Yazılar

Perpa Dezenfekte Ediliyor hidrojen peroksit uygulaması

Perpa Dezenfekte Ediliyor

Perpa Ticaret Merkezi Dezenfekte Ediliyor

Perpa Dezenfekte Ediliyor

Perpa Dezenfekte Ediliyor

Perpa Ticaret Merkezi Yeni Koronavirüs salgını nedeniyle gün aşırı dezenfekte ediliyor.

Şişli Belediyesi Sağlık Daire Başkanlığı tarafından eğitilen teknik personelimiz Perpa’nın tüm katlarını, tuvaletleri, araç katlarını, yürüyen merdivenleri günlük olarak dezenfekte ediyorlar.

Dezenfeksiyon işlemlerinde antiviral, antibakteriyel hidrojen peroksit uygulaması yapılıyor.

İçişleri Bakanlığı’nın da 81 İl Valiliğine Corona Virüsü hakkında gönderilmiş olan  16.03.2020 tarihli genelge dikkate alınarak,  sizlerin de kararların uygulanmasında bizlere destek olacağınıza inanıyoruz.

Virüs salgını hakkında kaynağı belirsiz haberleri lütfen dikkate almayınız. Her türlü sorununuz için aşağıdaki iletişim bilgilerinden yöneticiliğimizi arayabilirsiniz.

Perpa Ticaret Merkezi iletişim bilgileri

Halil Rıfat Paşa Mahallesi Yüzer Havuz Sokak Perpa Ticaret Merkezi 

A Blok K : 14 No: 2200 Şişli / İSTANBUL

Tel :+90 (212) 222 81 43

Faks :+90 (212) 222 81 46

WhatsApp: 0543 733 49 60

E-mail: ablok@perpa.com

info@perpalife.com

Salgından korunma ile ilgili detaylı bilgiler

PERPA HABERLERİ   

PERPA FAALİYETLER   

PERPA DUYURULAR

PERPA ANA SAYFA  

PERPA İLETİŞİM

Koronavirüsü Birlikte Yeneceğiz

Koronavirüsü Birlikte Yeneceğiz

Muammer Keskin Birlikte Yeneceğiz

Koronavirüsü Birlikte Yeneceğiz

Koronavirüsü Birlikte Yeneceğiz

Sevgili komşularım,

Şişli Belediyesi olarak bizler 7/24 yanınızdayız ve hizmetlerimizin aksamaması için büyük bir özveriyle çalışmaya devam ediyoruz. Sizlerden tek ricam hijyen kurallarına ve alınan tedbirlere hassasiyetle uymanız.

Unutmayın, en iyi tedavi yöntemi tedbirdir.

İnanıyorum ki kısa sürede bu zorlu dönemi birlikte aşacağız ve sağlıklı günlerde yeniden kucaklaşacağız.

#BirlikteYeneceğiz

ŞİŞLİ BELEDİYESİ

PERPA HABERLERİ 

PERPA ANA SAYFA  

PERPA İLETİŞİM

Corona Virüs Covid-19 Nedir Korunma Yolları

Corona Virüs Covid-19 Nedir Korunma Yolları

Corona Virüs Korunma Yolları

Corona Virüs Nedir

Corona Virüs Nedir

Yeni Koronavirüs solunum yolu enfeksiyonu yapan bir virüstür

Yeni Koronavirüs Nasıl Bulaşır

Hasta kişilerin öksürme veya hapşırmayla ortaya saçtığı damlacıkların ortamdaki diğer bireylerin ağız, burun ve gözlerine temasıyla, damlacıkların yapıştığı yüzeylere dokunduktan sonra ellerin ağız, burun veya göze götürülmesiyle bulaşabilmektedir.

Yeni Koronavirüs Belirtileri Nelerdir?

En çok karşılaşılan belirtiler ateş, öksürük ve solunum sıkıntısıdır. Şiddetli vakalarda zatürre, ağır solunum yetmezliği, böbrek yetmezliği ve ölüm gelişebilir.

Yeni Korona virüsün kuluçka süresi 2 ila 14 gündür.

Corona Virüs Korunmak İçin Neler Yapılmalıdır?

Akut solunum yolu enfeksiyonlarının bulaşma riskini azaltmaya yönelik öneriler, Yeni Korona virüs enfeksiyonu için de geçerlidir.

Öksürme veya hapşırma sırasında ağız ve burun tek kullanımlık mendille kapatılmalı, mendil yoksa dirseğin iç kısmı kullanılmalıdır.

Tokalaşma ve sarılmadan kaçınılmalıdır.

Olabildiğince kalabalık ortamlardan uzak durulmalıdır.

Kirli ellerle ağız, burun ve gözlere dokunulmamalıdır.

El hijyenine önem verilmelidir. Eller en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkanmalı, sabun ve suyun

olmadığı durumlarda alkol içerikli el antiseptiği kullanılmalıdır.

Sınıflar ve iş yerleri başta olmak üzere kapalı alanlar sık sık havalandırılmalıdır.

Bağışıklık sistemini güçlendirmek için dengeli ve sağlıklı beslenilmelidir.

Gıdalar tüketilmeden önce iyice yıkanmalıdır.

BELİRTİLERİ VARSA NELER YAPILMALIDIR?

Son 14 gün içerisinde enfeksiyon görülen ülkelerin birinden geldiyseniz cerrahi maske takarak en yakın sağlık kuruluşuna başvurun.

Eğer öksürüyorsanız, ateşiniz varsa ve nefes almakta zorlanıyorsanız, cerrahi maske takarak en yakın sağlık kuruluşuna başvurun.

Evde izolasyon önerilen bir kişiyle aynı odada bulunduğunuz anlarda maskenizi mutlaka takın.

SIKÇA SORULAN SORULAR

TANISI NASIL KONULUR?

Yeni Koronavirüs’ü tespit edebilmek için gerekli olan moleküler testler ülkemizde mevcuttur. Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü laboratuvarlarında çalışılmaktadır.

ÖNLEMEK VEYA TEDAVİ ETMEK İÇİN BİR İLAÇ VAR MIDIR?

Halen hastalığa özel bilinen bir tedavi yoktur. Hastanın genel durumuna göre gerekli destekleyici tedavi

uygulanmaktadır.

ANTİBİYOTİKLERLE TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ?

Antibiyotikler virüslerin neden olduğu enfeksiyonları önlemek veya tedavi etmek amacıyla kullanılmaz.

AŞISI VAR MIDIR?

Yeni Koronavirüs için geliştirilmiş bir aşı henüz bulunmamaktadır. Fakat aşı geliştirme çalışmaları ve tedaviye yönelik çalışmalar devam etmektedir.

KİMLER DAHA FAZLA ETKİLENİR?

Elde edilen veriler doğrultusunda, ileri yaştakiler ve kronik hastalığı olanlarda enfeksiyonun ağır seyretme riski yüksektir.

EVDE BAKILAN HAYVANLAR YENİ KORONAVİRÜS BULAŞTIRABİLİR Mİ?

Evde bakılan kedi/köpek gibi evcil hayvanların Yeni Koronavirüs ile enfekte olması beklenmemektedir.

Evcil hayvanlarla temas sonrası her zaman eller su ve sabunla yıkanmalıdır. Böylece hayvanlardan bulaşabilecek hastalıklara karşı korunma sağlanacaktır.

DGR Temizlik Perpa Acil Eylem Planı

Sağlık Bakanlığı Corona Virüs PDF

Toplumsal Afet Platformu Corona Virüs Korunma Yolları PDF

Corona Virüs Korunma Yolları

Corona Virüs Korunma Yolları

 

DMP İş Güvenliği

Perpa Ticaret Merkezi B Blok Kat: 8 No: 961 Şişli-İstanbul

Tel: 0212 320 44 25  Faks: 0212 320 44 26

info@dmbisguvenligi.com.tr

MEDİKAL SAĞLIK FİRMALARI

DUYURULAR

PERPA HABERLERİ       

PERPA DUYURULAR

PERPA ANA SAYFA  

PERPA İLETİŞİM

Mucize Çorba Tırşık

Tırşık Çorbası Mucize Çorba Andırın Doktoru

Tırşık Çorbası Mucize Çorba Andırın Doktoru

Bu çorbayı yılda 7 kez yapın mucizelere tanık olun!

Birçok hastalığa karşı şifa olarak gösterilen Tirşik Otu, Akdeniz Bölgesi’ne özgü bir bitkidir.

Mucize Çorba Tırşık

Mucize Çorba Tırşık

Tırşık Çorbası Mucize Çorba Andırın Doktoru

Adana, Kahramanmaraş, Osmaniye, özellikle de Andırın bölgesinde çorbası yapılan tırşık, sağlığa yararlarından dolayı halk arasında “Andırın Doktoru” olarak bilinir.

Andırın bölgesinde yılan pancarı, zehirli pancar ve yılan yastığı olarak adlandırılan bu bitki geçtiğimiz yıllarda üniversite tarafından yapılan araştırma ile uluslararası bilimsel bir dergi olan Asian Journal Of Chemistry’de yayınlandı. Andırın bölgesinde uzun yıllardır halk tarafından yoğun şekilde tüketilen tirşik çorbası, yüksek miktarda antioksidan içerir. Tirşik bitkisi isimleri bölgelere göre değişiklik gösterse de genellikle, yaban pancarı, ayıkulağı, yılan otu, kabargan, yılanyastığı, Nivik olarak bilinir.

Halk arasında mucize etkileri olduğu bilinerek şifa niyetine içilen bu çorbanın yılda 7 kez tüketilmesinin unutulmaması gerektiğinin de altı çiziliyor.

Mucize Çorba Tırşık Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Sinan Dayısoylu tarafından yapılan ve 2 yıl süren araştırmaya göre, zehirli bitki şifaya dönüşüyor. Bitkinin normal şekilde tüketilmediğini belirten Dayısoylu şunları söyledi:

“Tirşik çorbası yapılırken bir gün öncesinden fermantasyona uğratılması gerekiyor. Yani bir gün bekletiliyor. Oldukça küçük parçalara ayrılıyor sonra pişiriliyor. Bu şekilde bitkinin zehirli etkeni gideriliyor. Bu çorba bölgede “Andırın doktoru” olarak ta nam salmıştır. Bazı iltihabi ve böbrek hastalıklarına iyi geldiği yönünde bilgiler mevcuttur.”  Dayısoylu, “antioksidan özelliğe sahip bitkilerin tümör oluşumunu engellediği yönünde bilgilerin bulunduğunu bunun yanında vücuttaki metabolizmayı hızlandırdığı için Tirşik çorbasını herkese önerdiklerini” kaydetti.

PERPA HABERLERİ   

PERPA İLETİŞİM   

PERPA TİCARET MERKEZİ

İlk Yardım Hayat Kurtarır

İlk yardım hayat kurtarır

İlk yardım hayat kurtarır

Bilinçli ilk yardım hayat kurtarır ! İşte en sık yapılan hatalar!

İlk Yardım Hayat Kurtarır

İlk Yardım Hayat Kurtarır

İlk yardım becerileri herkes için gereklidir. Ancak yaralı bir kişiye nasıl yardımcı olacağınıza dair yeterli bilgiye sahip değilseniz, işi daha da kötü hale getirebilirsiniz. Sizin için insanların ilk yardım esnasında yaptıkları en yaygın hataların bir listesini hazırladık.

İlk yardımda doğru bilinen yanlışlar;

  1. Her şeyden önce ;Tehlike içinde olmadığından emin olun. nabzını, nefesini ve gözlerini kontrol edin . Hayat belirtileri yoksa derhal kalp masajı uygulayın.
  2. Şiddetli kanama olması durumunda , En büyük hata: hemen turnike uygulamak. Yapmanız gereken ilk şey kanamanın durdurulmasıdır. Bu yüzden yaraya en yakın damarı kelepçelemeniz gerekiyor. Steril bir mendil ya da kumaş parçası kullanın. Turnike ancak acil durumlarda uygulanmalı ve bu konuda eğitim almış kişiler tarafından yapılmalıdır. Önemli: Turnikeyi, her saat 10-15 dakika boyunca gevşetin atardamara basmayı unutmayın. Ardından, turnikeyi tekrar sıkın ancak 30 dakikadan fazla olmamasına dikkat edin.
  3. Bir burun kanaması durumunda; Başlıca hata: Başı geriye doğru yatırmak. Burun içine peçete ya da pamukla tampon yapmak ve enseye su tutmak da doğru bilinen önemli yanlışlardandır. Kişinin önce oturmasını sağlayın kan akışına izin vermek için kafasını hafifçe öne koyun. 10 dakika kadar bekleyin. Başın kalp seviyesinden yükseğinde bir pozisyonda istirahat edilmelidir. Kanama hala devam ediyorsa mutlaka bir doktora danışın.
  4. Hipotermi durumunda; Ana hata: vücuda yağ ve vazelin sürmek. Her şeyden önce kişi sıcak bir yere alınmalı ve vücudu örtülmelidir. Islak kıyafetleri kurularıyla hemen değiştirilmeli ve sıcak battaniyeye sarılmalıdır. Sıcak bir içecek ve sıcak bir yemek de kişiye iyi gelecektir. Önemli bir not: Kişiye asla alkol vermeyin. Alkol kan damarlarını genişletir ve bu ısı kaybına neden olur.
  5. Kalp durması durumunda; Temel hata: farklı yaştaki insanlar için aynı işlemleri gerçekleştirmek. Erişkinler için dolaylı bir kalp masajı iki elle gerçekleştirilir: Avuç içi tabanı göğüste bastırılır ve elin başparmağı kişinin çene veya bacaklarına bakmalıdır. Bir bebek için dolaylı bir kalp masajı yapmak için iki parmağınızla bastırmanız gerekir. Önemli: Dolaylı bir kalp masajı, kişi düz ve sağlam bir yüzeye yerleştirildiğinde gerçekleşebilir.
  6. Yanık durumunda; Temel hata: yanık kabarcıklarının delinmesi. Yanığa sebep olan etkenden kişi uzaklaştırılmalıdır. Kimyasal yanıklarda mutlaka bölge temiz suyla uzun süre yıkanmalıdır. (çamaşır suyundan ellerin zarar görmesi gibi) Eğer kişinin vücut bölgesinde bir yanma olduysa üzerindeki kıyafetleri hemen çıkartılmalıdır. Yanık olan bölge mutlaka 10–15 dakika suya tutulmalı ve soğutulmalıdır. Yanığın olduğu bölgeye bandaj uygulayın üstüne buz koyun. Her şey bittiğinde bir doktor çağırın. Önemli: Bir yanık şiddetliyse, kişiye biraz tuz veya mineralli su verin.
  7. Çıkık durumunda; Yaygın hata, Çıkık ya da kırık durumunda hasarlı bölgeyi eğip bükmek. Bir çıkık türünü yalnızca röntgen sayesinde öğrenebiliriz. Bu yüzden yapabileceğimiz tek şey, kişinin vücudun yaralı bölümünü hareket ettirmesine izin vermemek. Eğmeyin ya da bükmeyin. Görseldeki gibi yaralı kısım hariç tutularak bir bandaj yapılmalıdır. Önemli: Bandajları sıkı uygulamayın. Dolaşım normal kalmalıdır.
  8. Zehirlenme durumunda; En büyük hata: su eksikliği. Zehirlenme durumunda 10-20 bardak su içilmelidir. Hastanın şuuru yerinde ise hasta kusturulur, bu amaçla ağız içine parmak sokulur, hastanın ısırmasını önlemek amacıyla parmağın yanında bir gazlı bez dişler arasına sıkıştırılır. Ağızdan alınan maddeler bir süre sonra sindirilir ve bağırsaklardan emilirler. 2 saat geçmeden kusturulan hasta zararlı maddeyi dışarı çıkaracağından hayati tehlikeyi atlatabilir. Kusturma için tuzlu su da içirilebilir. Tahriş özelliklerinden dolayı asit, baz gibi yakıcı kimyasal madde içenler ve petrol ürünü içenler kusturulmaz. Her iki durumda da doktora görünmek gerekir.
  9. Yılan ısırığı durumunda; En büyük hata: yılanın ısırdığı yeri emmektir. Eğer bir bacak yaralıysa diğer bacağa sabitlenecek şekilde bağlayın. Eğer bir kol yaralıysa vücuda sabitleyin. Kişi bilinçsiz ise, kalp masajı uygulayın. Önemli: Turnike yapmak, zehirin yayılmasını engellemeyeceği için bu durumda yararsızdır. Ayrıca nekroza (doku ölümü) neden olabilir
  10. Alt karın ağrısı durumunda; En büyük hata: ağrı kesici almaktır. Sıklıkla alt karın ağrısını azaltmak için ağrı kesici almanız önerilir. Ancak doktorlar buna karşı tavsiylerde bulunur. çünkü acı duygusunu ortadan kaldırırsak, akut apandisit, bağırsak tıkanıklığı veya delikli ülser gibi ölümcül tehlikeli hastalık belirtilerini kaçırabiliriz. Karnınızda akut (keskin, batıcı, hızlı ve elektrik ağrı gibi) ağrı hissederseniz mutlaka doktora görünün. Acil bir durumda her zaman bir doktor çağırmanız gerektiğini unutmayın. Acil müdahale için de ilk yardım dersi almak hayat kurtarabilir.

PERPA HABERLERİ    PERPA İLETİŞİM   PERPA TİCARET MERKEZİ

Gripten Korunmak İçin

Gripten Korunmak İçin

Gripten korunmak için bu 3 yiyeceği sofranızdan eksik etmeyin

Gripten Korunmak İçin

Gripten korunmak için bu 3 yiyeceği sofranızdan eksik etmeyin

Kış hastalıklarından korunmak için antibiyotik kullanmak yerine sağlıklı beslenmek ve kişisel hijyene dikkat etmek gerektiğini söyleyen Fitoterapi Uzmanı Dr. Ümit Aktaş, “Gripten korunmak için ev turşusunu, yoğurdunu, sirkesini ve şalgam suyunu sofranızda bol bol bulundurun” dedi.

Gripten Korunmak İçin

Hastalıkların yüzde 95’ine virüslerin neden olduğunu belirten Dr. Ümit Aktaş, “Bunların tedavisinde antibiyotik kullanmak gereksiz, yersiz ve faydasızdır. Antibiyotikler sadece bakterileri öldürür, virüsleri öldüremez. Dolayısıyla viral hastalıklara karşı antibiyotik kullanmak yerine sağlıklı beslenmek ve gripten korunmak son derece önemlidir. Gripten aşıyla korunmayacaksınız” diye konuştu.

Gripten Korunmak İçin

“ELLERİ YIKAMAK GRİPTEN YÜZDE 70 KORUR”

 

Grip aşısının tedavide etkili bir yöntem olmadığına dikkat çeken Dr. Ümit Aktaş, gün içinde alınması gereken önlemleri şöyle sıraladı:

“Grip aşısının gribe karşı koruyuculuğu yok. Üstelik ciddi yan etkileri var. Her sene Avrupa’da ölümlere yol açtığı bile gösterildi. Gripten korunmanın en etkili yolu kişisel hijyeni sağlamak yani ellerinizi yıkamak. Ellerinizi sadece her gün düzenli ve sık sık zeytinyağlı sabunla yıkamak bile gripten yüzde 70 oranında koruyabiliyor. Toplu iş mekanlarında çalışan, okul ortamında bulunan öğrenciler için en önemli korunma yöntemi el yıkamanın yanında ortamın havalandırılması. Bir de hastalıktan korunmak için grip olmanız gerekiyor. Grip olduğunuz zaman virüse karşı vücudunuz bağışıklık geliştirir ve bir daha o virüsle hastalanmazsınız.”

Gripten Korunmak İçin

 “MEVSİMİNE GÖRE BESLENİN”

 

Gripten Korunmak İçin

Mevsimine uygun beslenmenin vücuda faydaları olduğunu anlatan Dr. Aktaş, “Kışın kereviz yerseniz -10 derece soğuğa dayanıklı bir gıdayı tüketmiş olursunuz. Kereviz toprağın üzerinde 3 dal yeşillikle toprak altında gün yüzü görmeden -10 derece soğukta kocaman bir yumru büyütür. İçinde soğuğa karşı dayanıklı olmasını sağlayan maddeleri taşır. Eğer siz kereviz yerseniz içindeki bu maddeleri siz de içinize alırsınız. Siz de -10 derece soğuktan ve kış hastalıklarından korunursunuz” dedi.

 

Gripten Korunmak İçin

Gripten Korunmak İçin

“PROBİYOTİKLER GRİBİ ÖLDÜRÜR BAĞIŞIKLIĞI KUVVETLENDİRİR”

Gripten korunmak için fermente yani mayalanmış gıdalarla beslenmek gerektiğinin altını çizen Dr. Aktaş şöyle devam etti:

“Elimizdeki en önemli malzemeler fermente yani mayalanmış gıdalar. Bu gıdalar probiyotik içerir. Probiyotikler de grip virüsünü öldürür ve insan bağışıklık sistemini korur. Hastalıklardan korunmak için fermente gıdalar tüketin. Gripten korunmak için ev turşusunu, yoğurdunu, sirkesini ve şalgam suyunu sofranızda bol bol bulundurun. Japonlar 2015’te yayınlanan çalışmada şalgam suyunun gripten koruyucu olduğunu gösterdiler. Yoğurdunuzu da hazır tüketmeyin. Ev yoğurduyla kendimizi korumamız gerekir.”

Gripten Korunmak İçin

Aktaş ayrıca, bir çay kaşığı tıbbi adaçayı, bir tutam çiçek ıhlamur ve 2 parça zencefili kaynamış sıcak suda 5 dakika demleyerek tüketilebileceğini söyledi.

Kaynak: http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/saglik/898297/Gripten_korunmak_icin_bu_3_yiyecegi_sofranizdan_eksik_etmeyin.html

PERPA HABERLERİ    PERPA İLETİŞİM   PERPA TİCARET MERKEZİ

Nişasta bazlı şekerin zararları

Nişasta bazlı şekerin zararları Prof. Dr. Bingür Sönmez

Nişasta bazlı şekerin zararları

nişasta bazlı şeker

Nişasta bazlı şekerin zararları

Prof. Dr. Bingür Sönmez nişasta bazlı şekerin zararlarını anlattı: Yabancı firmaların tatlı zehrinin yurttaşa satışı kolaylaştırılıyor!

Nişasta bazlı şekerin zararları

Prof. Dr. Bingür Sönmez nişasta bazlı şekerin zararlarını anlattı: Yabancı firmaların tatlı zehrinin yurttaşa satışı kolaylaştırılıyor! Çocuklardaki büyüme geriliğinin sebebi tamamen mısır şurubu şerbeti. Kız çocuklarda görülen folikistiğin sebebi de mısır şurubu şerbeti. Yaşlılarda Alzheimer yapıyor. Ama genç yaşlı herkeste obezitenin kesin nedeni, çünkü doymayan insanlar yaratıyor

Nişasta bazlı şekerin zararları

Çocuklardaki büyüme geriliğinin sebebi tamamen mısır şurubu şerbeti. Kız çocuklarda görülen folikistiğin sebebi de mısır şurubu şerbeti. Yaşlılarda Alzheimer yapıyor. Ama genç yaşlı herkeste obezitenin kesin nedeni, çünkü doymayan insanlar yaratıyor. Nişasta bazlı şekerin zararları saymakla bitmiyor.

Türkiye’deki şeker fabrikalarının özelleştirilmesi ve beraberinde mısır şurubuna dayalı tatlandırıcıların piyasaya hakim olması, kanser başta olmak üzere, sağlığımız üzerinde pek çok ölümcül sonucu da beraberinde getiriyor.

Bu haftaki Pazartesi Söyelşisi’nin konuğu olan ühlü kalp cerrahı Prof. Dr. Bingür Sönmez ile Nişasta bazlı Şekerin Zararları konusunda konuştuk.

“Şimdi biz toz şekere, yani pancar şekerden elde edilen şekere razıyız çünkü kanseri gördük sıtmaya razı olduk.

Bu nedenle artık annelere diyoruz ki sakın çocuklarınıza sokaktan endüstriyel tatlı almayın, evde kendiniz yapın” ifadelerini kullanıyor.

Türkiye’deki şeker fabrikalarının özelleştirilmesi ve beraberinde mısır şurubuna dayalı tatlandırıcıların piyasaya hakim olması, kanser başta olmak üzere, sağlığımız üzerinde pek çok ölümcül sonucu da beraberinde getiriyor. Bu haftaki Pazartesi Söyelşisi’nin konuğu olan ühlü kalp cerrahı Prof. Dr. Bingür Sönmez, “Şimdi biz toz şekere, yani pancar şekerden elde edilen şekere razıyız çünkü kanseri gördük sıtmaya razı olduk. Bu nedenle artık annelere diyoruz ki sakın çocuklarınıza sokaktan endüstriyel tatlı almayın, evde kendiniz yapın” ifadelerini kullanıyor.

Nişasta bazlı şekerin zararları

Prof. Sönmez, mısır şurubunun yol açtığı tehlikelere şöyle işaret ediyor: “Son yıllarda kolit o kadar çok arttı ki, bu tamamen mısır şurubuna bağlı. Sonra karaciğerde normal glikoz, glikora çevrilirken mısır şerbeti hiçbir şeye çevrilmiyor, direk yağa çevriliyor. Ve şu anda kime karaciğer ultrasonu yapsanız yağlanma var.

Mısır şurubu şerbetinin pankreas kanseri de yaptığı şeklinde çok ciddi yayınlar var. Siroz ve pankreas kanserinin birinci neden nişasta bazlı şeker.

Dahası, mısır şurubu Tip 2 diyabet de yapıyor çünkü insülin mekanizmasını tamamen bozuyor. Çocuklardaki büyüme geriliğinin, o kısa boyunlu, kısacık bacaklı olan çocukların sebebi tamamen mısır şurubu şerbeti.

Kız çocuklarda görülen kolikistiğin sebebi de mısır şurubu şerbeti. Yaşlılarda Alzheimer yapıyor. Ama genç yaşlı herkeste obezitenin kesin nedeni, çünkü doymayan insanlar yaratıyor.”

Nişasta bazlı şeker

Nişasta bazlı şekerin zararları

Nişasta bazlı şekerin zararları

Bugünlerde halk sağlığını tehdit eden en önemli konuların başında mısır şurubu geliyor. Bizi bu noktaya getiren süreci kısaca anlatır mısınız?

 

nişasta bazlı şeker

Nişasta bazlı şekerin zararları

Tatlıyla tanışmamız 5 bin yıl öncesine dayanıyor. Bu tatlı bal, yiyeceklerde ve enerji kaynağı olarak kullanılıyor; doğal ve sağlıklı. Ardından, milattan sonra 300- 400 yıllarında şeker kamışı şekeri ortaya çıkıyor.

O da sağlıklı bir şeker. Güney Asya’da başlayıp Amerika’ya kadar geliyor ve en çok Küba’da yetiştiriliyor. Ama şeker kamışı şekeri çok pahalı. Öyle ki “toprağın altını” ifadesi kullanılıyor. Sonra da, bundan 200 yıl kadar önce, şeker pancarı devreye giriyor.

Ancak daha sonra, ucuz şeker elde edebilmek için, Amerika’da 1970’lerde mısır şurubundan şeker elde edilmeye başlandı. Ve tüm dünyaya nişasta bazlı şekeri yaydı, ucuz, raf ömrü uzun ve normal şeker değil tatlandırıcı olan bu büyük felaketi.

Mısır şurubu neden felaket, hangi açılardan felaket?

Mısır şurubu şerbeti ayrıcalığı Kemal Derviş zamanında Amerika’nın baskısı sonucunda başladı. O dönem, pancar şekeri üretimine kota koydurdular ve Türkiye’nin şeker üretimini en az yüzde 7’si nişasta bazlı şeker, yani mısır şurubu olması sağlandı.

Ertesi yıl, mısır şurubunun kotası, tekrar artırılarak yüzde 15’e çıkarıldı. Son zamanlarda yüzde 30’a yükseltildi. Bu, işin görünen kısmı. Görünmeyen kısmı, 2017’de pancar ekimini serbest bıraktılar. Daha önce köylü ne kadar pancar ekmesi gerektiğini o yörenin pancar fabrikasıyla anlaşılıyordu.

Ve fabrika ekilen pancarın tamamını alıyordu. Şimdi köylüye istediğiniz kadar pancar ekebilirsiniz diyerek, pancar ekimini serbest bırakıp fabrikaları kapatıyorlar. Türkiye’de 5 tane mısır şurubu üreten firma var, 120 bin tondan 500 bin tona kadar yıllık üretimleri var ve bunların müşteriye ihtiyacı var.

Yurtdışına gönderiyorlar ama iç piyasa çok önemli. Eğer normal şeker yapılırsa, bunların yaptıkları mısır şurubu ellerinde kalacak.

Şeker pancarı nasıl bir ürün?

Toprağın harikası. Toprağı azottan beslemesinden tutun da, fabrikaya girdiğinde alkol, küspe gibi birçok yan ürün elde ediliyor. Örneğin ziyaret ettiğim Konya Şeker Fabrikasında (Torku) şeker pancarından elde edilen ısıyla bir havuz yapmışlar, sıcak suda çok çabuk büyüyen bir balık üretiyorlar.

Bir domates serası yapmışlar, bütün ısıtmasını pancar şekeri sırasında çıkan ısıdan elde ediyorlar. Sonuç olarak gele geçek küspeden çok kaliteli hayvancılık yapıyorlar.

Siz yıllarca üç beyaz çok zararlı dediniz: un, tuz, şeker. Peki nişasta bazlı şeker bunun neresinde?

Şimdi biz toz şekere, yani pancar şekerden elde edilen şekere razıyız çünkü kanseri gördük sıtmaya razı olduk. Bu nedenle artık annelere diyoruz ki sakın çocuklarınıza sokaktan endüstriyel tatlı almayın, evde kendiniz yapın.

Neden bu kadar zararlı nişasta bazlı şeker?

Mısır şurubu şerbeti, früktozdan elde edilen şekerdir. Normal şeker yüzde 50 früktoz, yüzde 50 glikozdur ve tabii ki zararlıdır ama mısır şurubu şerbeti yüzde 80 früktoz yüzde 20 glikozdur. Emilmesinden başlayıp tüketimine kadar vücuda yaptığı tahribatın hesabı yok.

Emilmesinden başlayalım.

Emilirken ince bağırsakta o kadar enerji sarf ediliyor ki, bağırsakta kolit oluşuyor. Son yıllarda kolit o kadar çok arttı ki, tamamen mısır şurubuna bağlı. Sonra karaciğere geliyor, karaciğerde normal glikoz, glikola çevrilirken mısır şerbeti hiçbir şeye çevrilmiyor, direk trigilesid olarak yağ oluşturuyor.

Ve şu anda kime karaciğer ultrasonu yapsanız 1. Veya 2. derece karaciğer yağlanması var. Bu nedenle artık literatürde çok belirgin bir isim var: “Alkole bağlı olmayan siroz” terimi var. Mısır şurubu şerbetinin pankreas kanseri de yaptığı şeklinde çok ciddi yayınlar var. Siroz ve pankreas kanserinin birinci neden nişasta bazlı şeker.

Dahası, mısır şurubu Tip 2 diyabet de yapıyor çünkü insülin mekanizmasını tamamen bozuyor. Bu hastalığın son yıllarda bu kadar artmasının nedeni tamamen nişasta bazlı şeker.

Çocuklarda ne gibi görünür durumlara yol açıyor?

Büyüme hormonunu geriletiyor. Çocuklardaki büyüme geriliğinin, o kısa boyunlu, kısacık bacaklı olan çocukların sebebi tamamen mısır şurubu şerbeti. Kız çocuklarda görülen Polikistik Over’in sebebi tamamen mısır şurubu şerbeti. Yaşlılarda Alzheimer yapıyor.

Ama genç yaşlı herkeste obezitenin kesin nedeni, çünkü doymayan insanlar yaratıyor. Mısır şurubu şerbeti ile yapılmış bir tatlı yediğiniz zaman doymazsınız. Benim annem küçükken bize bayramlarda baklava yapardı, iki dilim yer doyardık. Şimdi dışardan bir kutu baklava alın, hepsini yersiniz yine de doymazsınız. Çünkü doyma hormonumuz olan leptini, mısır şurubu ile inaktif hale getiriyor.

Öyleyse biz mısır şurubu şerbeti ile yapılmış ürünlerden uzak duracağız, ama kota her geçen gün artarken ve bu madde piyasanın hakimi olurken bunu nasıl başaracağız?

Ne yazık ki rekabet kanununun haksız olan kuralları var: Örneğin, bir baklava üreticisi, vitrinine “ürünlerimizde mısır şurubu şerbeti kullanılmamaktadır” yazarsa, bir firma, televizyonda “Biz lokum yapıyoruz ama mısır şurubu şerbeti kullanmıyoruz” derse ceza alıyor.

Peki biz yurttaşlara ne görevler düşüyor?

Öncelikle fabrikaların kapatılmaması için mücadele edeceğiz. Köylü, Torku gibi şeker fabrikalarını satın alacak. Belediyeler seferber olacak, fabrikaların hiçbirini kapattırmayacaklar çünkü bu fabrikaların hiçbiri zarar edecek durumda değil.

Fabrikaları yerel halk, kooperatifler, vakıflar, köylü satın alıp layıkıyla işletirse Türkiye ekonomisi zıplar ve biz yurt dışına şeker ihraç edecek duruma geliriz. Ama böyle devam ederse şimdiden yurtdışından şeker ithal eder durumdayız çünkü aklı selim insanlar mısır şurubu kullanmak istemiyor.

Dahası, toplum baskısı yaratmak zorundayız. Baklava alacağımız zaman satıcıya ne şekeri kullandığını sormalıyız.

Marketlerde karşımıza çıkan sınırsız seçenek ile başa çıkacağız?

Maalesef marketlerde, ürünlerin üzerinde “mısır şurubu şerbeti kullanılmaktadır” ya da “kullanılmamaktadır” yazmıyor. Bir ürünün içinde mısır şurubu şerbeti varsa g37, g40, g85, g50, m38 yazıyor ve kanunen sorumluluğunu yerine getirmiş oluyor.

Peki bu içerik size bir şey ifade ediyor mu, tabii ki hayır. Şu an mısır şurubu şerbeti bazlı ürünler piyasanın yüzde seksenine ulaştı ve kotanın önü açık. Şeker fabrikaları kapatılırsa artık hiç kota da olmayacak. Endüstrinin mısır şurubu şerbetini tercih etmesi maliyetinden ve raf ömrü uzunluğundan dolayı çok normal, ama bizim sağlığımız ne olacak? Evde bir baklava yapın ve koyun dolaba, üç gün sonra kristalize olur ve doğrusu budur.

Ama dışarıdan alın bir baklava masanın üstüne koyun, 10 gün sonra aynıdır, ne kristalize olur ne de bozulur. Böyle bir şey sağlıklı olabilir mi?

Sabah kahvaltıda yediğimiz reçel, çikolatalı tatla, gofret, bisküvi, endüstriyel tatlılar tamam yakını mısır şurubundan yapılıyor. İnanmayacaksınız ama bal ve pekmezin büyük bir bölümü mısır şurubundan yapılıyor ve özel aroma ilave ediliyor.

Peki Batı’da durum nedir? Başta, mısır şurubu şerbetini tüm dünyaya yayan Amerika olmak üzere?

Amerika’da mısır şurubu şerbetinin kotası yüzde 2, son dönemde yüzde 1’e indirmek için çalışıyorlar. Fransa’da ve Almanya’da yüzde 3 ile 5 arasında ve onlar da bunu düşürmeye çalışıyorlar.

Batı’nın bundan geri adım atmasının nedeni kanser başta olmak üzere hastalıkların ortaya çıkışı. Bizim ülkemizde de mısır şurubu şerbeti üretilebilir, kime satarlarsa satsınlar ama bizde de kotası yüzde 1’e düşmeli.

GDO’lu ürünler bir dönem çok tartışılıyordu. Bu tartışmada sizin açınızdan son durum nedir?

Ben GDO konusunda mısır şurubu şerbetinde olduğum kadar olumsuz değilim. GDO çok farklı. İlle de genetiği oynanmış değil de, genetiği ıslah edilmiş ürünler var. Bir Sümer ören yerinde buğday bulabilirsiniz ama üzerinde 8-10 buğday tanesi görürsünüz.

Ama bugün bir buğday tanesini üzerinde 60 taneden az buğday varsa dünya aç kalır. Çünkü tarım alanları azaldı, çiftçi azaldı ve nüfus çok arttı. O nedenle genetiği ıslah edilmiş ürünlere ihtiyacımız var.

Bir mısırın oynanmış genetiği sağlık sorunlarına neden olacağına dair hiçbir bilimsel makale yok. Dünya açlığa ve kıtlığa gidiyor o nedenle bu şekilde ıslah edilmiş tohumlar kullanmak zorundayız.

Siz diyorsunuz ki, hiçbir şey mısır şurubu şerbeti ile karşılaştırılamaz.

Hiçbir felaket, mısır şurubu şerbetinin ülkeye yaratacağı siyasi, ekonomik, siyasal ve insan sağlığı açısından yaptığı felaketi yaratacak kadar kötü olamaz. Türkiye’de 2000 yılından beri, yanı mısır şurubu şerbeti kullanılmaya başlandığından beri, az önce saydığım hastalıklarda patlama yaşanıyor. Böyle giderse hastalıkların önüne geçmemiz mümkün değil.

Son yıllarda değişen trendler, alışkanlıklar göz önünde bulundurulduğunda, kalp sağlığını tehdit eden yeni tehditler nelerdir?

En büyük tehdit sigara. Bugün sigara deneme yaşı ilkokul çocuklarına inmiş durumda. Oysa benim gençliğimde başlama yaşı askerlikti. İkinci en büyük tehlike obezite. Okullara gidin, çocukların hepsinde büyüme ve gelişim bozuklukları görürsünüz. Spor yapma alışkanlıkları çocuklara kazandırılmıyor. Yetişkinler için de aynı durum geçerli. Beslenme çok kötü. Bunun yanından anormal stresliyiz. Trafikte de stres var, televizyon programlarında da. Kalp hastalıkları yaşı çok aşağı indi. Bir de bizim en büyük felaketimiz, sessiz kalp hastalığı. Hasta olmadan kalp krizi geçirmeden teşhis etme olanaklarımız arttı, geliştirmemiz gerekiyor.

Marketlerde karşımıza çıkan sınırsız seçenek ile başa çıkacağız?

Hazır satın alınan; bisküvi, kolalı içecekler, şekerlemeler, çikolata, gofret, hamur işi tatlılar, hazır pasta ve keklerde, meyve suları, dondurma, reçel, jöle, marmelat, rhelva, sütlü tatlılarda mısır şurubu şerbeti kullanılıyor. Ve maalesef marketlerde, ürünlerin üzerinde “mısır şurubu şerbeti kullanılmaktadır” ya da “kullanılmamaktadır” yazmıyor.

Bir ürünün içinde mısır şurubu şerbeti varsa g37, g40, g85, g50, m38 yazıyor ve kanunen sorumluluğunu yerine getirmiş oluyor. Peki bu içerik size bir şey ifade ediyor mu, tabii ki hayır. Şu an mısır şurubu şerbeti bazlı ürünler piyasanın yüzde 30’una ulaştı ve kotanın önü açık.

Şeker fabrikaları kapatılırsa artık hiç kota da olmayacak. Endüstrinin mısır şurubu şerbetini tercih etmesi maliyetinden ve raf ömrü uzunluğundan dolayı çok normal, ama bizim sağlığımız ne olacak? Evde bir baklava yapın ve koyun dolaba, üç gün sonra kristalize olur ve doğrusu budur.

Ama dışarıdan alın bir baklava masanın üstüne koyun, 10 gün sonra aynıdır, ne kristalize olur ne de bozulur. Böyle bir şey sağlıklı olabilir mi?

birgün

Nişasta Bazlı Şeker

Kaynak: BirGün Gazetesi

PERPA HABERLERİ

 PERPA ANA SAYFA  

PERPA İLETİŞİM

 

Türkiye’de Afrika tipi salgınlar başlıyor

Türkiye’de Afrika tipi salgınlar başlıyor

 

Türkiye’de Afrika tipi salgınlar başlıyor

Türkiye’de Afrika tipi salgınlar başlıyor. Güneydoğu Anadolu bölgemiz, küresel ısınmanın 1 derece artmasıyla 500 metre daha yukarıda yaşama ortamı bulan ve sıtmaya neden olan bir sivrisineğin hastalık riskine girmiş bulunuyor. Bu sivrisinek Afrika’da bulunurken artık Güneydoğu Anadolu’da

Türkiye’de Afrika tipi salgınlar başlıyor

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şen, küresel ısınmaya bağlı olarak Türkiye’de çok ciddi gelişmelerin yaşandığını söyledi. Şen’e merak edilenleri sorduk.

»“Eylül ayı artık yaz mevsimine dahil oldu. Artık bahar ayları 1,5 aya inecek. Mevsimlerin geçiş dönemleri olan baharlar artık daralıyor. İlkbahar ve sonbahar ayları 3 değil 1,5 ve daha sonra da bir aya düşecek. Belki de daha sonra ortadan da kalkacak” diye bir açıklamanız olmuştu. Biraz açar mısınız?

Küresel ısınmanın meydana getirmiş olduğu iklim değişikliği Türkiye’de son 2o yıldır ciddi bir biçimde kendini hissettirmeye başladı. Meteorolojik sistemlerin Türkiye’ye giriş yollarında değişiklikler meydana geldi. Bundan dolayı iki mevsim arasında geçiş dönemleri olan bahar dönemleri süreleri azaldı, 3 aylık dönemler 1 aya döndü. İleride bahar ayları tamamen ortadan kalkacak. Çünkü Türkiye artık yarı kurak iklime doğru gidiyor.

Türkiye’de Afrika tipi salgınlar başlıyor

»Bu durum, uzun vadede ne gibi sonuçlar doğuracak?

İlki insan sağlığına etkileri, aşırı sıcaklar nedeniyle kalp damar hastalıklarında, beyin kanamalarında artışlar meydana gelecek. 2003’te Fransa’da meydana gelen aşırı sıcaklarda 35 bin kişinin ölmesi gibi… Bunun yanında yarı kurak iklime geçtiğimiz için ciddi bir su sıkıntısı olacak ve su sıkıntısından kaynaklı hastalıklar ortaya çıkacak. Ayrıca tarımsal kuraklık da ürün azlığına neden olacak. Yani diyelim buğday ekiyoruz, buğday gerekli yağışı ve gerekli günlük sıcaklık derecelerini toplayamazsa ürün azlığı meydana gelecek.

»Ne yapmamız lazım?

Türkiye’nin artık çok su gerektiren tarım ürünlerinden uzaklaşması lazım. Onun yerine az su gerektiren ürünlerini, nereye ekeceğimizi de bilmemiz lazım. Belki birtakım tarım ürünlerini dışardan alabiliriz ama artık Türkiye’de değişen iklime bağlı olarak yetişecek ürünlere ağırlık vermemiz lazım.

Türkiye’de Afrika tipi salgınlar başlıyor

»Küresel ısınmanın etkileri ile hangi ülkeler dünyada ciddi bir biçimde mücadele etmekte?

Küresel ısınmadan en fazla etkilenecek bölgeler, Akdeniz Çukuru’ndaki İsrail, Mısır, Türkiye gibi ülkeler, Güney Asya ülkeleri ve tabii Afrika’daki ülkeler.

»Dolaylı etkilenenler ticareti düşünüyor ama direkt etkilenenler ne gibi önlemler alıyor?

Örneğin biz önlem almıyoruz. Oysa her şeyden önce, kuraklığa karşı suyu çok iyi kullanmamız lazım. Su, Türkiye’nin en önemli meselesi olacak. Sonra, biz de, ticaret açısından da ekip biçeceğimiz ürünleri gözden geçirmeliyiz. Ayrıca, turizm açısından, sıcaklar artacağı için sıcaklarda buraya talep azalacak mı, ne şekilde değişecek bunu hesaplayarak belki iki partili bir turizm mevsimi düşünmek lazım.

Türkiye’de Afrika tipi salgınlar başlıyor

»Bizim gibi küresel ısınmadan direkt etkilenen İsrail, bu meseleyi ne kadar gündemine alıyor?

İsrail küresel ısınma ile ilgili önemli çalışmalar yapıyor. Bulut tohumlama işlemleri yapıyor, hidrolojik planlar geliştiriyor, akış yağış ilişkisindeki ara sorunları ortadan kaldırmaya çalışıyor. Açık kanallar yerine, buharlaşmayı önleyici kapalı kanallar yapıyor. Stoklama havzalarını mimara açmıyor, yağmur suyunu ayırıyor, yani şehirleşmeyi buna göre yapıyor. Türkiye de bunları yapabilir. Eskiden sarnıçlar vardı, sarnıçlarda bu sular kullanılırdı, şimdi geriye dönmemiz lazım. Yani musluktan kullanılan suya talep azaltılabilir. Türkiye’de susuzluk tehlikesi hiçbir zaman geçmediği gibi, gün geçtikçe artıyor. Şehir yapılanmalarında altyapıyı ona göre oluşturmak lazım. Şehirleşmeyi yatayda gerçekleştirmek lazım. Gökdelenleri yaparken de meteorolojik parametreleri göz önünde bulundurmak lazım. İstanbul’daki gökdelenler, şehrin havasını temizleyen hakim rüzgar yönüne karşı yapılmış durumda. Kuzeyden gelen rüzgârı önlüyorlar. Anadolu’da da benzer şekilde, öyle çarpık bir şehirleşme olmuş ki, havalandırma olmuyor.

»Küresel ısınmanın bireysel hastalıklarda yaratacağı tehlikeye dikkat çektiniz röportajımızın başında. Peki ya salgın hastalıklar?

Yakın zaman önce Karadeniz’de bir sivrisinek çıktı ve küresel ısınmaya bağlı olarak sıcaklığın yüksek olmasından dolayı orada üremeye başladı. Bu, çok tehlikeli bir tür. Öte yandan, Güneydoğu Anadolu bölgemiz de, küresel ısınmanın bir derece artmasıyla 500 metre daha yukarıda yaşama ortamı bulan ve sıtmaya neden olan bir sivrisineğin hastalık riskine girmiş bulunuyor. Bu sivrisinek geçmişte Afrika’da bulunurken artık Güneydoğu Anadolu’da. Öte yandan kenenin de çıkması sıcaklığın fazla olduğu dönemlerde gerçekleşiyor. Dolayısıyla bundan sonra eskisinden çok daha fazla kene vakası göreceğiz.

»Toplumsal farkındalık ne durumda?

Toplum aslında çok ilgileniyor ama ne yapması gerektiğini bilmiyor. Siş fırçalarken suyu kapatmak gibi bireysel çözümler işin küçük bir boyutu, toplumun asıl yapması gereken, yerel yönetimleri ve devlet erkini bu konuda uyarmak.

Kaynak: Birgün Gazetesi