Yazılar

Bitkiler Birbirleriyle Konuşuyor

Bitkiler birbirleriyle konuşuyor

Bitkiler birbirleriyle konuşuyor

Bitkiler birbirleriyle konuşuyor

Bitkiler birbirleriyle konuşuyor

Geçmişte yapılan bir araştırma, bitkilerin komşularına dokunduklarında büyüme stratejilerini değiştirdiklerini ortaya koymuştu.

İsveç’te yapılan bir araştırma, yan yana diktiğimiz bitkilerin birbiriyle iletişim kurduğunu ortaya koydu. Araştırmaya göre, bitkiler toprak altı sinyallerle anlaşıyor.

Bitkiler birbirleriyle konuşuyor

Bitkiler birbirleriyle konuşuyor

Bitkilerin birbirleriyle iletişim kurduğu tezi bilimsel bir araştırmayla kanıtlandı. Mısır tohumlarını inceleyen bilim insanları, bitkilerin birbirlerine toprak altından sinyaller gönderdiğini, diğerleriyle aralarındaki mesafeyi bu şekilde ayarladıklarını tespit etti.

Bitkiler birbirleriyle konuşuyor

Artı Gerçek‘de yer alan habere göre, İsveç’teki Uppsala Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre, kalabalık veya sıkışık bir ortamda bulunan bitkiler toprağa gönderdikleri sinyallerle, komşularının gölgede kalmaması için daha hızlı büyümelerini sağlıyor. Araştırma ekibinin başındaki Velemir Ninkovic bu durumu, “Bizler komşularımızla sorun yaşadığımızda taşınabiliriz. Bitkiler bunu yapamıyor. Bunu kabul etmişler ve rekabetçi durumlardan kaçınmak için sinyalleri kullanıyorlar” sözleriyle anlattı.

Bitkiler birbirleriyle konuşuyor

Geçmişte yapılan bir araştırma, bitkilerin komşularına dokunduklarında büyüme stratejilerini değiştirdiklerini ortaya koymuştu. Olgun bitkilerin kalabalık ortamlarda ‘çekingen’ davranıp büyümelerini dizginlediği, diğerlerinin ise daha savaşçı bir yaklaşım sergileyerek kök büyütmek yerine toprak üstünde genişlediği görülmüştü. Son araştırma, bu durumun sadece yaprakların dokunmayla yönlendirilmediğini, toprak altındaki kimyasalların da bitkiler arası iletişim sağladığını ortaya koydu.

 

Matematik Nobeli Ali Nesin

Matematik Nobeli Ali Nesin, Nesin Matematik Köyü

Matematik Nobeli Ali Nesin, Nesin Matematik Köyü

Matematik Nobeli Ali Nesin’e verildi. Uluslararası Matematikçiler Birliği’nin verdiği Leelavati Ödülü’nü Türkiye’den Prof. Dr. Ali Nesin alırken, Fields Madalyası’nın sahibi ise Caucher Birkar oldu.

Matematik Nobeli Ali Nesin

Matematik Nobeli Ali Nesin

Kanadalı matematikçi John Charles Fields’in adını taşıyan ve 1932 yılından beri verilen Fields Madalyası ödülünü İran’ın Merivan kentinde doğan, Cambridge Üniversitesi öğretim üyesi matematikçi Caucher Birkar alırken, Türkiye’den Prof. Dr. Ali Nesin de Leelavati Ödülü’nin sahibi oldu. 

Birliğin dağıttığı diğer ödüller ise şöyle: 

Gauss Ödülü: David Donoho 

Chern Madalyası: Masaki Kashiwara 

Leelavati Ödülü: Ali Nesin 

Fields Madalyası: Caucher Birkar, Alessio Figalli, Peter Scholze, Akshay Venkatesh 

Nevanlinna Ödülü: Constantinos Daskalakis 

Matematik Nobeli Ali Nesin ‘e verildi

Matematik Nobeli Ali Nesin

Matematik Nobeli Ali Nesin

ALİ NESİN KİMDİR? 

1956 yılında İstanbul’da doğan Ali Nesin, Paris VII Üniversitesi’nden mezun oldu. Nesin daha sonra matematikten “maitrise” derecesini aldı.

Sonrasında Yale Üniversitesi’nde matematiksel mantık ve cebir konularında doktora yapan Nesin, 1985-1986 yılları arasında Kaliforniya Üniversitesi Berkeley Kampüsü’nde öğretim üyesi olarak çalıştı. 

1987-1989 seneleri arasında Notre Dame Üniversitesi’nde yardımcı doçent, ardından 1995 senesine kadar Kaliforniya Üniversitesi Irvine Kampusü’nde doçent ve daha sonra profesör olarak görev yaptı. 

Babası Aziz Nesin’in 1995 senesinde ölümü üzerine yurda kesin dönüş yaptı ve Nesin Vakfı yöneticiliğini üstlendi.

Nesin Matematik Köyü

Nesin Matematik Köyü

Matematik Nobeli Ali Nesin

Nesin Matematik Köyü Kuruluş Amacı:

1995 yılında yurda dönen Ali Nesin, eğitim verdiği üniversite öğrencilerinin yetersizliğini görerek, onları önce akşamları evinde, sonra haftasonları Nesin Vakfı’nda ağırlamış, bu da yeterli olmayınca 10 yıl boyunca Türkiye’nin çeşitli yörelerinde her yaz 6-7 haftalık yazokulları düzenlemiştir.

Son üç yılında bütün Türkiye’ye açılan yazokulları büyük rağbet görmüş ve son derece verimli geçmiştir. Zamanla her yaz konaklanacak, yemek yenilecek, ders yapılacak, çalışılacak, çamaşır yıkanılacak mekânların bulunmasının zorlukları ve maliyeti anlaşılmış ve sadece matematiğe ayrılmış bir mekân yaratmanın cazibesi üstün gelmiştir.

Sonuçta Matematik Köyü projesi ortaya çıkmıştır. Nesin Vakfı’na ait olan Matematik Köyü tamamen halkımızın bağışlarıyla ve gençlerin gönüllü emeğiyle imece usulüyle kurulmuştur ve 2007’den beri gençlere hizmet vermektedir.

Nesin Matematik Köyü

Matematik Nobeli Ali Nesin

Matematik Köyü’nün Amacı:

Kuruluşunda sadece üniversite öğrencilerini hedefleyen Matematik Köyü, yoğun talebe dayanamayarak kuruluşundan bir yıl sonra kapılarını ilkokuldan lise ve üniversiteye kadar her seviyede öğrenciye açmıştır.

Amacı araştırmacıların ilgi alanına giren (dolayısıyla araştırmaya yönelik) matematiği öğrencilere tanıtmaktır. Eğitmenler ülkenin ve dünyanın dört bir yanından Köyümüze gönüllü gelen akademisyenlerdir.

Matematik Köyü kâr amacı gütmez. Yegâne amacı gençlere matematiği öğretmektir. Matematiği sevdirmek için özel bir çaba harcamayız çünkü matematiğin öğrenilince mutlaka sevileceği düşüncesindeyiz.

Müfredata, üniversite giriş sınavlarına ya da herhangi bir eğitim ya da sınav sistemine bağlı değildir, sadece profesyonel matematikçilerin anladığı anlamda matematiği gençlere öğretmeyi ve böylece gençleri matematiksel araştırmaya heveslendirmeyi amaçlar.

Nesin Matematik Köyü

Matematik Nobeli Ali Nesin

Matematik Köyü Fiziksel Koşulları

Nesin Matematik Köyü, İzmir’in Selçuk ilçesine bağlı olan Şirince köyünün 1 kilometre uzağındaki Kayser dağının yamaçlarındadır. Toplam arazi 37,5 dönüm dolayındadır ve doğanın içindedir. İnşaat esnasında kaydadeğer bir ağaç kesimi olmadığı gibi, kuruluşundan bu yana Köy’e ve yakın çevreye 4500’den fazla ağaç ve büyük bitki dikilmiştir.

Şu anda öğrenci konaklaması için toplam yatak kapasitesi 161 olan 15 koğuşumuz ve eğitmenlerimiz ve çalışanlarımızın konaklaması için toplam yatak kapasitesi 106 olan 54 evimiz bulunmaktadır.

Konaklama tesisleri dışında, 4 kapalı dersliğimiz ve 200 kişilik konferans salonuna sahip yaklaşık 7000 kitaplık bir matematik, sanat ve felsefe kütüphanemiz vardır.

Kadın ve erkek hamamları dışında ortak kullanıma açık banyo sayımız 16, tuvalet sayımız ise 28’dir. Koğuşlarımızın çoğunun içinde tuvalet ve banyo vardır. Kışlık kapasitesi 110, 80 ve 80 olan olan üç yemek salonumuz ve oldukça geniş bir mutfağımız vardır.

Bunların dışında 250, 80 ve 50 kişilik üç amfimiz, 3 açıkhava dersliğimiz, çalışma seti adını verdiğimiz bir açıkhava alanı, uyku mevkii adını verdiğimiz bir başka açıkhava alanı ve güneşten korunaklı bir açık hava yemek alanımız vardır.

Binalarımız taştan yapılmıştır. Yaz aylarında öğrenciler çadırlarda da kalabilirler. Köy’ün kuytu köşelerinde öğrencilerin yalnız kalarak çalışabilecekleri küçük ve sevimli alanlar olduğu gibi, daha kalabalık gruplar olarak buluşabilecekleri alanlar da mevcuttur.

Nesin Matematik Köyü

Matematik Nobeli Ali Nesin

Nesin Matematik Köyü Etkinlikleri

Programlarımız doğal olarak okulların tatil olduğu dönemlere rastlar. En uzun ve en yoğun dönemimiz 3 aydan fazla süren ve günde 250 ila 500 arasında lise ve üniversite öğrencisinin katıldığı yaz dönemidir.

Yazları, matematik bölümü öğrencilerine yönelik dersler devam ederken, lise öğrencilerine yönelik her biri ikişer haftalık 6 ya da 7 program gerçekleştirilir. Yazokullarına dair daha fazla bilgi ileride verilecektir.

Ocak ve şubat aylarına rastlayan aratatilde de lise ve üniversite programları düzenleriz. Aynı anda en fazla 200 kişinin konaklayabildiği bu programlar olabilecek en üst düzeydedir.

Tüm millî ve dinî bayramlarda kısa da olsa mutlaka bir program düzenlenir.

Matematik Köyü tatiller dışında da ziyaretçilere açıktır. Tatiller dışında ilkokuldan üniversiteye kadar her seviyede eğitim kurumu Köy’e günübirlik ya da bir haftaya kadar uzayabilen ziyaretler gerçekleştirebilir.

2017’de Matematik Köyü yazokulu ve kışokulu programlar dışında 10.379 gence hizmet vermiştir. Bu tür program dışı gezilerde genellikle Ali Nesin ders verir.

Nesin Matematik Köyü

Matematik Nobeli Ali Nesin

Nesin Matematik Köyü Yazokullarının Amaçları

Lise programlarımızın amaçlarını şöyle özetleyebiliriz:

1) Gençleri soyut düşünceyle tanıştırmak, gençlere matematik zevkini aşılamak, gençlerin yoğunlaşma kapasitelerini ve soyutlama becerilerini artırmak.

2) Matematiksel ve bilimsel eğitim görmek isteyen liseli gençleri, akademisyenlerden ders aldırarak üniversiteye hazırlamak, üniversitede kendilerini ne beklediğini göstermek,

3) Maddi imkânlardan yoksun başarılı ve çalışkan gençlere fırsat tanımak,

4) Daha önce muhtemelen görmedikleri bir matematik göstererek gençlere lisede gördükleri matematiğin dışında olağanüstü güzel bir dünyanın varlığını hissettirmek olarak belirlenmiştir. Lisans ve lisansüstü yazokulunun amaçlarını şöyle özetleyebiliriz:

1) Matematik öğrencilerinin uzun yaz tatillerini akademik yönde değerlendirmek ve birbirleriyle tanışmalarına ve birbirinden öğrenmelerine olanak sağlamak;

2) Genelde müfredatlara sığmayan temel, ilginç ve önemli konuları sunarak ve/ya da müfredatta olan bazı konuların ayrıntılarına inerek öğrencilerin eksikliklerini tamamlamak;

3) Çesitli üniversitelerdeki öğrencilerin başka üniversitelerin öğretim üyelerinden ders almalarını sağlamak ve öğrenciler arasında iletişimi ve bilimsel işbirliğini artırmak;

4) Öğrencileri araştırmaya teşvik etmek, öğrencilerin yıl boyunca çoğu zaman kaybolan matematik heyecanlarını tekrar alevlendirmektir.

Yazokullarımızın, başlangıçta amaçlarımız arasında olmayan ama daha sonra gözlemlediğimiz yararları (bunlara ikincil amaç diyebiliriz):

5) Öğrenciler, deneyimli matematikçilerle 24 saat bir arada yaşayarak, aynı ortamı, aynı atmosferi paylaşarak, bilimsel tavır, yaşam biçimi, hayata bakış, çalışma/düşünme biçimi gibi sözle ancak muğlak biçimde anlatılacak bazı nitelikleri kazanmışlardır;

6) Yurtdışına bulunan doktora öğrencilerimiz yaz tatillerinde bir iki hafta Türkiye’de ders vererek, hem ülkeyle ilişkileri pekişmiş hem de birbirleriyle tanışarak ortak çalışma yapmalarına fırsat yaratılmıştır.

7) Büyük şehirlerde yasayan ve kabuğuna çekilmiş bazı öğretim üyelerinin toplumsal bir görev yerine getirmeleri ve ülkeyi ve ihtiyaçlarını daha iyi tanımaları sağlanmıştır.

8) Biraz daha ileri seviyedeki öğrenciler bildikleri konularda arkadaşlarına seminer vererek “öğretmenlik” deneyimleri artmıştır.

Nesin Matematik Köyü

Matematik Nobeli Ali Nesin

Yazokulunda Yaşam:

Lise öğrencileri, her biri ikişer saat olan dört derse katılarak, günde en az 8 saatlerini sınıfta geçirmek zorundadır. Ayrıca lise öğrencileri için haftada en az üç gün iki saatlik etüt vardır. Üniversite öğrencileri ise günde en az 4 saatlerini sınıfta geçirmek zorundadır. Haftada 6 gün ders yapılır. Haftanın en az üç günü gece seminerleri düzenlenir. Tatil günlerinde isteyen öğrencilerle bir geziye gidilir.

Yemekten sonra ya da ender olarak öğle arasında program dışı konuşmaların, gösterilerin, tartışmaların, müzik dinletilerinin ve konserlerin de olduğu olur. Köy’de televizyon, radyo, genel müzik yayını gibi yoğunlaşmayı engelleyecek öğeler yoktur.

Öğrenciler bulaşık, temizlik, yemeğe yardım, bahçe sulama gibi Köy’ün günlük işlerine, dönüşümlü olarak günde bir-iki saat ayırmakla mükelleftirler.

Dersler ve günlük işler dışındaki zamanlarını öğrenciler istedikleri gibi geçirebilirler. Üniversitelilerin büyük çoğunluğu ve liselilerin üçte biri kadarı bu boş zamanlarında da toplu olarak ya da tek başlarına matematik çalışırlar.

Bilenin bilmeyene anlattığı, kardeşliğin ve paylaşımcılığın hüküm sürdüğü, herkesin inancını dilediği gibi yaşayabildiği, kimsenin hayata bakışını sergilemekten kaçınmayacağı, “mahalle baskısı”ndan uzak özgür bir ortam yaratmakla gurur duyuyoruz.

Yazokulu sonunda öğrencilere diploma, berat gibi bir belge verilmez. Genellikle sınav yoktur, olduğunda da not verilmez.

Düzenlediğimiz diğer programlar da belki bir iki istisna dışında yukardaki şablonu izlerler.

Yazokulu Öğrencileri:

Yazokullarımıza Türkiye’nin dört bir köşesinden (ama doğal olarak daha çok büyük şehirlerimizden) başvurulmaktadır. Genellikle orta halli ve yoksul ailelerin çocukları başvurmaktadır. Öğrencinin, velisinin zorlamasıyla değil kendi isteğiyle Köy’e gelmesi esastır.

Öğrencinin başvurusunun kabul edilmesi için başarı kriteri aranmaz ve bunun için ayrıca bir sınav yapılmaz. Öğrencinin matematiği öğrenmek istiyor olması ve en azından liseye geçmiş olması kabul edilmesi için yeterli nedendir.

Nitekim birçok öğrenci, Köy’e geliş nedenlerini “matematiğe son bir şans daha vermek” türünden açıklamalarla anlatmıştır. Bu koşulu sağlayan hiçbir öğrenci yerimiz olduğu sürece reddedilemez, yazokulunun ücretini ödeyecek ekonomik olanaklarından mahrum bile olsa. Bu değişmez ilkemiz internet sitemizde ve broşürlerimizde açık açık yazmaktadır.

Nesin Matematik Köyü’nün Yaz Dışı Etkinlikleri:

Yaz dışındaki mevsimlerde Matematik Köyü’nde iki tür etkinlik yapılmaktadır. 1) Köy’ün düzenlediği ve çağrı yaptığı programlar, 2) Başkaları tarafından düzenlenmiş, Köy’ün ev sahipliği yaptığı ve çoğu zaman Ali Nesin’in ders verdiği günübirlik ya da 1 haftaya kadar uzayabilen programlar.

Nesin Matematik Köyü İnsan gücü:

Köy’de 22 kişi yaz kış maaşlı çalışmaktadır. Gönüllü çalışan sayısı ise yazları her hafta 25 ila 30 arasında değişmektedir. Bunların dışında Köy’deki tüm işler öğrenciler, hocalar ve gönüllü çalışanların yardımıyla ortaklaşa yapılmaktadır.

Dalında dünya çapında bir başarıya imza atmış akademisyenlerden oluşan eğitmenlerimiz Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden ve dünyanın dört bir yanından gelmektedir ve gönüllü olarak çalışmaktadırlar. Yol paralarını bile kendi ceplerinden verirler.

Nesin Matematik Köyü Finansal Durum

Matematik Köyü, TÜBİTAK gibi ülkede bilimi desteklemek amacıyla kurulmuş olan resmî kurumlar tarafından desteklenmeliydi. Dünyanın her yerinde bu böyledir, çünkü temel bilim okumak isteyen gençler genellikle memur ya da öğretmen gibi dar gelirli ailelerden yetişir.

Ne yazık ki 2008 yılından sonra TÜBİTAK Matematik Köyü’ne desteğini çekmiştir. Son altı buçuk yıldır lise ve lisans programlarımızı hiçbir biçimde desteklememektedir. Lisansüstü programlarımız ise maliyetimizin altında kalan minimum bir meblağ ile ve arada sırada desteklemektedir.

Bir öğrencinin 2016-2017 yılında bir günlük maliyeti (yıllık gideri Matematik Köyü’nde konaklama sayısına böldüğümüz zaman elde edilen sayı) yaklaşık 78 TL’dir.

Nesin Matematik Köyü Bağış hesap numaraları

Nesin Vakfı

İş Bankası, Parmakkapı Şubesi

Şube kodu: 1042

Hesap numarası: 0687054

IBAN: TR170006400000110420687054

Nesin Vakfı

Vakıf Bank, Çatalca Şubesi

Şube kodu: 00237

Hesap numarası: 00158007272068355 IBAN: TR730001500158007272068355

PERPA HABERLER   PERPA ANA SAYFA   PERPA İLETİŞİM

ELEKTRİK MALZEMELERİ

Neden Yerel Tohum, Önemi, Besleyiciliği, GDO

Neden Yerel Tohum

Yerel Tohum

Yerel Tohum

Yerel Tohum üzerine Buğday Derneği’nin hazırladığı, kısa ama çarpıcı bir yazı

Yerel tohum çok önemli, çünkü…

Yerel tohumlar, bulundukları iklime, toprağa, coğrafyaya ait, binlerce yılda uyum sağlamış güçlü, farklı stres (tuzluluk, susuzluk, hastalıklar, böcekler, iklim değişiklikleri) ortamlarına dayanıklı ve daha besleyici tohumlarımız yerine tek tip hibrit ve GDO’lu tohumlara bağımlı kalmak, açlığa davet çıkarmaktır.

Yerel Tohum

Yerel Tohum

Yerel tohumları kaybettiğimizde, bir tarafta bu dirençli ve besleyici gen kaynaklarımızı yitiriyor, patentli sertifikalı tohumları yaygınlaştırıp tohum tekellerini zenginleştirip yerli tohumları tohum bankalarına hapsederken, diğer yanda gıda güvenliğimizi çokuluslu birkaç şirketin eline bırakıyoruz.

Yerel Tohum

Yerel Tohum

Yerel tohumları kaybettiğimizde, tohum kaynaklarımız birkaç şirketin tekeline geçerken tarım alanlarımızın da büyük kısmı bu tohumlarla ekildiğinden farklı ve çoklu strese dayanıklı olmayan ve o coğrafyaya ait olmayan türlerin olası bir kuraklık, hastalık ve böcek saldırısı karşısında yaşanacak kayıplar sebebiyle doğabilecek bir kıtlığa kucak açıyoruz.

 

Yerel Tohum

Yerel Tohum

Konu sadece gıdada bağımsızlık ve açlık ile de sınırlı değil. Hibrit ve laboratuvar ortamında üretilen GDO’lar doğadaki gen kaynağımız olan yerli/yabani ırklarla tozlanabiliyor, biyolojik çeşitliliği ve ekosistemi tehdit ediyor. 1996–2009 tarihleri arasında GDO’lu tohumlarla ilgili 57 ülkede 216 bulaşma vakası tespit edildi. İnsan sağlığı ve ekosistem/doğa üzerindeki olası etkileri uzun yıllara dayanan araştırmalar yapılmadan kullanıma sunulan GDO’lu tohumlarla dünyamız ve insanlık, rızası olmadan denek olarak kullanılıyor.

Yerel Tohum

Yerel Tohum

Finlandiyalı bilim insanlarınca Science and Society dergisinde yayınlanan araştırma sonuçları biyolojik çeşitliliğin azalması ile astım, alerjik hastalıklar, kanser çeşitleri ve hatta depresyon gibi hastalıklar arasındaki bağlantıya dikkat çekiyor.

 

Yerel Tohum

Yerel Tohum

Besin değerlerindeki erozyon

Çin’de 1949’da 10.000 buğday çeşidi varken, 1970’lerde sadece 1.000 adedi kalmıştır. (Norberg-Hodge, Goering, 2001) ABD’de lahana çeşitlerinin %95’i, mısır çeşitlerinin %91’i, bezelye çeşitlerinin %94’ü, domates çeşitlerinin %81’i kaybolmuştur. FAO’nun 150 ülke raporuna dayanarak yayınladığı çalışmaya göre son yüzyılda dünya biyolojik çeşitliliğinin yaklaşık %75’i kaybolmuştur. (FAO, 1996) Tayland’da 1990’da dört çeltik çeşidi ekiliş alanının yarısını kaplamıştı. Bir yıl sonra direnç kazanan bir kahverengi çekirge, biyoçeşitliliğini kaybetmiş Tayland pirinç alanlarını tahrip etmiş ve 400 milyon dolar değerindeki 2,5 milyon ton üretim kaybına neden olmuştur. (Douthwaite, 2002) 

 

Yerel Tohum

Yerel Tohum

İngiltere’de yapılan bir araştırmada 1930’da ve 1980’de Tarım Bakanlığı’nın gerçekleştirdiği sebze ve meyvelerin mineral madde değerlerini içeren araştırmaların sonuçları karşılaştırılmıştır. Buna göre 50 yıllık bu sürede sebzelerde kalsiyum, magnezyum, bakır ve sodyumda, meyvelerde ise magnezyum, demir, bakır ve potasyumda önemli düzeylerde gerilemeler oluşmuştur. Sonuçlar bu düşüşlerin endüstriyel tarımın gelişmesinden veya çeşitlerin değişmesinden meydana gelebileceği şeklinde yorumlanmıştır. (Mayer, 1997)

 

Yerel Tohum

Yerel Tohum

ABD’de benzer tarzda yapılan bir araştırma ile 1950–1999 yılları arasındaki 50 yıllık süre içinde çoğu sebze olan 43 sebze ve meyvede 13 besin maddesinde besin değerlerindeki değişimler incelenmiştir. (Davis ve ark., 2004) Protein, kalsiyum, fosfor, demir, riboflavin ve askorbik asit düzeylerinde 1999’da 1950’ye göre düşmeler görülmüştür. Örneğin ıspanakta askorbik asitte (C vitamini) düşme oranı %52’dir. Soğanda ise bu düşme %28’dir. Demir oranındaki düşüşler soğanda %56, ıspanakta ise %10 olmuştur. Araştırmacılar bitkilerin besin içeriklerindeki değişimleri aradan geçen bu süre içinde çeşitlerdeki farklılık ile açıklamışlardır. Islah çalışmalarında verim artışı sağlanırken besin maddelerinde düşüş gerçekleşmektedir. Araştırmacılar brokoli, patates vb. birçok üründe değişik çeşitleri kullanarak aynı koşullar altında yapılan denemelerde antioksidanlarda görülen farklılıkların çeşitlerden kaynaklandığını belirtmişlerdir. Bu nedenle bugün organik tarım yapan üreticilerin endüstriyel çeşitleri kullanarak besleyici değeri yüksek ürünler elde edemeyeceklerini, eski çeşitlerin veya besin içeriği açısından geliştirilecek yeni çeşitlerin kullanılması gerekeceğini de eklemektedirler.

Kaynak: http://www.bugday.org/portal/haber_detay.php?hid=5847

HABERLER   ANA SAYFA   PERPA

Geri dönüşüm devrimi

Çok yakında atıklarda geri dönüşüm devrimi geliyor

Geri dönüşüm devrimi

Geri dönüşüm devrimi

Geri dönüşüm devrimi

Son yıllarda atıklarda geri dönüşüm devrimi yaşanıyor. Bilim insanları, plastik, naylon gibi petrol türevli atıkların geri dönüşümü konusunda ilginç yöntemler geliştiriyorlar. Bazı ülkeler ülkedeki çöpün neredeyse tamamını geri dönüştürmeye başlamışlar.

Japonya’da yıllar önce bir bakterinin PET malzemeleri yiyerek beslendiği keşfedildi. Bu keşif üzerine çalışan bilim insanları tüm plastik atıkları yok edebilecek bir enzim üzerinde çalışma yürütüyorlar. Okyanuslara dökülen petrolün bazı bakteriler tarafından tüketildiği anlaşıldı.

Geri dönüşüm devrimi

Geri dönüşüm devrimi

Tüm bu gelişmeler olumlu görünsede çalışmaların endüstriyel düzeyde uygulamasına henüz çok uzağız. Bu konuda İsveçin başardığı atıkların % 95’e varan oranda atıkların geri dönümü proje ve uygulamaları dikkat çekiyor.

Önümüzdeki 10 yıl içinde petrol türevli plastik atıklara bir çözüm bulunmaz ise okyanuslardaki canlılığın hızlıca yok olacağı düşünülüyor. Bu durumda İsveç’in uyguladığı geri dönüşüm projelerini dikkatle incelemek gerekiyor.

Konu ile ilgili çeşitli kaynaklardan derlediğimiz bilgileri bir dosyada toparladık.

Geri dönüşüm devrimi

Geri dönüşüm devrimi

Geri dönüşüm devrimi

Plastiği çözen enzim geliştirildi

Ideonella sakaiensis

Ideonella sakaiensis

Yaşasın Ideonella sakaiensis

Bilim insanları, doğada çözünmeyen ve kirliliğe yol açan plastikleri çözebilecek bir enzim geliştirdi.

Plastik şişelerde kullanılan PET’lerin doğada çözünmesi yüzlerce yıl sürebiliyor. Fakat PETase adlı enzim sayesinde plastikleri birkaç gün içinde çözündürmek mümkün olabilir.

Geri dönüşüm devrimi

Geri dönüşüm devrimi

Bu plastik geri dönüşümünde bir devrim yaratarak plastiklerin daha verimli bir şekilde yeniden kullanılmasını sağlayabilir.

Japonya’da bir çöplükte keşfedilen enzim, doğada da PET “yiyen” bir bakteri tarafından salgılanıyor. Ideonella sakaiensis adlı bakteri, plastik yiyerek ürettiği enerjiyle hayatta kalıyor.

Araştırmacılar bu türü liman kenti Sakai’de bir plastik geri dönüşüm tesisinde 2016 yılında bulmuştu.

Geri dönüşüm devrimi

Geri dönüşüm devrimi

Sahildeki plastik şişeler

Araştırmada yer alan Prof. John McGeehan, plastiğin yalnızca 50 yıldır doğada büyük miktarlarda var olduğuna dikkat çekerken bu sürenin bir bakterinin evrim geçirmesi için kısa bir süre olduğunu söyledi.

PET’lerin dahil olduğu plastik grubu olan polyesterler doğada da oluşuyor.

Portsmouth Üniversitesi’nden Prof. McGeehan bu polyesterlerin bitki yapraklarını koruduğunu, bakterilerin de milyonlarca yıldır bunları yemek için evrimleştiğini, fakat bu polyesterlerden PET yemeye geçmelerinin beklenmedik bir hızda yaşandığını belirtti.

Bilim insanları PETase enziminin nasıl çalıştığını çözdükten sonra küçük eklemelerle bu enzimi daha verimli hale getirdi.

Geri dönüşüm devrimi

Geri dönüşüm devrimi

PETase molekülü

Araştırmacılar PETase’nin detaylı modeli üzerinde nasıl geliştirmeler yapabileceklerini bulmaya çalışıyor

Bu durum, PETase’nin evriminin tamamlanmadığını, 50 yıllık kısa süre içinde bu kadar evrimleşebildiğini gösteriyor.

Araştırmacılar enzimi PET’e alternatif olarak geliştirilen bitki tabanlı PEF plastiğinde denediğinde bir sürprizle daha karşılaştı: PETase, PEF’leri daha başarılı bir şekilde çözüyordu.

Geri dönüşüm devrimi

Geri dönüşüm devrimi

Prof. McGeehan, mevcut geri dönüşüm tesislerinde polyesterlerin her geri dönüşümde kalitelerinin düştüğünü, bir süre sonra kullanılamaz hale geldiğini fakat PETase’nin plastiği temel yapı taşlarına ayrıştırarak daha iyi bir geri dönüşüm sağlayacağını söyledi.

Enzimin endüstriyel seviyede üretilmesi içinse en az birkaç yıla ihtiyaç var. Bunun için PET’i daha hızlı çözebilen bir hale getirilmesi gerekiyor.

“Portsmoth Üniversitesi’nde yürütülen araştırmada doktora öğrencileri ve hatta lisans öğrencileri de yer alıyor.

Laboratuvarlarını ziyaret ettiğimde, duydukları heyecanın bulaşıcı olduğunu fark ettim.

Geri dönüşüm devrimi

Geri dönüşüm devrimi

PET’i geliştirmek zeka isteyen bir mühendislikti ve şimdi onu tekrardan çözmenin yolunu bulmuş olmaktan ötürü çok mutlular. Plastik kirliliği tehdidiyle büyüyen bu insanlar bu sorunu çözmek için büyük motivasyona sahip.

Fakat bu enzimi gerçek hayatta kullanılır hale getirmek için de büyük çaba gerekecek.

Bu enzimi ucuz bir şekilde üretebilmek aşılması gereken engellerden biri, diğeri ise bunu endüstriyel seviyede kullanabilmek.

Bu “hızlandırılmış bilimin” bir örneği. Bir bakteri türü yalnızca birkaç on yıl içinde plastik yiyerek hayatta kalacak şekilde evrimleşti. PET’leri çözen enzimi ise yeni keşfedildi.

Şimdi elimizde bu enzimin bilim insanları tarafından daha da geliştirilmiş hali var. Plastik kirliliği kriziyle mücadelede bunun gibi bir gelişme hayati öneme sahip.”
David Shukman, Bilim Editörü

Geri dönüşüm devrimi

Geri dönüşüm devrimi

Petrol yiyen bakteriler okyanusları kurtarabilir mi?

ALCANIVORAX BORKUMEMSIS

Petrol ve petrol ürünlerinin çevreye zararları saymakla bitmiyor. Çoğunlukla kazalar sonucu yaşanan petrol sızıntılarıyla mücadele için, bilim insanları yeni yöntemler üzerinde çalışıyor. Petrol yiyen bakteri türleri üzerinde çalışan araştırmacılar, bu mikro-organizmaların okyanusları temizleyebileceğini söylüyor.

Petrol yiyen bakteriler okyanusları temizleyebilir mi?

Kanada’nın Quebec Üniversitesi araştırmacıları petrol yiyen bakteriler üzerinde yıllardır yapılan araştırmaların parlak sonuçlar verdiğini açıkladı.

Geri dönüşüm devrimi

Geri dönüşüm devrimi

Dünya okyanuslarının bazı bölgelerinde yaşanan petrol sızıntılarının kendi kendine yok olduğunu gören araştırmacılar “Alcanivorax borkumemsis” adlı bakterinin petrol ve doğalgaz bileşenlerini tükettiğini söylüyorlar.

10 yıldır bu mikro organizmalarla çalışan Kanadalı araştırmacılar bakterinin salgıladığı enzimleri petrol sızıntısına maruz kalmış toprak örneklerine uyguladı. 

Bakterilerin ham petrolün yanı sıra benzen ve tolüen gibi petrol türevlerini de temizleyebildiği ortaya çıktı.

Uzmanlar bakterilerin, petrol sızıntılarının yanı sıra petrokimya tesislerindeki atıkları temizlemek için kullanılabileceğini söylüyor.

Petrol yiyen bakterilerin doğal yaşama herhangi bir zararı olmadığı ifade ediliyor. Dünyanın farklı bölgelerindeki araştırmacılar, bu bakterilerin büyük ölçekte kullanılabilmesi için çalışıyor.

Geri dönüşüm devrimi

İsveç’in çöpte geri dönüşüm devrimi!

Geri dönüşüm devrimi

Geri dönüşüm devrimi

İsveç’in hedefi 2020 yılına kadar sıfır atıklı bir ülke olmak. Bugün ülkedeki evsel atıkların yüzde 99’undan fazlası bir şekilde geri dönüştürülüyor.

ÇEVRE bilinci ve atık yönetimi söz konusu olduğunda, İsveç dünyanın en ileri ülkelerinden biri olarak öne çıkıyor. Ülke neredeyse tüm atıklarını geri dönüştürüyor ve bu süreçte elektrik ve ısı üretiyor. İsveç’in atıklarının yaklaşık yarısı elektrik, bölgesel ısıtma ve uzaktan soğutma için enerjiye çevriliyor.

Hatta Norveç gibi komşu ülkeler İsveç’e para ödeyerek çöp satıyor. Böylece yakma işlemini daha ucuza İsveç’te yaptırarak, ortaya çıkan metal küllerini de geri alıyor. İsveç’in bu “çöp devrimi” başarısını İstanbul’da bir araya geldiğimiz İsveç Başkonsolosu Therese Hyden anlattı. Hyden, geri dönüşüm devriminin evlerden başladığını anlatarak şunları söyledi:

Çöpte devrim formülü“2020’ye kadar sıfır atık hedefleyen bir vizyon ortaya koyduk, bunun arkasında elbette bir strateji ve plan var. Geri dönüşüm doğal olarak gelen bir şey değil. Düzenlemenin, iletişimin, yatırımların ve atıkların geri dönüşüme gönderilmesini sağlayan sistemlerin bulunmasının sonucu. Sıfır atık, artık toplum olarak bizden hiçbir atık veya çöpün çıkmayacağı anlamına gelmiyor. Tam tersine eğilim olarak daha fazla tüketiyoruz ve hala daha fazla atık üretiyoruz.

Elbette bu başlı başına bir sorun ve insanoğlu olarak ürettiğimiz atık miktarını azaltmayı düşünmemiz gerekiyor. Ama diğer önemli şey ürettiğimiz atıklarla nasıl başa çıkılacağıdır. Bunu yapmanın birkaç yolu var: Biri geri dönüşüm, diğeri de atıkları enerji gibi başka amaçlar için kullanmak. Yani çöpten enerji üretimi.”

Çöp bedava

Geri dönüşüm devrimi

Geri dönüşüm devrimi

Hyden, 3 tonluk çöpten elde edilen enerjinin 1 ton akaryakıttan sağlanacak enerjiyle eşdeğer olduğunu belirterek, “Çöpten enerji üretimi ve geri dönüşüm stratejimizde önemli rol oynadı. Çöp her daim var ve bedava. Bu nedenle çöpünüzü değerlendirmek aslında bir yatırım” diyor.

Hyden, İsveç’in çöpü enerjiye çevirirken bir anlamda çöpü altına çevirmiş olduğunu belirterek, “Evet, nüfus olarak çok kalabalık değiliz, 10 milyon kişiyiz. Ancak hane halkları arasında evsel atıklarımızın yüzde 99’unu geri dönüştürüyoruz” diyor.  İsveç’in yolculuğunun bireylerden başladığını vurgulayan Hyden, ‘Çöp Devrimi’nin formülünü şu sözlerle anlatıyor:

“Evden başlayarak çöpleri ayrıştırıyorsunuz, bunu belediyenin sağladığı altyapıyı kullanarak yapabiliyorsunuz. Yaşadığınız yerde her zaman bir çöp toplama noktası oluyor. Dışarıdaki çöp kutuları sadece bir tane değil; teneke kutular, kağıt, evsel atık, cam ve plastik için evinizin hemen önünde ayrı çöp kutularına sahip oluyorsunuz. Zaten çöpler burada ayrılıyor.

Tabii bu sistemi bir gecede kurmadık. ‘Çöpümüze dikkat etmek için zaman harcıyoruz, bu başka birinin işi değil mi’ şeklindeki algıyı kırdık. Bunun da arkasında eskiden beri gelen doğaya erişim geleneği ile çöp ve atık yönetimindeki erken mevzuat ve düzenlemeler var. 

İsveç’te açık havaya erişim hakkı diye bir hak var. Yani İsveç’te herhangi bir doğaya, ormana girme hakkınız vardır ve burada gidip bir piknik veya istediğiniz her şeyi yapabilirsiniz ancak geçerli olan birkaç kural vardır. Bu kurallardan biri, arkanızda çöp bırakmamanızdır. Orada ürettiğiniz çöpleri yanınıza alırsınız, böylece doğada hiçbir iz bırakmamış olursunuz. Bu yüzyıllık bir şey, hala sahip olduğumuz bir gelenek ve şimdi de anayasamızın bir parçası.

Ve bugün, bir parkta çöp attığınız zaman, polisin size gelip para cezası verebileceğine dair yasalarımız var. Ancak, sadece yasalara sahip olmak çözüm değil. Biraz da davranış, zihniyet, tavır ve geleneklerle ilgili… Bu, diğer insanlara bakan bir çocuk olarak öğrendiğiniz bir şeydir, kendi ailenizdeki, kendi toplumunuzdaki sosyal normlardır. Çöpünüzü doğaya değil de çöp kutusuna atmanızı söyleyen bir sosyal norm varsa, o zaman siz de böyle davranırsınız.”

Therese Hyden

Therese Hyden

Teşvik edin

ÇÖP toplamadan geri dönüşüme uzanan sistemin sadece sosyal normlar değil, teşviklere de dayandığını belirten Hyden, “İnsanların geri dönüşüm yapmasını nasıl sağlarsınız? Bunun bir yöntemi geri dönüştürürken karşılığında bir şey almak. Örneğin İsveç’te uzun süredir her türlü plastik ve metal kutuları iade ettiğinizde depozito alabiliyorsunuz.

Bu geri dönüşüm makinelerini İsveç’te herhangi bir gıda dükkanında bulabilirsiniz. Şişelerinizi makineye koyuyorsunuz, karşılığında bir fiş alıyorsunuz ve bunu kasada ödeme yapmak için veya paraya çevirmek için kullanabiliyorsunuz. Hiçbir yerde ortalıkta atılı şişe veya teneke göremezsiniz çünkü birisi bunu toplar ve gidip parasını alır” diyor.

Türkiye’nin çöp potansiyeli

ÇÖPTEN enerji üretmek için Türkiye’de iyi bir potansiyel olduğunu söyleyen Hyden, “Türkiye artan nüfusa, yüksek tüketime sahip. Her yerde çok miktarda ambalaj, plastik kullanımı var. Bu da toplanması gereken önemli bir atık ve çöp kaynağı olduğunu gösteriyor. Elbette bu zaten toplanıyor. Geliştirilmesi gereken ise geri dönüşüm ve atıktan enerji için altyapı.

Türkiye ve İsveç bu alanda işbirliği yapabilir. Geri dönüşümden, hem ısı hem de elektrik sağlayabilirsiniz. Bir şekilde zaten bu çöpten kurtulmanız lazım. Çöp yakmak da tamamen temiz değil, bu nedenle öncelikle mümkün olduğunca tekrar kullanabilmek önem taşıyor. Ama tekrar kullanamayacağınız şeyleri bu sisteme gönderebiliyorsunuz” diyor.

Türkiye’de belediyelerden bunu yapmak için büyük talep olduğunu kaydeden Hyden, “Biz kuzeyde küçük bir ülkeyiz, hayatta kalmak için adapte olmanız gerekiyor. Bu da bu tür değişiklikleri bir tehdit olarak değil, bir fırsat olarak görmemize yardımcı oldu” diyor.

Plastik, baskılı, ücretli poşetleri kullanımına dair yeni Plastik Poşet Yönetmeliği yayınlandı.
Kaynaklar:
NTV    BBC   Hürriyet

HABERLER   ANA SAYFA

 

Organik Zeytinyağı

Organik Zeytinyağı Soğuk Sıkım Naturel Sızma

Organik Zeytinyağı

Organik Zeytinyağı

Organik Zeytinyağı

Organik Zeytinyağı

Zeytinyağı

Zeytinyağı

Derler Ki, Cennette Iki Ağaç Vardır; Incir Ve Zeytin, İncir Gerçek, Zeytin Ise hayat ağacıdır.

Bir kişinin değil, farklı iş ve yaşam tecrübelerini sepetine koyup, her gün yeni bir heyecanla aynı hayalin peşinden yola koyulan ve Maia Organik’te buluşan bir ekibin hikayesi.

Sağlığınız ve lezzete dair her şey, bizim için bir tutku. Şimdi ise, en kaliteli organik zeytinyağı ürünleri bulabileceğiniz bir adres.

Organik zeytinyağı ve diğer ürünlerimiz el emeği, göz nuru ve ürünlerimizde hem sağlık hem de lezzet ön planda.

Maia Organik

Maia Organik

Mahsullerimizin doğallıklarını korumak ve sizlere dalından kopartılmış hissi yaşatmak için hiçbir koruyucu, katkı maddesi ve kimyasal kullanmıyoruz.

Bu nedenle, Maia Organik Zeytinyağı ürünleri açıldıktan sonra taze alınan her sebze ve meyve kadar dayanabiliyor. Çünkü sağlığınızı önemsiyoruz ve bir anne gibi düşünüp aile fertlerinin her birinin ürünlerimizi gönül rahatlığı ile tüketmesini istiyoruz.

Myndos

Myndos

Maia Organik Ürünler

Maia Organik Ürünler olarak, üretim aşamasında Muğla’ya özgü geleneklere sahip çıkıyoruz. Ürünlerimizi oluştururken geçmiş zamanlardaki çeşitliliği, yapılışlarındaki sadeliği, basitliği özellikle göz önüne alıyoruz çünkü özlediğiniz tatları sizinle buluşturmayı hedefliyoruz.

Ürünlerimizi mutfağınızda görmeyi arzu ediyoruz çünkü sevdiklerimizle paylaştığımız bu keyifli dünyada her şeyin en iyisini, en doğalını ve sağlıklısını istiyoruz. İşte en çokta bu nedenle mutfaklarınızı önemsiyoruz ve sizin yeni lezzetler yaratmanızda Maia Organik ürünlerini kullanmanızı istiyoruz.

Memecik Zeytinleri

Memecik Zeytinleri

Mutfağınız için sunduğumuz her bir ürünün, en yüksek standartlarda olması için titizlik gösteriyoruz.

Mutfağınıza giden bu en keyifli yolda her gün yeniden görüşmek dileğiyle…

Maia Organik

Soğuk Sıkım Naturel Sızma

Soğuk Sıkım Naturel Sızma

Myndos Organik Naturel Sızma Zeytinyağı 500 ml.

 

Zeytinyağının yoğun lezzetine ve kokusuna aşık iseniz işte karşınızda Myndos Organik Naturel Sızma Zeytinyağı …

Organik zeyinyağı

Memecik Zeytinleri

Aydın iline bağlı Çine ilçesinin MEMECİK zeytinlerinden erken hasat edilerek üretilen zeytinyağımız zeytin meyvesinin antioksidan ve fenol bileşenler açısından en yüksek olduğu dönemde soğuk sıkım teknolojisi ile işlenerek değerlerinden kayıp verilmeden ambalajlanarak sunuluyor.

Sağlık açısından gerekli olan bileşenlerin (Squalen,oleuropin,oleocanhtal) vücudumuza sağladığı yararları göz önünde bulundurursak salatalarda ve kahvaltılık olarak çiğ tüketebileceğiniz gibi, yemeklerde de  zeytinyağı lezzetini seviyorsanız  Myndos Organik Naturel Sızma Zeytinyağımızı kullanabilirsiniz.

Akıcı ve Yakıcı

Akıcı ve Yakıcı

Myndos Organik Naturel Sızma Zeytinyağı, yüksek aromalı (İntensive) sınıfında olup acılık ve yakıcılık değerleri yüksektir.

 

* Dünyanın en büyük ve en prestijli zeytinyağı yarışması sayılan The New York International Olive Oil Competition’a her yıl onlarca ülkeden, yüzlerce zeytinyağı katılıyor. Amaç, en iyi zeytinyağını bulabilmek ve bu yarışma en güvenilir yarışmalardan biri olarak kabul ediliyor.

Maia Organik’in Aydın iline bağlı Çine ilçesinin Organik MEMECİK zeytininden üretilen Myndos bu yarışmada gümüş madalyayı almayı hak etti. Eğer, en iyi zeytin yağını arıyorsanız mutlaka zeytinyağımızı deneyin.

Zeytinlerin Toplanması

Organik yeşil zeytinlerin, dalından koparıldığı andan itibaren, zeytinyağı çıkartılıncaya kadar geçen süre max. 4 saat olduğundan dolayı bu organik zeytinyağı bol miktarda klorofil ve 100g’da 2,30g Antioksidan içermektedir. (4 Saat Organik Zeytinyağı Analizi -TÜBİTAK verileridir)   Zeytinlerin rengi yeşilden pembe olum başlangıcına kadar ki dönemde zeytin dalından el ile özenle hasat edilmiştir.

Zeytin dalından hasat edildiği andan 4 saat içinde yağın elde edilmesinden dolayı oksidasyona uğramadığı için çok düşük asitlidir.  Kokusu kendine özgü, aroması rengi ve parlaklığı ile tam bir sağlık iksiridir…

Zeytin yağı sadece yemeklere lezzet vermekle kalmadığı gibi içerdiği  A, E , D, K vitaminleri sayesinde hücrelerin yenilenmesinde doku ve organların yaşlanmasını geciktirmektede etkilidir. Cildi besler, saçları korur.

İçerdiği linoleik (Omega6) asit sayesinde zeytinyağı diğer yağların aksine kandaki kolesterol oranını yükseltmemekte, tam tersine kontrol altında tutmaktadır. Zeytinyağının en önemli özelliklerinden biride kalp ve damar hastalıkları üzerindeki olumlu etkisidir.

Zayıflama diyetlerinde zeytinyağını öğünlerden çıkartmak son derece sakıncalıdır. Yine zeytinyağının bağırsak, idrar yolları, safra kesesi gastritin giderilmesinde de etkin olarak kullanılabilir. Bir çorba kaşığı zeytinyağı 14 gr, 125 kalori içerir.

Akdeniz ülkelerinde yaşayanların kalp krizi riskinin diğer ülkelere göre daha az olduğu görülmüştür.

Organik Zeytinyağı Nasıl Oluyor

Bir gıda ürününün organik olarak sınıflandırılabilmesi için uluslararası geçerliliği olan denetim firmalarından sertifikalandırılması gerekir.

Üretilen Zeytinyağına ”Organik Zeytinyağı” denilebilmesi için üreticinin iyi niyeti yetmez. AB ve diğer uluslararası kurumların onay verdiği bir firmadan organik olduğuna dair sertifika alınmalıdır.

Organik Sertifikası

Organik gıdalar organik tarım kullanılarak üretilen ürünlere verilen belgelendirme çeşididir. Doğal kaynaklar kullanılarak ve katkı maddeleri ilaç ve benzeri hormanların kullanılmayarak tamamen doğal olarak yapılan tarım sonucu çıkan ürünlere verilen belgelendirme çeşididir.

Organik gıda üretimi bazı ülkelerde devlet tarafından düzenlenen bir uygulamadır.
Organik Etiketlemesi için dört yol vardır

  • %100 Organik; Tüm malzemeler organic olması durumunda
  • Organik Maddelerin en az %95 I olması durumunda
  • Organik maddelerin En az  %70 olması durumunda
  • Organik maddelerin %70 den az olması durumunda
Organik Gıda Belgesinin Faydaları
  • Daha güvenli bir gıda algısı
  • Organik gıdaya olan eğilim
  • Yüksek Pazar payı
  • Kolay gümrük geçişi

Organik zeytinyağı ve diğer gıdaları üreten firmaları Perpa’da kolaylıkla bulabilirsiniz. Perpa Life sitemizden Organik ve doğal gıda firmalarının tüm bilgilerine ulaşabilirsiniz.

Maia Organik

Merkez : Perpa Ticaret Merkezi A Blok Kat: 11 No:1453 Okmeydanı / İstanbul
İstanbul Telefon:
0212 210 45 35 – 37
info@maia.com.tr
 
Organik Doğal Gıda Firmaları
 
PERPA HABERLERİ    PERPA TİCARET MERKEZİ
Enerjinin yıldızları rüzgar güneş jeotermal

Enerjinin yıldızları rüzgar güneş jeotermal

Enerjinin yıldızları rüzgar güneş jeotermal

Enerjinin yıldızları rüzgar güneş jeotermal

Enerjinin yıldızları rüzgar güneş jeotermal

Enerjinin yıldızları rüzgar güneş jeotermal

Enerjinin, tartışmasız bir şekilde, tarımla birlikte en önemli iki stratejik sektörden biri olduğu kuşku götürmez. Niçin stratejik? Çünkü yokluğu halinde normal yaşamınızı sürdürmeniz mümkün değildir. Tarım olmadan yaşayamazsınız, çünkü aç kalırsınız. Enerji olmadan, günümüzde, aydınlatmayı, ısınmayı, soğutmayı, ulaşımı sağlayamazsınız. En temel ihtiyaçlarınızı karşılayamazsınız. 100 katlı binayı asansör olmadan çıkabilir misiniz? Enerji olmadan binlerce kilometre uçakla uçabilir misiniz? Bırakın uçmayı, 10 kilometre uzaktaki işyerinize gidebilir misiniz? Enerji olmadan yiyeceklerinizi buzdolabında saklayabilir misiniz? Çamaşır makinesiz, buzdolapsız, televizyonsuz, fırınsız, bulaşık makinesiz, elektrik süpürgesiz, ocaksız, doğalgazsız, benzinsiz, motorinsiz, cep telefonsuz bir hayat düşünün. Zor değil mi? Hatta ben bu yazıyı elektrik olmadan bilgisayarda nasıl yazardım, nasıl saklar, nasıl mail atardım? 

Enerjinin yıldızları rüzgar güneş jeotermal

Enerjinin yıldızları rüzgar güneş jeotermal

Günümüzde elektriksiz bir hayat düşünmek çok zor. Olmaz değil ama ilkel şartlarda yaşarsınız. En son yaşadığımız durum, bunun ilginç bir yönünü de bize gösterdi. 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimini sekteye uğratmak için ne yapıldı? Bazı kışlaların ve hava üslerinin elektrikleri kesildi. Elektrik olmadan akaryakıt pompaları bile çalışmıyor. Günümüzde artık, enerji yoksa, hiçbir şey yok diyebiliriz. 

 

Son yıllarda enerjide moda terimlerden biri de yenilenebilir kaynak terimidir. Birincil enerji kaynakları belli; kömür, petrol, doğalgaz gibi fosil yakıtlar, diğeri hidrolik, jeotermal, rüzgar, güneş gibi yenilebilir kaynaklar. Nükleer enerjiyi de unutmamak gerekiyor. Tabii burada saymadığımız biyogaz-atık, dalga gibi başka kaynaklar da var. 

 

Enerjinin yıldızları rüzgar güneş jeotermal

Enerjinin yıldızları rüzgar güneş jeotermal

Yenilebilir kaynak neden moda? Çünkü, yenilenebiliyor, tükenmiyor. Kaynak yeniden yeniden oluşuyor. Kömür, petrol gibi doğaya da o kadar zarar vermiyor. Daha çevreci. 

 

Bu konuda ülke olarak ne durumdayız diye merak ettim ve 2016 Programı’nda enerji ile ilgili bölümü inceledim. 

 

Programa göre, ülkemizde elektrik enerjisi üretimi, 1998 yılında 111 milyar kilowattsaat (kWh) iken, 2004 yılında 150 milyar kWh’yi, 2010 yılında 211 milyar milyar kWh’yi, 2014 yılında 250 milyar kWh’yi geçmiş. 2016’da 271 milyar kWh’ye ulaşması bekleniyormuş. Tüketim ise; 3 milyar kWh ihracat, 7 milyar kWh ithalat dikkate alındığında, 275 milyar kWh’yi bulacakmış. Elektrikte net ithalatçı olduğumuz da görülüyor. Kişi başına elektrik tüketimi, 2016 yılında 3 bin 480 kWh’ye ulaşacakmış. Bu yeterli mi? Tabii ki değil. Veriler, bu rakamın, ABD’de 13 bin kWh, Japonya’da 7 bin 750, Almanya’da 7 bin 270 kWh olduğunu ortaya koyuyor. Bu demektir ki kişi başına elektrik enerjisi tüketimimiz, ekonomideki büyümeyle birlikte önümüzdeki 20-30 yılda en az iki katına çıkacak. Nüfus artışını da üzerine koyarsak, üretimi, 20-30 yılda, 2,5-3 katına çıkarmamız gerektiği açıktır.

 

Enerjinin yıldızları rüzgar güneş jeotermal

Enerjinin yıldızları rüzgar güneş jeotermal

Fazla konuyu dağıtmadan asıl dikkat çekici konuya da değinmek istiyorum. Program verilerinden, 1998 yılında jeotermal, rüzgar ve güneşten toplam elektrik enerjisi üretimimizin sadece 90 milyon kWh düzeyinde olduğunu öğreniyorum. O tarihteki toplam elektrik enerjisi üretimin binde 1’i bile değil. Jeotermal, rüzgar ve güneşten toplam elektrik enerjisi üretimimizin, 2006 yılına kadar çok fazla artmamış. 2006 rakamı, 221 milyon kWH. Toplam üretimin binde 1’inden biraz fazla. 2007 ile birlikte hızlı bir artış görüyoruz. 2007’de 511 milyon kWh’ye çıkan üretim, 2008’de 1 milyarı geçiyor, 2009’da 2 milyara dayanıyor. 2010’da 3,5 milyarı aşıyor. 2011’de 5,5 milyara yaklaşıyor. 2012’de 6,8, 2013’de 8,9, 2014’de 10,9 milyar kWh’yi buluyor. Bu yıl 16 milyar kWh’yi aşacağı tahmin ediliyor. 1998’de binde 1 bile olmayan pay, 2016’da yüzde 5,9’u geçecek. 

 

Enerjinin yıldızları rüzgar güneş jeotermal

Enerjinin yıldızları rüzgar güneş jeotermal

2016 yılı böyle tamamlanırsa, rüzgar, jeotermal ve güneşten elde edilen elektrik üretimi, 1998-2016 döneminde 178 kat artmış olacak. Bu yenilenebilir enerji sektörü açısından büyük bir başarıdır.

 

Bu başarıyı görmek için, 1998-2016 döneminde kömürün payının yüzde 32,2’den yüzde 27,7’ye, akaryakıt payının yüzde 7,1’den yüzde 1,6’ya, hidroliğin payının yüzde 38’den yüzde 27,4’e indiğini, biyogaz-atık ve diğer kaynakların payının yüzde 0,2’den yüzde 0,5’e ancak çıktığını görmek yeterlidir. Gerçi, bu dönemde doğalgaz payı da yüzde 22,4’den yüzde 36,9’a çıkrmış görünüyor ama 2008’de doğalgazın payının yüzde 49,7 olduğu göz önüne alınırsa doğalgazın payının da son yıllarda azaldığı anlaşılıyor.

 

Enerjinin yıldızları rüzgar güneş jeotermal

Enerjinin yıldızları rüzgar güneş jeotermal

Kurul güç, 2016 yılında rüzgarda 4930 megawatt (MW), jeotermalde 662 MW, güneş enerjisinde 400 MW düzeyine ulaşacak. Bu üç alanda toplam kurulu güç, 5 bin 992 MW ile 6 bin MW’ye dayanacak; kurulu gücü 2 bin 400 Mw olan Atatürk Barajı’nın 2,5 katına yükselecek. Bunun yeterli olduğunu söylemek de pek mümkün görünmüyor. Neden mi? Yenilenebilir enerji alanına son yıllarda on milyarlarca avro para harcayan, bu alanın lider ülkelerinden Almanya’nın, 2015 yılında rüzgar kurulu gücünün 45 bin MW, 2014 yılında güneş enerjisi kurulu gücünün 38 bin 200 MW olduğu belirtmemiz gerekiyor. Bu rakamlar bizim rakamların çok çok üstünde. Bu bile bizim daha çok yolumuz olduğunu göstermeye yeter de artar bile. Aradaki farkı yürüyerek değil, ancak ve ancak Bolt veya Gatlin gibi koşarak kapatabiliriz.  

 

Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılıktan kurtulmasının daha başka yolu yok. Ülkemiz, kömür, petrol, doğalgaz hatta uranyum açısından zengin bir ülke değil. Yeni kaynaklar bulunur mu bilmem ama aramadan bulunmaz. Bizim, gerçekçi yaklaşmamız, mevcut duruma göre stratejimizi belirlememiz gerekiyor. Benim aklıma, yenilenebilir enerji sektörüne yatırımları hızlandırarak, katlayarak artırmaktan başka elle tutulur, ayağı yere basan bir strateji de gelmiyor.

PERPA HABERLERİ   PERPA TİCARET MERKEZİ    PERPA İLETİŞİM     YENİLENEBİLİR ENERJİ

Arılar Neden Ölüyor

Arılar Neden Ölüyor

Arılar Neden Ölüyor

Arılar Neden Ölüyor

Arılar Neden Ölüyor

Arılar Neden Ölüyor

Dünyada en fazla kovana sahip 2. ülke olmasına rağmen, bal veriminin dünya ortalamasının altında kaldığı, yanlış arıcılık yöntemleri nedeniyle arıların giderek güçsüz düştüğü Türkiye’de, ekolojik ve bütüncül arıcılığın yaygınlaştırılması için Buğday Derneği olarak harekete geçtik.

Arılar Neden Ölüyor

Arılar Neden Ölüyor

“Arılar yeryüzünden kaybolursa insanlığın dört yıl ömrü kalır.” Einstein

AB Erasmus+ desteğiyle yürüttüğümüz “Arıları Yaşatalım” projemizle; ekolojik, doğa dostu ve geleneksel arıcılık yöntemlerinin yaygınlaştırılmasını ve arıcılıkla ilgili tüm paydaşlara bilgi aktarımı yapmayı amaçlıyoruz.

 

Türkiye’de arıcılığın en önemli sorunları olarak arıcıların teknik bilgi yetersizliği, arı hastalıklarıyla mücadelede yanlış uygulamalar, yoğun ve yanlış sentetik kimyasal tarım ilacı kullanımı, bölgeye has saf arı cinslerinin kaybedilmesi, habitat kaybı, ve küresel iklim değişikliği öne çıkıyor.

Arılar Neden Ölüyor

Arılar Neden Ölüyor

Arıcıların teknik bilgi yetersizliği:

Türkiye’de son 20 yılda arıcılık yapan kişi ve koloni sayısında büyük bir artış olsa da, arıcılığa yeni başlayan arıcıların deneyim eksikliği ve yerleşmiş bir arıcılık kültürünün olmayışı nedeniyle, Türkiye koloni sayısında dünyada 2. sırada yer almasına rağmen, birim koloni başına bal verimi ile diğer arı ürünleri üretiminde dünya ülkelerinin çok gerisinde yer alıyor. Bal dışındaki ürünlerin üretimi yok denecek kadar azken, balda ilaç ve antibiyotik kalıntılarının çıkması da yine bilgi eksikliğinden kaynaklanıyor.

Arılar Neden Ölüyor

Arılar Neden Ölüyor

Arı Hastalık Ve Zararlıları ile Mücadele Yetersizliği:

Arı hastalıklarıyla ve parazitlerle sentetik kimyasal mücadele kısa vadede başarılı gibi gözükse de, hem balda kalıntı bırakıyor, hem de uzun vadede koloniyi zayıflatarak hastalıklara açık hale getiriyor.

Sentetik Kimyasal Tarım İlaçları:

Bitkisel üretim yapan işletmelerin kullandıkları pestisit ve insektisitler arıların yaşamını tehlikeye sokan ana unsurlardandır. Yanlış ve zamansız ilaç kullanımından ötürü ülkemizde her yıl ortalama 120 bin arı kolonisinin öldüğü tahmin edilmektedir.

Saf Arı Cinslerinin Kaybedilmesi:

Ülkemizde yaygın olan gezgin arıcılık nedeniyle, arı türleri karışmış, ırka has özelliklerini yitirmiş ve verim kaybına uğramışlardır. Damızlık arı üretiminde cinslerin coğrafi koşullara uygunluğu gözetilmediğinden, gönderildikleri bölgede verim vermeyebilmekte ve gittikleri bölgelerdeki arı cinleriyle karışarak o bölgeye has ırkı da bozabilmektedir.

Habitat Kaybı ve Monokültürel Tarım:

Betonlaşma, çarpık şehirleşme, doğal alan kaybı, büyük çaplı HES, termik santraller gibi doğal dengeleri değiştiren inşaatlararıların yaşadığı ve beslendiği alanların azalmasına sebep oluyor. Monokültür tarım alanlarına kovan taşınması, arıların pek çok bitkiden polenve nektar alması yerine, tek tür bitkiyle beslenmesine sebep oluyor. Bu durum arıların bağışıklık sistemini düşürdüğü gibi, baldaki enzim kalitesini de olumsuz etkiliyor. Şehirlerde ağaçlandırma yapılırken tek tip ağaç ve bitkilerin ekilmesi, arıların aç kalmasına sebep olabiliyor.

Küresel İklim Değişikliği:

Küresel iklim değişikliğine bağlı olarak görülen sıcaklık geçişleri (aşırı soğuk veya aşırı sıcak havalar), mevsim dışı ve sert iklim olayları (dolu, aşırı yağış, kuraklık vb) da arıları olumsuz etkileyen faktörlerden.

 

Buğday Derneği olarak, çözümlere ulaşmak için ilk olarak sorunları doğru tanımlamak gerektiğini düşünüyoruz. Çözümlerle ilgili bilgilendirmeleri sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz. Arıları kurtarmak için hepimize iş düşüyor.

 

Buğday Derneği Sitesinden Alınmıştır.

PERPA HABERLERİ   PERPA TİCARET MERKEZİ    PERPA İLETİŞİM