir çatı altında toplayıp teşkilatlandırdı. Fütüvvet-namelerden faydalanarak teşkilatın bir nevi yönetmenliğini yazdı. İslam ahlakını esas alan bu yönetmeliği esnaf ve san’atkar arasında tatbik etti. Onlar arasında İslam ahlakına dayalı bir birlik ve kardeşlik kurdu. Neticede ahilik teşkilatı kuruldu.

Diğer taraftan Fatıma bacı da kadınları yetiştirip, Bacıyan grubunu teşkil etti. Sünni bir alim olan Ahi Evren’nin kurduğu bu teşkilat da Sünni idi. 

Böylece teşekkül eden ahilik müessesesi Anadolu’da büyük hizmetler yaptı, Malazgird zaferi ile doğu Türk illerinde göçebe halinde yaşayan ve geçimlerini hayvancılıkta te’min eden pek çok Türkmen Anadolu’ya göç etmişti. Bir o kadarı da Moğolların zulmü sebebiyle Anadolu’ya geldiler.

Ahiler, bunları yavaş yavaş tarım hayatına sokup yerleştirmeye, esnaf, işçi, san’atkar olarak şehir ve kasaba hayatına alıştırmaya başladılar. Bu arada işsiz, başıboş gençlerin bir san’at ve meslek sahibi olmasını te’min ederek, başkasına muhtaç olmaktan kurtulmalarına çalıştılar.

Rumlar ile ermenilerin elinde olan san’at ve ticaret hayatına zamanla Türkler de katılıp, söz sahibi olmaya başladılar. Bütün bunların yanında ahiler, yaptıkları zaviyelerde müslüman tüccar ve esnafın ahlaki terbiyesi ile de uğraştılar. Ahi zaviyeleri zamanla memleketin her tarafına yayıldı. 

Ahiler, içtimai hayatdaki bu hizmetleri yanında ihtiyaç halinde gazalara ve memleket müdafaasına da katıldılar. On üçüncü asrın ilk yıllarında Çin’in kuzeybatısında katliamlara başlayan, kısa bir müddet içerisinde dünyanın siyasi haritasını alt üst eden ve Anadolu’ya doğru yaklaşan Moğol tehlikesine tedbir aldılar.

Moğolların önlerinden kaçıp gelenlere kucak açarak Anadolu insanını, Moğollara karşı, gaza aşkı ile dolu cihad yolunda Allahü tealanın rızasından başka bir şey düşünmeyen kimseler olarak yetiştirmeye çalıştılar ve bu insafsız düşman karşısında kahramanca mücadele ettiler. 

Nihayet Moğollar, 1243 yılında Kayseri’yi muhasara edip, çetin bir muharebe sonunda şehri ele geçirince, binlerce ahiyi şehid ettiler Anadolu’nun karışıklıklar içerisinde olduğu bu sırada, Ahi Evren’i de Kırşehir’de öldürdüler. 

Kısaca sulhde muallim, muharebede asker olan ve Anadolu’nun her tarafına yayılmış bulunan ahiler, gerek Moğol zulmü ve gerekse başka karışıklıklarla sıkılan ve bunalan insanlara maddi ve manevi güç ve moral vererek Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna kadar Anadolu’yu dini ve milli birlik içinde tutmaya muvaffak oldular. 

Bu sırada Söğüt civarında gelişmekte olan Osmanlı Beyliği’nin emrine koşan ahilerin bir kısmı, uçlara yerleşip zaviyeler kurdular. Doğudan bu mıntıkaya gelen Türkmenlerin erkeklerini ahi erkekleri, kadınlarını da Fatıma bacının yetiştirdiği bacıyan grubu terbiye etti. Böylece üç kıt’ada altı asır at koşturacak olan istikbaldeki Osmanlı neslinin temelini attılar. 

Bu esnada itibarlı bir ahi olan Şeyh Edebali, Osman Gazi ile yakın münasebetler kurup kızını ona verdi. Orhan Gazi ve Murad-ı Hüdavendigar ahilerden olup, vezirleri Alaeddin ve Çandarlı Kara Halil de ahi idiler. Böylece ahilerden bir kısmı alim, kadı olarak ilim sahasında, bir kısmı vali ve komutan olarak idari ve askeri alanda, bir kısmı da ticaret ve san’at alanında bu yeşeren Osmanlı filizini beslemeye başladılar.

Ahilerin İslam’ın emri olan, zamanın kıymetini bilmek, disiplinli bir hayata sahib olmak, istişare etmek, adil olmak ve adalet esaslarını aşıladıkları küçücük bir aşiret, kısa zamanda büyük bir devlet olmaya başladı. 

Zaman zaman devletin yükünü hafifletici hizmetlerde de bulunan ahiler, Bursa’yı Düzmece Mustafa’nın hücumundan korudukları gibi, 1360 yılında idareleri altındaki Ankara’yı sultan birinci Murad’a teslim ettiler. Bu hizmetlerine karşılık Osmanlılar, ahilere yardımcı olup, hürmet göstererek halkı yetiştirmeleri için teşvikde bulundular.

Bu yüzden daha sonra birinci Murad’ın ahilerin başı olduğu ve kendisinden Ahi Murad diye bahsedildiği de bilinmektedir. Osmanlı Devleti kuvvetlenip Anadolu’ya hakim olduktan sonra, ahiler daha ziyade hayırsever bir cemiyet, bir esnaf teşkilatı şeklinde faaliyetlerini devam ettirdiler. 

Ahiler arasında sanatın okumakla değil, ahinin yetişmesi için, üstaddan öğrenmesi şartı getirilip yamaklık, çıraklık, kalfalık, ustalık yiğitbaşılık, ahi babalık ve kethüdalık safhalarından geçmesi şartı vardı. Gündüz san’atında ve işinde çalışan ahiler, akşamları kendilerine mahsus binalarda sohbetlere katılırlardı. Böylece ahilerin ahlaki terbiyesi ihmal edilmezdi. 

Ahilerin kendilerine mahsus kıyafetleri vardı. Ondördüncü asır seyyahlarından İbn-i Battuta, üstlerine hırka, başlarına sarık sarılı beyaz yünden bir külah ve ayaklarına mest gibi ayakkabı giydiklerini bildirmektedir.

Âhiliğe kabul edilen namzede şeyh tarafından, şedd-i bend denilen ve ahiliğin nişanı kabul edilen bir kuşak kuşatılırdı. Ahiler kuşaklarında, büyükçe bir bıçak taşırlardı. 

Ahilik teşkilatında şu mertebeler bulunurdu: 1- Teşkilata yeni giren yiğitler, 2- Ahi bölükleri. Altı bölük olup ilk üç bölüğe Eshab-ı tarik, diğer üçüne de nakib denirdi. 3- Halife, 4- Şeyh, 5-Şeyh-ül-meşayıh. 

Ahilerin idare hey’eti, her san’at kolunda, kendi azaları arasından seçilmiş beş kişiden meydana geliyordu. Kendilerine kadı tarafından seçimden sonra resmi vesika, icazet verilip, icraatları ve neticeleri büyük meclise bildirilirdi. Birlik idare hey’eti her ay üç gün toplanırdı. İdare hey’eti, birliğin hazinesi mahiyetinde olan orta sandığını idare ederdi. 

Ahilik haftası
Ahilerin kendilerine has merasimleri vardır. Bunlardan bazıları şöyledir: 

1- An’anevi Ani Evren merasimleri: Senelik olup, Ahi Evren’in türbesinin bulunduğu Kırşehir’de yapılır. 

2- Yol atası ve yol kardeşliği merasimi: Ahiliğe girmek talebinde bulunan gençlerin birliğe kabul edilmesi mahiyetindeki bir merasim olup, zamanla çırak kabul etme merasimi halini aldı. 

3- Yol sahibi olma merasimi: Çıraklık müddetini tamamlayanların kalfalığa yükseltilmesi için yapılan merasimdi. 

Ahilerin yönetmeliği olan fütüvvetnamelere göre, ahinin üç şeyi açık olmalıydı: Eli açık, yani cömert olmalı; kapısı açık, yani misafirperver olmalı; sofrası açık, yani aç geleni tok göndermeli.

Üç şeyi de kapalı olmalıydı: Gözü kapalı olmalı, yani kimseye kötü nazarla bakmamalı; kimsenin aybını görmemeli, dili bağlı olmalı, yani kimseye kötü söz söylememeli; beli bağlı olmalı, yani kimsenin namusuna ve şerefine göz dikmemeli. 

Ahilik mensuplarının, takdir edilmelerinin yanında cezalandırıldıkları da olurdu. Fütüvvetnamelerde şu on sekiz şeyin ahiyi ahilikten çıkarma sebebi olduğu, ayrıca cehennemlik yapacağı yazılıdır:

1- Şarap içmek, 2- Zina yapmak, 3- Livata yapmak, 4- Dedikodu ve iftira etmek, 5- Münafıklık etmek, 6- Gururlanıp kibirlenmek, 7- Sert ve merhametsiz olmak, 8- Hased etmek, kıskanmak, 9- Kin tutmak, affetmemek, 10- Sözünde durmamak, 11- Kadınlara şehvetle bakmak, 12- Yalan söylemek, 13- Hıyanet etmek, 14- Emanete riayet etmemek, 15- İnsanların aybını örtmeyip, açığa vurmak, 16- Cimrilik etmek, 17- Koğuculuk ve gıybet etmek, 18- Hırsızlık etmek. 

Yine ahi yönetmeliği olan fütüvvetnamelere göre; ahi, helalinden kazanmalıdır. Hepsinin bir san’atı olmalıdır. Yoksul ve düşkünlere yardım etmeli, cömert olmalıdır. Âlimleri sevmeli, hoş tutmalıdır.

Fakirleri sevmeli, alçak gönüllü olmalıdır. Temiz, iyi kimselerle sohbet etmeli, namazını kazaya bırakmamalı, haya sahibi olup, nefsine hakim olmalı, dünyaya düşkün olanlarla beraber olmamalıdır. Bunlar asırlarca Osmanlı insanının ahlakının temel taşı olan hasletler haline geldi. 

Bir taraftan ahi kuruluşları, diğer taraftan tasavvuf ehlinin gayretleri ile Osmanlı insanı bu güzel hasletlerle yoğruldu. Zamanla Osmanlı’ya has ideal bir insan tipi ortaya çıktı. Bugün Osmanlı efendisi, Osmanlı kadını denince nezaketi, edebi, terbiyesi ve kibarlığı ile olgun ve örnek bir insan hatırlanmaktadır. 

Osmanlı insanının yetişmesinde bir mekteb vazifesi yapmış olan ahi zaviyeleri, aynı zamanda yolcuların misafir edildiği, muhtaçların ihtiyaçlarının görüldüğü yerler idi. İbn-i Battuta Seyahatnamesi’nde, “Anadolu’da Türkmenlerin yaşadıkları şehir, kasaba ve köylerde bulunan ahiler, san’at sahibi kimseler olup, aynı meslekte çalışanlardan meydana gelen ve birbirleri ile yardımlaşan bir topluluktur.

Yabancıları karşılayıp, ihtiyaçlarını te’min ederler. Dünyanın hiç bir yerinde benzerlerine rastlamak mümkün değildir” diyerek onların müsafirperverliğini övmektedir. İbn-i Battuta, Kastamonu’daki bir ahi müsafirhanesini de şöyle anlatır: “Burayı Emir Fahreddin adında bir zat yaptırmış.

Köyün gelirini de müsafirhane için vakfetmişti. Müsafirlere hizmet için de kendi öz oğlunu vazifelendirmiş. Müsafirhane karşısında bir de sıcak sulu hamam yapmış ki, gelip geçenler ücretsiz yıkanıp paklansınlar.

Mekke, Medine gibi mübarek beldelerden, Horasan, Şam, Irak, Mısır gibi uzak diyarlardan gelen müslüman fakirler için vakıfdan kişi başına birer kat elbise ile ilk gün için 100 dirhem, kaldığı diğer günler için yetecek kadar et, ekmek, yağ, pirinç pilavı ve tatlılar tahsis edilmiştir. 

Osmanlı Devleti’nin bünyesinde bütün bu hizmetleri yapmış, san’at ve ticaret hayatını Osmanlı’nın maddi ve manevi yapısına göre düzenlemiş olan Ahilik teşkilatı, diğer kıymetli müesseseler gibi bilhassa İngiltere’nin desteklediği Mustafa Reşid Paşa tarafından hazırlanan Tanzimat fermanı ile büyük bir sarsıntı geçirmiş, hatta ortadan silinmek tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır.

Ancak Osmanlı’da derin izler bırakan bu müessese, eski parlaklığı ile olmasa da devam etmiştir. 

Ahilik haftası KAYNAKLAR

Dünya Gazetesi

Türkçe Bilgi

Ahilik PDF   Ankara Üniversitesi

1) Rıhle-i İbni Battuta; sh. 185

2) Şakayık-ı Nu’maniyye Tercümesi (Mecdi Efendi); sh. 33

3) Âşıkpaşazade Tarihi

4) Rehber Ansiklopedisi; cild-1, sh. 115

5) İslam Âlimleri Ansiklopedisi; cild-8, sh. 69

6) El-Fusul-ül-müntehabe min asar-il-futüvvet-it-Türkiyye vel-islamiyye (M. Cevdet, İstanbul-1922)

7) İslam Tarihi Ansiklopedisi; cild-1, sh. 201

İSTANBUL VALİLİĞİ ETKİNLİKLERİ

PERPA HABERLERİ    PERPA FAALİYETLER    PERPA ANA SAYFA  PERPA İLETİŞİM

İzmir’in Kurtuluşu 9 Eylül 1922 Kutlu Olsun

İzmir’in Kurtuluşu 9 Eylül 1922 26 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruz harekâtı sonucu Türk ordusu Yunan işgali altındaki İzmir’e 9 Eylül 1922’de girmiştir

İzmir'in Kurtuluşu 9 Eylül 1922 Kutlu Olsun

İzmir’in Kurtuluşu 9 Eylül 1922 Kutlu Olsun

İzmir’in Kurtuluşu

İzmir’in Kurtuluşu, 26 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruz harekâtı sonucu Türk ordusunun Yunan işgali altındaki İzmir’e 9 Eylül 1922’de girmesini belirten tarih terimidir.

Mudanya Ateşkes Antlaşması ve sonrasında Lozan Barış Antlaşması’na uzanan süreci başlatması dolayısıyla Millî Mücadele’nin sona ererek Türk milletinin kurtuluşu ve bağımsızlığını elde edişinin simgesi olmuş çok önemli bir tarihi olaydır.

İzmir’in Kurtuluşu Arka plan

İzmir'in Kurtuluşu 9 Eylül 1922

İzmir’in Kurtuluşu 9 Eylül 1922

İzmir’in, 15 Mayıs 1919 yılında Yunan güçleri tarafından işgal edilmesi, Anadolu’da Millî Mücadele’nin başlamasında önemli bir aşama olarak kabul edilir. O tarihe kadar Anadolu’da işgallere karşı dağınık olan düşünce ve örgütlenme biçimleri mevcuttu. İzmir’in işgali Anadolu insanın direniş ve karşı koyuş düşüncesini körüklemiş, İstanbul’da başlayan işgali protesto mitingleri Damat Ferit Hükûmeti’nin düşmesine sebep olmuş; örgütlenme ve protesto mitingleri Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar yayılmıştı.

Artık İzmir, Anadolu harekâtı için temel sembollerden biri haline getirilmişti ve İzmir’in işgaline karşı protesto mitingleri, her yıl işgalin yıl dönümlerinde, Anadolu’nun çeşitli kent ve kasaba merkezlerinde tekrarlanmakta; konu sürekli gündemde tutulmaktaydı. Birinci İnönü, İkinci İnönü, Aslıhanlar-Dumlupınar ve Sakarya Meydan Muharebelerinde Millî Mücadele’nin kazanılmasında önemli adımlar atılmıştı.

Tarihçe

İzmir'in Kurtuluşu 9 Eylül 1922 Kutlu Olsun

İzmir’in Kurtuluşu

Türk ordusu tarafından 26 Ağustos 1922’de başlatılan Büyük Taarruz, Kurtuluş Savaşı’nın son safhası idi. Kesin sonuç beş gün içinde elde edildi; 30 Ağustos’ta Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ordulara bir bildiri yayımlayarak tarihî “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emrini verdi ve 2 Eylül’de Uşak’a girildi. Dumlupınar Meydan Muharebesi’nde kendisinin de haberdar olmadan Yunanistan Küçük Asya Ordusu’nun Başkomutanlığı’na getirilmiş General Nikolaos Trikopis tutsak edildi.

Türk birlikleri, İzmir’e doğru hızla ilerledi. Yunan birlikleri ve Rum siviller Anadolu’dan çekildiler. 9 Eylül 1922 sabahı Ahmet Zeki Bey komutasındaki 2. Süvari Fırkası, ardından Mürsel Paşa komutasındaki 1. Süvari Fırkası birlikleri İzmir şehrine girdi. Ardından 5. Süvari Kolordusu Komutanı Mirliva Fahrettin Paşa, komutasındaki birliklerle saat 10:00’da İzmir’e girdi.

İkinci Tümen’in öncülüğünü yapmakla görevlendirilen Dördüncü Alay Komutan Yardımcısı Yüzbaşı Şerafettin Bey’in komutasında yaya olarak en önde giden sekiz er, Bornova’dan Halkapınar’a ilerleyişi sırasında Punta’daki Tuzakoğlu fabrikasına yaklaştıkları sırada fabrika pencerelerinden ani bir ateşe uğramıştır.

Bu olayda 4 asker hayatını kaybetti ve hemen orada defnedildiler. İzmir’in kurtuluşu sırasında can veren askerlerin isimleri şöyledir: Akşehirli Bekiroğlu Mehmet, Antalyalı Ömer oğlu Hakkı (Sarıarslan), Nevşehirli Ahmet oğlu Seyit Mehmet ve Nevşehirli Ahmet oğlu Ahmet.

İzmir'in Kurtuluşu 9 Eylül 1922 Kutlu Olsun

İzmir’in Kurtuluşu

Konak’a ulaşmayı başaran Şerafettin Bey, Hükümet Konağı önünde göğsüne isabet eden mermilerle yaralanmıştı ancak Konağa girip balkona Türk bayrağını dikebildi. Hükûmet Konağı’na bayrağın dikilmesinin hemen ardından Yüzbaşı Zeki komutasındaki süvari birliği Hükûmet Konağı’nın hemen sağında yere alan ve günümüze ulaşmayan Sarıkışla’ya, Üsteğmen Arif ve Takım Komutanı Celal Bey ile Yedeksubay Besim Efendi’nin de Kadifekale’ye bayrağı çekmesi ile İzmir’in işgalden kurtuluşu ilan edilmiş oldu.

Birinci Süvari Tümeni Komutanı Mürsel Paşa bir Fransız harp gemisi telsizi vasıtasıyla, İzmir’e girildiğini Ankara’ya bildirdi. Belkahve’den tarihi günü izleyen Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, yanında Fevzi ve İsmet Paşalar olduğu halde, 10 Eylül sabahı İzmir’e girdi ve Fahrettin Paşa ile buluşarak doğruca Hükûmet Konağı’na gitti. Konağın balkonundan, başarıyı millete mal eden kısa bir konuşma yaptı.

Mustafa Kemal Paşa’nın ordulara 1 Eylül’de verdiği tarihi emirle başlayan ve 18 Eylül 1922 tarihine kadar yapılan “Takip Harekâtı” ile bütün Batı Anadolu’daki Yunan askerleri, Türk sınırları dışına çıkarılmıştır. Takip Harekâtı’nın başarı ile sonuçlanması sayesinde İzmit bölgesinden İstanbul Boğazı’na, Balıkesir bölgesinden Çanakkale Boğazı’na kadar Türk ordusu için hayati önem taşıyan diğer stratejik hedefler de İtilaf Devletlerinin işgalinden, olaysız olarak ve barış yoluyla kurtarılmıştır. Türk ordusunun kazandığı bu zafer, Mudanya Ateşkes Antlaşması’na giden süreci başlatmış; Türkiye, Mudanya Ateşkes Antlaşması’ndan sonra 24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Antlaşması’nı imzalayarak bağımsızlığını kazanmıştır.

9 Eylül Anıtı

9 Eylül Anıtı

9 Eylül 1922 tarihinde İzmir’in kurtuluşu sırasında şehit düşen dört askerin anısına, defnedildikleri Halkapınar Şehitliği’nde Dokuz Eylül Anıtı yaptırılmıştır. Şehitlikte Şair Necmettin Halil Onan’ın ünlü “Bir Yolcuya” adlı şiiri bir mermer üzerine yazılıdır.

Basın yansımaları

İzmir’in kurtuluşu haberleri 10 ve 11 Eylül tarihlerinde Anadolu basınında yer almıştır. Hâkimiyet-i Milliye gazetesinin ilk sayfasında İzmir’in kurtuluşu haberi “Süvarilerimiz Cumartesi günü öğleden evvel 10:30’da İzmir’e girmişlerdir. İzmirliler bu suretle Yunan kâbusundan kurtulmuşlardır” başlığı ile verilmektedir. 

13 Eylül tarihinden itibaren ise gazeteler Türk ordusunun İzmir’e girişi ilgili bilgilere yer vermişler; ilerleyen günlerde ise ordunun İzmir’e girişi sırasında yaşanan olaylar anlatılmıştır. Mustafa Kemal’in İzmir’e gelişiyle ilgili haberler ise genellikle 13-14 Eylül tarihlerinden itibaren verilmeye başlanmıştır. İzmir Yangını ile ilgili bilgiler basında 14 Eylül tarihinden itibaren yer almıştır.

10 Eylül 1922’de New York Times gazetesinde yayımlanan haberde, Fransız Deniz Kuvvetleri Bakanlığı’nın aldığı haberlere göre, İzmir’e giren Türk birliklerinin düzgün davranış sergiledikleri belirtilmiştir.

İzmir’in kurtuluşu ardından Mustafa Kemal Paşa, yabancı basını kabul ederek görüşlerini açıklamıştır. Bunun ardından 1 Ekim 1922 New York Times gazetesinde o zamana kadar olan kendisiyle ilgili en geniş haber-yorum yayınlanmıştır. Gazetede tam sayfa çıkan bu haberde, 41 yaşındaki Mustafa Kemal Paşa portresi ve “Küllerinden Doğan Türkiye” karikatürü de bulunmaktadır.

Kaynak

PERPA HABERLERİ

PERPA FAALİYETLER

PERPA TİCARET MERKEZİ

PERPA İLETİŞİM

PERPA FACEBOOK

30 Ağustos 99. Yıl Töreni İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde Yapıldı

30 Ağustos 99. Yıl Töreni İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde Yapıldı

30 Ağustos 99. Yıl Töreni

30 Ağustos 99. Yıl Töreni

30 Ağustos Zafer Bayramı 99. Yıl Töreni İstanbul Valisi Ali Yerlikaya ve eşi Haticenur Yerlikaya Hanımefendi ev sahipliğinde İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde yapıldı. Törene Perpa A Blok Yönetim Kurulu adına Başkan Hasan Sezgin ve Başkan Yardımcısı Erol Kartal katıldılar

30 Ağustos 99. Yıl Töreni Hasan Sezgin, Erol Kartal

Vali Yerlikaya: “Dünya Durdukça Nice 30 Ağustos Zafer Coşkuları Yaşayacağız”

30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 99. yılında İstanbul Valiliği tarafından Zafer Bayramı Bayramlaşma Töreni düzenlendi.

İstanbul Valisi Ali Yerlikaya ve eşi Haticenur Yerlikaya Hanımefendi ev sahipliğinde İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde düzenlenen törene;

1. Ordu ve İstanbul Garnizon Komutanı Korgeneral Kemal Yeni, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma, Sahil Güvenlik ve Emniyet Teşkilatlarının personelleri, adli ve mülkî erkân, kamu kurum ve kuruluşları, meslek odaları ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, şehit aileleri ve gaziler, akademisyenler, spor, sanat ve iş dünyasından isimler katıldı.

Girişte davetlileri İstanbul Valisi Ali Yerlikaya ve Hatice Nur Yerlikaya Hanımefendi karşıladı.

Bayramlaşma töreni İstanbul Valiliği tarafından hazırlanan bayrama özel hazırlanan filmin gösterimiyle devam etti.

Gecede İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, davetlilere hitaben bir konuşma yaptı.

“30 Ağustos Zaferi, Tarihi Bir Dönüm Noktasıdır”

Vali Yerlikaya, davetlilerin Zafer Bayramı’nı kutlayarak başladığı konuşmasında;

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, “Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca, hürriyet ve istiklâle timsâl olmuş bir milletiz. Cesuruz, zekiyiz, çalışkanız. Yüksek amaçlar uğrunda ölmesini biliriz.’’ ifadeleriyle milletimizin yüksek karakter özelliklerini tarif etmişti.

Ancak milletimiz ve istiklâlin anayurdu olan vatanımız, birinci dünya savaşı sonrasında büyük bir işgal planının sahasıydı.

Yedi düvelin gözlerini diktiği bu topraklar, aziz milletimizin bütün imkânsızlıklara rağmen, kanından kan, canından can katarak ortaya koyduğu, emsalsiz bir kurtuluş mücadelesine sahne olmuştu.

30 Ağustos zaferi, dünyadaki tüm mazlumlara rehber olan, kurtuluş mücadelesiyle elde edilmiş; tarihi bir dönüm noktasıdır.” İfadelerini kullandı.

Vali Yerlikaya, “Zaferlerimizi unutulmaz kılan: sadece 30 Ağustos değildir. Sultan Alparslan, bundan tam 950 yıl önce, büyük bir kararlılık ve inançla, 26 Ağustos 1071’de, Anadolu’nun kapılarını Türk milletine, ardına kadar açtı.

Ve yine bir 26 Ağustos günü, Gazi Mustafa Kemal Atatürk; topraklarımıza göz koyanlara karşı, Anadolu kapılarını: “Allah Türk milletini koruyacaktır. Vakit tamam. İnşallah zafer bizimdir’ diyerek, sonsuza dek, sımsıkı kapattı.” dedi.

“Milli Mücadele Kahramanlarımızı Rahmet ve Şükranla Anıyoruz”

Vali Yerlikaya, “Milli Mücadele’nin o ateşten günlerinde, çok büyük acılar çekilmiş, nice gözyaşları dökülmüştü.

Ve 26 Ağustos sabahı, tarihin yeniden yazıldığı o günde, 207 bin yürek, aynı anda atıyordu, aynı anda…

Koca bir milletin kaderi, göğsü iman dolu Mehmetçiklerin elindeydi.” diyerek milli mücadele kahramanlarını andı.

Vali Yerlikaya, “Bugün bizim bayram günümüz. Bayramlaşmak için bir araya geldik. Zaferin coşkusunu beraberce, doyasıya yaşıyoruz. Ve inşallah da dünya durdukça nice zafer coşkuları yaşayacağız.

Bize bu zaferi, bu büyük mutluluğu bahşedenleri de, hiçbir zaman unutmadık, unutmayacağız elbette.

‘Zaferler yalnızca, büyük milletler tarafından kazanılabilir’ diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, kahraman Mehmetçiklerimizi, vatan uğruna, canından geçen analarımızı, koca yürekli nenelerimizi, dedelerimizi, rahmetle, minnetle ve şükranla yâd ediyorum.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.

Program, müzik dinletisi ve zeybek gösterisi ile tamamlandı. Kaynak: İstanbul Valiliği

30 Ağustos 99. Yıl Töreni Hasan Sezgin

PERPA HABERLERİ

PERPA FAALİYETLER

PERPA TİCARET MERKEZİ

PERPA İLETİŞİM

30 Ağustos Zafer Bayramı Kutlu Olsun 2021

30 Ağustos Zafer Bayramı Kutlu Olsun

Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’ün, düşman birliklerini Anadolu’dan çıkarmak amacıyla başlattığı harekât sonucu işgalci birlikler Anadolu topraklarından sürüldü.

30 Ağustos Zafer Bayramı Kutlu Olsun

30 Ağustos Zafer Bayramı Kutlu Olsun

30 Ağustos Zafer Bayramı Kutlu Olsun

Atatürk’ün başkomutanlığı sırasında yapıldığı için ”Başkomutanlık Meydan Muharebesi” adıyla da bilinen Büyük Taarruz’un başarıyla sonuçlanmasının ardından Yunan Orduları İzmir’e kadar takip edildi ve 9 Eylül 1922’de İzmir’in kurtarılmasıyla Türk toprakları Yunan işgalinden kurtarıldı. İşgal birliklerinin ülke sınırlarını terk etmesi daha sonra gerçekleşti ancak 30 Ağustos sembolik olarak ülke topraklarının geri alındığı günü temsil eder. İlk kez 1924 yılında Afyon’da ”Başkumandan Zaferi” adıyla kutlanan 30 Ağustos günü, Türkiye’de 1926’dan itibaren ‘ ‘Zafer Bayramı”adıyla kutlanmaya başlandı.

TAARRUZ AFYON’DAN BAŞLADI

Zafer Bayramı Kutlu Olsun

Zafer Bayramı Kutlu Olsun

Büyük Taarruz, Kurtuluş Savaşı sırasında Türk ordusunun işgalci kuvvetlere kesin ve son hamleyi gerçekleştirmek ve düşman birlikleri Anadolu’dan atmak için planlanmış gizli bir harekâttı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 20 Temmuz 1922’deki oturumunda kendisine dördüncü kez Başkomutanlık yetkisi verilen Mustafa Kemal Atatürk, taarruz kararını Haziran ayında aldı ve hazırlıkları gizli olarak yürüttü. Büyük Taarruz, Ağustos’un 26’sını 27’sine bağlayan gece Afyon’da başladı, Aslıhan civarında kuşatılan düşman birliklerinin, Mustafa Kemal Paşa’nın idare ettiği Dumlupınar Meydan Muharebesi’nde imha edilmesi ile Türk ordusunun zaferiyle sonuçlandı.

İLK KEZ ”BAŞKUMANDAN ZAFERİ” OLARAK KUTLANDI

Zafer Bayramı

Zafer Bayramı

30 Ağustos Zafer Bayramı, ilk olarak 1924’te Dumlupınar’ın Çal Köyü yakınlarında Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in katıldığı bir törenle ”Başkumandan Zaferi” adıyla kutlandı. Zaferi kutlamak için iki yıl beklemenin nedeni ise, 1923 yılının yeni Türkiye için hem ulusal hem de uluslararası alanda yoğunluğun fazla olmasındandı. Dumlupınar’ın Çal Köyü’nde gerçekleşen ilk törende Mustafa Kemal, milli ruhun canlı tutulmasının önemini vurguladı ve ”Meçhul Asker Abidesi”nin temelini eşi Latife Hanım ile beraber attı.

30 AĞUSTOS ”TAYYARE BAYRAMI”

Mustafa Kemal Atatürk

Mustafa Kemal Atatürk

1926 yılından itibaren Zafer Bayramı olarak kutlanan Başkumandan Zaferi’nin, 1 Nisan 1926’da kabul edilen Zafer Bayramı Kanunu’yla, 30 Ağustos Başkumandan Muharebesi gününün Cumhuriyet ordu ve donanmasının Zafer Bayramı olduğu, her yıl dönümünde bu bayram gününün kara, deniz ve hava kuvvetleri tarafından kutlanacağı belirtildi. Dönemin Savunma Bakanı Recep Peker yayınladığı bir genelge ile bayram törenlerinde neler yapılacağını detaylı bir şekilde belirtti. Hava Kuvvetlerinin ülke savunmasında önemli bir yeri olması nedeniyle, Tayyare Cemiyeti de 30 Ağustos tarihini “Tayyare Bayramı” olarak adlandırdı.

30 Ağustos Zafer Bayramı ABDULLAH GÜL İLE BİRLİKTE DEĞİŞTİ

1930 yılının ardından, Zafer Bayramı için özellikle 1960’lardan itibaren daha kapsamlı ve katılımlı bir şekilde kutlamalar yapılmaya başlandı. 30 Ağustos, Türkiye’de askeri okulların mezuniyet törenlerini yaptıkları gün oldu ve ayrıca tüm subay ve astsubay rütbe değişiklikleri bu tarihte geçerli olur. Zafer Bayramı uzun yıllar Genelkurmaybaşkanı’nın tebrikleri kabul ettiği bir bayram olarak kutlandı fakat bu durum Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Başkomutan sıfatıyla kutlamalara ev sahipliği yaptığı 2011 yılından itibaren değişti.

Mustafa Kemal Atatürk

PERPA HABERLERİ   

PERPA FAALİYETLER   

PERPA ANA SAYFA  

PERPA İLETİŞİM